Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

Erdem Öztop, Kasım 2004, Cumhuriyet Kitap

Halimiz tam anlamıyla "trajikomik"

Düşünce dünyamızın sayılı isimlerindendir Emre Kongar. Bu zamana kadar gerek Cumhuriyet gazetesindeki yazılarında, gerek konferans ve söyleşilerinde, gerekse de üniversitedeki derslerinde günümüz siyasetine, sosyal yapısına dair derinlemesine düşünceler üretmiş, sorunları gidermek adına çözümler üretmiştir./üretmeye de devam ediyor.

Şu günlerde yapıtlarına bir yenisini, 'Trajikomik'i ekleyerek de farklı bir ortamda/tarzda yazdığı yazılarını okurlarıyla buluşturdu. Bu sefer diğerlerinden farklı olarak yazılarına mizah; buna bağlı hicvi ekleyerek ağlanacak halimize gülmemize yardımcı oluyor. Yazılarının hemen hepsinde ise Kongar, güncel bir konudan esinlenerek, gerçek bir olaya gönderme yapıyor.

Erdem Öztop: Gelin Emre Kongar'la birlikte trajikomik olan halimize doğru yol alalım...

Erdem Öztop: Sevgili Emre Kongar, Remzi Kitabevi'nden yayımlanan yeni kitabınızın ismi 'Trajikomik'. İçindeki yazılarınız gazeteden takip ettiklerimiz değil! Onlardan farklı ayrıca? Nasıl ve neden oluştu yazılarınız, öğrenebilir miyim?

Emre Kongar: Bu yazıları "Chivi" adlı bir İnternet dergisi için yazmıştım. Sonradan bu dergi kapandı. Çok hoş bir mizah dergisiydi. Murat Toklucu adında bir genç ve arkadaşları çıkarıyordu. Benden de her hafta bir yazı istemişlerdi. Kitabın omurgasını bu yazılar oluşturuyor. İnternetten başka hiçbir yerde yayımlanmamış bu yazıları kitap yapmaya karar verince, bir bölümünü eledim, bir bölümünü yeniden yazdım, bir iki tane de yeni ekledim.

Erdem Öztop: O zaman soralım, gerçekten de halimiz trajikomik mi?

Emre Kongar: Evet halimiz tam anlamıyla "trajikomik". Örneğin kadının ikinci sınıf vatandaşlığının simgesi olan türbanı demokrasi adına savunanlar var. Örneğin, AB ile olan ilişkilerde elimizdeki tüm kozları teslim ettiğimiz ve karşılığında ikinci sınıf bir üyelik perspektifinden başka bir şey alamadığımız 17 Aralık 2004 zirvesi Türkiye'de zafer olarak kutlanabiliyor. Örneğin özgürlükçü olması gereken "liberaller", totaliter nitelikli siyasal İslam'a destek veriyor.

Erdem Öztop: Toplumsal ve siyasal ortamımızdaki gelişen garip ve çelişkili olayların birer hiciv konusu olduğunu belirtiyorsunuz?

Emre Kongar: Evet. Yukarda belirttiğim ortamı ciddi biçimde yazsanız bile insana şaka gibi geliyor.

Erdem Öztop: Ve ardından ekliyorsunuz: "Ben hicve sığınmaya yani kafamı kullanmaya karar verdim!"

Emre Kongar: Evet ama bu "kafa kullanma" kitaptaki yazılardan birinde belirttiğim gibi "çivi çakarken kafasını kullanan", yani kafasını çekiç gibi kullanıp, çiviyi kafasıyla çakmaya çalışan adamın öyküsüne gönderme yapan özel bir deyim. Bir anlamda her şeyden önce kendimi hicvediyorum. Sanıyorum başkalarını eleştirmenin ve hiciv yazmanın en iyi yolu, insanın önce kendi kendisiyle alay etmesinden geçiyor.

Erdem Öztop: Bu arada hiciv derken mizaha kayabilir miyiz anlam bakımından?

Emre Kongar: Tabii, esas olarak hiciv mizahi nitelikli bir taşlamadır. Benim yazılarım da özünde mizah yazıları.

Erdem Öztop: Peki hocam, kitaptaki yazılarınızı okuduktan sonra iğneyi kendimize, çuvaldızı başkalarına batıralım mı, ne dersiniz?

Emre Kongar: Tabii. Bugün medyanın durumu "trajikomik" sıfatına en uygun olan yapıyı sergiliyor. Nitekim kitaptaki yazıların önemli bir bölümü siyaset ve siyasetçiler üzerineyse, bir bölümü de medya, medya patronları ve medya mensupları üzerine. Zaten bu iki alan, yani siyaset ve medya Türkiye'deki yozlaşmanın hem nedenleri, hem bu yozlaşmayı en iyi yansıtanlar. Ayrıca ben yazılarımın pek çoğunun eksenine kendimi oturttum. Sanal olarak da olsa, "yazar" kimliğimle kendimi eleştirdim. Tabii bu yazılarımın bir bölümü gerçekten yaptıklarıma, bir bölümü ise hiç yapmadığım ama eleştirdiğim kişilerin yaptıklarını yapıyormuş gibi kaleme aldığım sanal bir kimlik altındaki tutum ve davranışlarıma dayalı.

