Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

ÜÇÜNCÜ "F" FATİMA'NIN ANLAMI VE ÖNEMİ



Cumhuriyet Gazetesi bir okul, bir üniversite.

Sadece yazarlarıyla değil, okurlarıyla da bir üniversite.

Ben Cumhuriyet yazarı olana dek, sadece yazarları okuyarak bu eğitim kurumundan yararlanıyordum.

Şimdi yazar oldum ve okurlardan da yararlanıyorum.

Aydın Cumhuriyet okuru, yılmaz; eksik ya da yanlış gördüğü bir nokta için, sadece gazetenin santralını bombardıman etmekle kalmaz, bir türlü kurtulamadığınız vicdanınız gibi sizi heryerde izler ve sonunda size ulaşarak eğitiminize katkıda bulunur.

Cumhuriyet'te yazmaya başladığım 1996 yılından beri, okurlarımdan öğrendiklerim, neredeyse yazar arkadaşlarımdan öğrendiklerim kadar çok diyebilirim.

Şimdi gelelim "Fatima"ya.

Kuledibi Hastahanesi hekimlerinden değerli okurum Ali Rıza Sığırcı, benim "Galatasaraymania" başlıklı yazımda İspanya ve Portekiz'e yollama yaparak belirttiğim, faşist rejimlerin kullandığı "üç f" formülünün, "futbol, fado fiesta" değil, "futbol, fado Fatima" olduğunu söyledi.

Değerli okurum, ayrıca, bu formülün genellikle sanıldığı gibi İspanya diktatörü Franco tarafından değil, Portekiz diktatörü Salazar tarafından icat edildiğini de ekledi.

Söyledikleri sadece gerçeğe değil, mantığa da uygundu. Çünkü "fado" zaten müzik olarak "eğlenceyi" de simgeliyor ve "fiesta"nın yerini de tutuyordu. Okurumun belirttiği gibi bu "uyutma formülünün" üçüncü ögesi, "Fatima"nın simgelediği "din" idi.

Ben de zaten "Galatasaraymania" yazımın Cumhuriyet'te yayımlanacağı Pazartesi günü için, kongar.org adresindeki İnternet sitemi, her hafta yaptığım gibi yenilerken, "Güncel" bölümünde Vatikan'ın yaptığı son açıklamayı gündeme getirmiş ve Türkiye'deki terör eylemlerini tüm boyutlarıyla çözümlemek isteyenlerin, "Fatima'nın üçüncü sırrı"na dikkat etmelerini salık vermiştim.

Böylece, Türkiye'de, din kökenli çetelerin ve cinayetlerin gündeme yerleştiği bir sırada, bu eylemlere uluslararası gizli örgütler düzeyinde verilen desteklerin de hesaba katılabilmesı için, Katolik Kilisesi'nin açıklaması ile iyice belirginleşen, Sovyetler Birliği'ni çökertmeye yönelik "Soğuk Savaş" döneminde "bir Komünizm karşıtı ideoloji olarak din"in kullanılma stratejisine dikkat çekmek istemiştim.

Benim İnternet sitemde dikkati çekmeye çalıştığım nokta, Ali Rıza Sığırcı'nın bu sütunda yayımlanan yazım hakkındaki uyarısı ile birdenbire "Aydınlanma" başlığı altında bütünleşti.

Konunun genel çizgilerini şöyle özetleyebilirim:

1945 yılından itibaren tüm dünyayı pençesine alan "Soğuk Savaş", Batı Dünyası'nın, Sovyetler Birliği'ne karşı "silah teknolojisi üstünlüğü", "piyasa ekonomisinin verimliliği" "uzay yarışı", "demokratik hak ve özgürlüklerin yaygınlaştırılması", "tüketim kalıpları açısından yükselen beklentiler devrimi" gibi stratejileri kullanmasına yol açmıştı.

Sovyetler Birliği'ne karşı kullanılan "ideolojik ögelerin" başında ise "din" ve "milliyetçilik" geliyordu.

Tabii ki önce yaygın olarak Ortodoksluk, sonra Katoliklik, daha sonra da İslam. Aslında gerek Hıristiyanlık, gerekse Müslümanlık, "ateist"(dikkat, "laik" değil, "ateist") nitelikli Sovyet rejimine karşı ittifak içindeydiler.

Üstelik "din", Sovyetler'i sadece "içerden" çökertecek bir "protesto ideolojisi" olarak değil, "dışardan" da kuşatma altına alacak bir "yeşil kuşak"(Türkiye, İran, Afganistan, Pakistan) oluşturmak için kullanılıyordu. Özellikle "yeşik kuşak" açısından İslam dini, ilgili ülkeleri birleştirien bir ideoloji olarak özel bir önem taşıyordu.

İşte Portekiz'deki Fatima kasabasında 13 Mayıs 1917 tarihinde meydana geldiği ve altı ay süre ile her ayın 13'ünde tekrarlandığı öne sürülen "mucize", yani Meryem Ana'nın ihtiyar bir kadın kılığında üç köylü çocuğa görünmüş olması, bu çerçevede, sadece "Katolik Kültür"ün bir ögesi olarak değil, hem Salazar'ın genel politikası hem de "Soğuk Savaş" açısından büyük önem taşıyan bir olay haline getirildi.

Üstelik de olayın üstünden 13 yıl geçtikten sonra, tam da Salazar'ın Portekiz'deki siyasal yetkileri elinde topladığı 1930 yılında.

Öykü uzun ve çok ilginç, devamı haftaya.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Eylül 2019

Valid HTML 4.01 Transitional