Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

MEDYA NOTU

 

EMRE KONGAR

 

PINA BAUSCH VE ŞAKİR ECZACIBAŞI'NIN ÖNERİSİ

 

 

Pina Bausch'un dans tiyatrosu son derece kendine özgü bir sanat sergiliyor: Dans ile tiyatronun karışımı bu.

Evrensel bir sanatçı Pina Bausch.

İlk kez 1998'de, Hong Kong kenti üzerine tasarladığı Cam Temizleyicisi adlı dans-oyununu izlemiş ve adeta büyülenmiştim.

Daha sonra 2000 yılında Lizbon üzerine tasarladığı Masurca Fogo adlı yapıtını aynı duygularla seyretmiştim.

Bu kez Pina Bausch İstanbul adlı bir yapıt yaratmış.

Ne yazık ki bu yapıt ancak dört gece sergilenebildi adını taşıdığı kentte.

Ben bu güzelliği izleyebilen ender kişilerden biriyim.

İstanbul'u "dişi bir kent" olarak algılıyor ve izleyiciye o niteliğiyle aktarıyor Pina Bausch.

Bausch'un dansçı-oyuncularını izlerken, Almodavar'ın "Konuş Onunla" adlı o unutulmaz filmindeki duyarlılıkların kesişme noktası olarak kullanılan sahneleri anımsadım:

Almodavar, büyük bir ustalıkla, filminin en can alıcı "kesişme noktasına" noktasına bir Pina Bausch gösterisi yerleştirmişti.

Pina Bausch'un İstanbul'u gerçek İstanbul'u ne kadar yansıtıyor?

Picasso'nun Guernica'sı, Guernica katliamını ne kadar yansıtıyorsa, o kadar?

Yani bir dans-oyun gösterisi, bir sanat yapıtı bir kenti ne kadar yansıtabilirse o kadar?

"Cam Temizleyicisi" Hong Kong'u, "Masurca Fogo" Lizbon'u ne kadar yansıtıyorsa, o kadar?

Tabii yaratıcısının özel damgasını yemiş bir yapıt olarak.

Pina Bausch ve arkadaşları geçen yıl İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın davetlisi olarak gelmişler on beş gün kenti özgürce yaşamışlar, izlenimlerini saptamışlar.

Ondan sonra da bu izlenimleri koreografik bir dille sahnelemişler.

Ortaya çıkan yapıt, görsel bir şölen:

Gösteri sanatlarının en genci bale ile en yaşlısı tiyatronun karışımı bir şölen.

Bu şölenin eleştirilecek yanları elbette var ve benim de kendime göre eleştirdiğim bazı hususlar elbette şu anda dilimin ucunda.

Ama bu işi uzman sanat eleştirmenlerine bırakarak, bu yazımda, eserin oluşturulmasına "ortak yapımcı" kimliği ile katkıda bulunan İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nı ve onun başkanı Şakir Eczacıbaşı'nı kutluyorum.

Şakir Eczacıbaşı deyince, aklıma onun, birlikte NTV ekranlarında yaptığımız "Kültür ve Kimlik" programının sonuncusunda ortaya attığı bir öneri geldi.

Her Pazar sabah saat 10'da yayımlanan bu programın sonuncusu, konu olarak festivallere, "zaman içinde yolculuk" olarak da Ayasofya'ya ayrılmıştı.

Şakir Eczacıbaşı Haziran'ın 5'inde başlayacak olan 31'inci İstanbul Müzik Festivali çerçevesinde Ayasofya'da Ahmet Adnan Saygun'un Yunus Emre Oratoryosu'nun ve Mozart'ın Requem'inin çalınacağını anımsattıktan sonra, "Niçin Camilerimizde de dini musikimiz icra edilmesin" diye bir öneri ortaya attı.

Zaten ezanın müzikalitesi ile Mevlut'un uhrevi nağmelerine aşina olan camilerimizde dini müziğimizin icrası önerisi bana ilginç geldi.

Bilmem din bilginlerimiz Eczacıbaşı'nın bu önerisine ne der?


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 18 Kasım 2019

Valid HTML 4.01 Transitional