Erdem Öztop: Yazılarınızın birçoğuna çocukluk/gençlik gibi geçmiş anılarınız eşlik ediyor ve bunları günümüz siyaseti, özellikle de medya ile bağlıyorsunuz?

Emre Kongar: Okurla sıcak bir ilişki kurabilmek için gerçek yaşamdan örnekler verdim. Tabii en doğal ve gerçek örnekler de kendi yaşamımdan ortaya çıktı. Yazıların bir bölümü gerçekten yaşadıklarımla ilgili. Bir bölümü ise, birinci tekil kişi olarak "yazarı" yani kendimi eleştirdiğim bölümler ise, bütünüyle kurmaca, sanal.

Erdem Öztop: İsimler kullanmasanız da yazılarınızı okuyan muhataplar kolaylıkla üstlenire alınabilir. Bunda bir sakınca görmüyor musunuz?

Emre Kongar: İsteyen istediği yazıyı üzerine alınabilir. Bu beni hiç korkutmuyor. Çünkü eleştirilerim (özel insanları düşünsem bile) kişilere yönelik değil, genel tipler hakkında yaptığım eleştiriler. Üstelik de pek çoğu, birinci tekil kişiye, yani bizzat kendime yönelik olarak yazılmıştır; yani eleştirilen bizzat yazardır.

Erdem Öztop: Köşe yazarlığı konusu üzerine birkaç yazı kaleme almışsınız. Konu hakkında eleştirilerinizin ucu hayli sivri! Tabi sivri dili hicivin o ironik halinden çıkarmak gerekiyor!..

Emre Kongar: Evet. Kitabın önemle üzerinde durduğu konulardan biri daha önce de belirttiğim gibi medya. Medya bugün Türkiye'nin en kirlenmiş alanlarından biri. Belki de siyasetle birlikte, en önde gelen yozlaşmış kurum. Bu nedenle de en çok hicvettiğim kişiler köşe yazarları ve medya patronları. Ama köşe yazarlarına ve medya patronlarına yönelik eleştiriler, birinci tekil kişiye yani bizzat yazara (kendime) yönelik olarak yazdığım yazılar. O açıdan yüreğim rahat. Kim isterse üzerine alınabilir.

Erdem Öztop: Şimdi aklıma geldi, hatırlar mısınız; Medya Notu adlı köşenizde Turkcell reklamının yıldız oyuncusunu/şarkıcımızı eleştirmiş, ben de konu hakkında size bir e-posta göndererek (ilave yaparak), bu şahs-ı muhteremin ayrıca köşe yazarı olduğunu imlemiştim...

Emre Kongar: Tabii çok iyi anımsıyorum. Siz hem güncel olayları, hem de edebiyatı ve medyayı çok yakından izlediğiniz için, bu yozlaşmayı en açık seçik biçimde görenlerden birisiniz: Bir holdinge bağlı bir medya grubu, bir kişiyi alıyor, holdingin ürünlerine ilişkin reklamlarda kullanıyor, holdinge bağlı televizyonların dizilerinde oynatıyor, holdinge bağlı yapım şirketleri adına şarkı söyletip kaset doldurtuyor veya klip çektiriyor, en son aşama olarak da holdingin sahip olduğu bir gazetede köşe yazarı yapıyor. Üstelik de böyle kişilerin genellikle sesleri karga gibi, müzik bilgileri sıfır, oyunculukları odun gibi kaskatı, köşe yazarlıkları ise tam facia. Kamuoyunu aptal yerine koyan, tam fabrikasyon usulü bir popüler kültür üretimi. "Trajikomik" için bundan daha güzel bir örnek olabilir mi.

Erdem Öztop: 'Kaos Kuramı: Canavarın Hakkından Canavar Gelir' adlı yazınızda dolaylı yoldan da anlatsanız ana tema olarak Susurluk olayını işliyorsunuz. Sonuca ise mükemmel bir dil kıvraklığıyla varıyorsunuz: "Mafya canavarının hakkından trafik canavarı geliyor..."

Emre Kongar: Evet. Aslında kitabın çok tutulmasının ve en çok satılan kitaplar arasına girerek kısa zamanda dört baskı yapılmasının altında, yazıların hemen hemen hepsinin güncel bir konudan esinlenerek ve gerçek bir olaya gönderme yaparak yazılmış olması yatıyor sanıyorum. "Kaos Kuramı" başlıklı yazı da bunlardan biri. Bir yanda Susurluk olayı ile ortaya dökülen "Bürokrasi-siyaset-mafya" ilişkileri öte yanda ünlü "trafik canavarı". "Trafik canavarı", "Bürokrasi-siyaset-mafya" yozlaşmasının açığa çıkmasında işlevsel oluyor: Bir yozlaşma, öteki yozlaşmanın önünü kesiyor. Tam bir "trajikomedi" değil de nedir bu durum!

