Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

MEDYA NOTU

 

EMRE KONGAR

 

GERİ KALMIŞLIĞIMIZ VE ERDAL İNÖNÜ'NÜN İLGİNÇ ARAŞTIRMASI

 

 

Sevgili okurlarım, bu yazıda size Prof. Dr. Erdal İnönü'nün yaptığı çok önemli bir araştırmadan söz edeceğim:

Araştırma, varsayımları, tabloları ve sonuçlarıyla birlikte "Üçyüz Yıllık Gecikme" adıyla Büke Yayınları tarafından piyasaya yeni verilen kitapta okurların dikkatine sunuluyor.

İnönü önce, kitabının önsözünde güncel bunalımlarla karşı karşıya kalan Türkiye'nin bu bunalımların ardında yatan temel nedenleri bir türlü göremediğini, bilimin ve siyasetin niçin geri kaldığını bir türlü gerçek nedenleriyle algılayamadığımızı anlatıyor.

Gutenberg'in onbeşinci yüzyılda icat ettiği matbaayı İbrahim Müteferrika'nın Türkiye'ye ancak onsekizinci yüzyılda getirdiğini ve üçyüz yıllık bu gecikmenin Türkiye'deki bilimsel ve çağdaş gelişmenin geri kalmasının nedeni olarak ileri sürüldüğünü anımsatan İnönü, bu yanıtı "yanlış" olarak niteliyor.

Peki doğru yanıt nedir?

Türkiye bilimde ve çağdaşlıkta neden geri kalmıştır?

İnönü'ye göre çağdaşlaşmanın sırrı bilimsel yöntemlerin uygulanmasında yatıyor.

Bilimsel gelişme ve çağdaşlaşma, "1600'lü yıllarda Orta ve Batı Avrupa'da gözleme ve deneye dayanan, matematiksel ifadelerden yararlanan bilimsel araştırma ve geliştirme yönteminin birkaç araştırıcı tarafından uygulanmaya başlamasıyla gerçekleşmiş ve tüm Batı Avrupa ülkelerine hızla yayılmıştır."

Peki biz niye geri kaldık?

Çünkü "Osmanlı dünyası bu yeni yöntemle (yani bilimsel yöntemle) hiç ilgilenmemiştir."

Kitabının önsözünde bu kuramsal varsayımla işe başlayan İnönü, dördüncü makaledeki araştırmasıyla, kültür ile bilim arasındaki ilişkilere, ülkeler temelinde ışık tutuyor.

İnönü araştırmasına, ülkeleri 1985, 1997 ve 1999 yılları için uluslararası bilimsel makale sayılarına göre sıralamakla başlıyor.

Bu sıralamaya göre 1997 ve 1999 yıllarında ilk beş sırayı Amerika, İngiltere, Japonya, Almanya ve Fransa alıyor.

Toplam bilimsel makale sayısının ülkenin nüfusunun büyüklüğünden ya da küçüklüğünden etkilenmesini yok etmek için, İnönü, daha sonra milyon kişi başına düşen makale sayısını hesaplıyor ve ülkelerin sıralamasını bir de buna göre yapıyor.

Milyon kişi başına düşen bilimsel makale sayısı bakımından ülkelerin sırası çok değişik çıkıyor: İsviçre, İsveç, Danimarka, İsrail ve Finlandiya ilk beş sırayı paylaşan ülkeler olarak görülüyor.

Bu sonucu gördükten sonra İnönü bu kez de zenginlik ile bilimsel üretim arasındaki ilişkiyi saptamak için, ülkelerin milyon kişi başına düşen makale sayısındaki sıraları ile, kişi başına düşen gelir sıralarını karşılaştırıyor.

Kişi başına en zengin ülke görünen Amerika, milyon kişiye düşen makale sayısı bakımından 15. sırada, milyon kişi başına düşen makale sayısı açısından birinci sıradaki İsviçre ise, kişi başına gelir açısından 4. sırada görülüyor.

Yani her ne kadar zengin ülkeler ile bilimsel makale sayısı bakımından üst sıralarda yer alan ülkeler arasında bir ilişki varsa da, zenginlikle, bilimsel makale üretimi arasında doğrudan bir ilişki görülmüyor, çünkü zengin ülkelerin kendi aralarındaki sıralama, makale sayısındaki sıralama ile örtüşmüyor.

İnönü, daha sonra, yayınları, gelirlerinin önünde olan ülkeleri "yayın ağırlıklı", gelirleri yayınlarının önünde olan ülkeleri "gelir ağırlıklı", her iki sıralamadaki yerleri birbirine yakın ülkeleri ise "dengeli ülkeler" olarak sınıflıyor.

İnönü, "yayın ağırlıklı" ülkelerin üç kültür grubunda yoğunlaştığını bulmuş:

Dağılan Sovyetler Birliği'ne mensup ülkeler, eski Britanya İmparatorluğu'nun sömürgeleri olan ülkeler ve İskandinav ülkeleri.

Türkiye ise tahmin edileceği gibi, "dengeli" ülkeler arasında; bilimsel açıdan gelirini ne aşmış, ne de gelirinin arkasında kalmış.

Yani Osmanlı'nın geri kalmışlığını, Cumhuriyet telafi etmiş, ama sonradan, bilimsellik, kültürümüzün bir ögesi haline getirilememiş, gelir düzeyimizin önüne geçirilememiş.

Sanıyorum, Soğuk Savaş'ın ve 1945'te başlayıp Menderes ile devam eden ve Özal'la günümüze dek uzanan "dinci-milliyetçi" ideolojinin egemenliğinin ve bu ideolojiye göre biçimlendirilen milli eğitimin maliyeti burada ortaya çıkıyor.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 9 Aralık 2019

Valid HTML 4.01 Transitional