Erdem Öztop: 'Bir Taraftarın Alçakgönüllü İtirafları' yazınızı ise dehşetle okuyorum! Anlatım, birinci tekil şahıs! Yok, hayır; bunları yapan Emre Kongar olamaz diyorum! Gerçekten de siz değilsiniz, değil mi? Lütfen "Hayır" deyin!...

Emre Kongar: Hayır, hayır, tabii ki ben değilim o taraftar. Daha önce de dediğim gibi ağır hicivlerimi, kendi kimliğim ekseninde yazdım ki, olayın kişisel değil, toplumsal bir nitelik taşıdığı anlaşılsın, yani toplumun anonim bir özelliğini eleştirdiğim açıkça algılansın.

Erdem Öztop: Büyük adam olmak/İyi politikacı olmak isteyenler için tüyolar veriyorsunuz okurlara. Örneğin politikacı olmanın altın kuralı olarak; "Liderlere yalakalık konusunda sınır tanımamalı" diye öğütlüyorsunuz! Aslında bu bahsettikleriniz "Dost acı söyler" deyimini çağrıştırıyor. Bir de bakarsınız, hata kaza politikacı olmak isteyenler sizin önerilerinize kulak verir?

Emre Kongar: "Büyük adam olmak" ve "İyi politikacı olmak" isteyenler için yazdığım reçeteler son derecede gerçekçidir. Bu reçeteleri uygulayanların yüzde yüz başarıya ulaşacakları kesindir! Tabii haysiyet, onur, kişilik gibi lükslerden! arınmış bir kişilikle gelecektir bu başarı. İşin "trajikomik" tarafı da bu zaten.

Erdem Öztop: Yazılarınızın bir diğer ortak özelliği olarak "köşeyi dönme" eylemini gösterebilir miyiz?

Emre Kongar: "Köşeyi dönmek" günümüzün "yükselen değeri". "En yüce değer paradır", "Köşeyi dön de nasıl olursa olsun" "Para kir tutmaz", "Ben Müslümanın zenginini severim", "Benim memurum işini bilir" gibi söylemler, büyüklerimiz(!) tarafından topluma benimsetilen değerler. Günümüz Türkiyesi'nin "trajikomik" durumunu ele alırken, "köşe dönücülüğü" dışarıda bırakmak olmazdı tabii.

Erdem Öztop: "Gazetelerimizde/medyamızdaki çoğu haberler basın enstitülerindeki derslerde öğrencilere belge olarak gösterilebilecek nitelikte ve mizah yazarlarına ilham verebilecek içeriktedir" diye bir değerlendirme yer alıyor Cumhuriyet gazetesinin 20 Aralık 2004'teki giriş yazısında. Sizin Trajikomik'teki yazılarınız için de bu tez geçerli, öyle değil mi?

Emre Kongar: "Ders diye okutulabilecek" saptamasının iki ayrı yönü var: Birinci olarak, gerçekten bazı olaylar ve bu olaylar karşısındaki yorumlar, gariplikleri bakımından ders konusu olabilir. Bir de bu gerçekler medyamızda yer alırken yapılan saptırmalar var. Bunlar da ayrı bir ders konusu. Birincisi "Bu toplumda ne garip şeyler oluyor, insanlar ne garip tepkiler veriyor" dersi, ikincisi ise, "Gerçekler nasıl saptırılıyor" dersi olabilir.

Erdem Öztop: 'Yeni Binyıl Ne Güzellikler (!) Getiriyor?' başlıklı yazınızda yeni binyıl için değerlendirmeler yapıyorsunuz; yönetimler büyük kazanacak, ölümsüzlüğün sınırları zorlanacak, vb. Peki yeni girdiğimiz 2005 yılı için neler düşünüyorsunuz?

Emre Kongar: Ne yazık ki 2005 yılı için çok iyimser olmak olanaklı değil. Bir yandan toplumun "dinselleştirilmesi" operasyonu, gerek iktidar, gerekse medya tarafından büyük bir etkinlikle uygulanıyor, öte yandan Türkiye'nin dümeni bütünüyle dış güçlere teslim ediliyor. Tabii eklemeye bile gerek yok, bu "dinselleştirme" operasyonu dış güçlerle içerdeki "dinciler" arasında oluşturulan tam bir ittifakı yansıtıyor. Benim korkum bu "dinselleştirme" ve "dıştan yönetilme" operasyonları sonunda, Türkiye'deki demokratik düzenin bütünüyle yozlaştırılarak, günlük yaşamlarımızın bile bir cehenneme dönüşmesi. Dilerim benim "Trajikomik" kitabımdaki hicivlerle eleştirdiğim hususlar "totaliter bir toplum anlayışı" ile herkesin yaşamına egemen olan bir "toplumsal karabasana" dönüşmez.

Erdem Öztop: İçten yanıtlarınız için teşekkürler...

Emre Kongar: Kitabımı bu kadar dikkatle okuduğunuz ve irdelediğiniz için ben size teşekkür ederim.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 15 Temmuz 2019

Valid HTML 4.01 Transitional