Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

MEDYA NOTU

 

EMRE KONGAR

 

 

Sevgili okurlarım, bugün size iki ünlü insanın gözüme çarpan hatalarından söz edeceğim.

"Hanımlar önden gider" deyip, Ajda Pekkan'dan başlayalım.

Aslında gözüme çarpan hatada onun pek payının olduğunu sanmıyorum ama, ne yazık ki başrolde o.

Herhalde siz de görmüşsünüzdür, Pekkan son günlerde bir GSM işletmecisinin reklam filminde oynuyor.

Film, Pekkan'ın evi olduğu izlenimi verilen bir ortamda, Boğaz manzaralı bir konutta geçiyor.

Pekkan'ın cep telefonu çalıyor.

Telefonu alıp, bir düğmeye basıyor (ya da aşağıda anlatacağım biçimde, belki de basmıyor), ve telefonu kendine doğru değil, izleyicinin göreceği biçimde ve kendisine doğru olmadığı belli olan bir açıdan, kameraya doğru çeviriyor.

Üzerinde duracağım hata bu değil.

Telefonun ekranında kendisini kimin aradığını görüp, "Öf yine mi o" gibisinden bir tepki ile, arkadaşlarına "Bakın şimdi ne yapacağım" diyor ve telefona, aranan kişiye erişelemediğini belirten bir cümle söylüyor.

Bu, reklam sahibi GSM işletmecisinin, santralındaki anonsların, aralarında Pekkan'ın da olduğu ünlü kişiler tarafından yapıldığına ilişkin bir kampanyanın devamı olan bir senaryo.

Aslında "anonim" olması gereken bir anonsu yapan "ünlü kişinin" bu anonsu, kişisel yaşamında nasıl kullandığına ilişkin, belki de bazı insanlara sevimli bile gelebilecek bir düşünce.

Ama çok önemli bir teknik hata, bütün senaryoyu bozuyor:

Pekkan, telefonu alıp, bir düğmeye bastıktan sonra, zil çalmaya devam ediyor.

Yani aslında telefon yanıt vermek üzere açılmış değil.

Buradan, telefonun belki de bir düğmesine basılmadığı ve açılmadığı anlaşılabilir.

Ama, zil çalmaya devam ederken, "bakın şimdi ne yapacağım" dedikten sonra, gerçek zamanlı bir çekimde, yani bütün hareketleri seyirci tarafından izlenirken, telefonun hiç bir düğmesine basmadan, aranan kişiye erişilemediğini söylüyor.

Ve bir düğmeye basıp telefonu kapatıyor.

Özet olarak, reklam filminde yönetmen, Ajda Pekkan'ı, ya açılmış bir telefonda zil sesi kesilmediği için, ya da açılmamış bir telefona konuşturduğu için, her hal-ü kârda yanlış olan bir senaryoda oynatıyor.

Bu hatanın sorumlusu tabii ki Pekkan değil.

Ama senaryo onun üzerine kurulu olduğu için, bu yanlış, ona fatura ediliyor.

Gelelim, Serdar Turgut'un yanlışına.

Bilirsiniz, çift kullanılan araç ve gereçlerin adları genellikle birbirine karıştırılır.

Örneğin, fiş ve piriz gibi.

Tanıdığım pek çok kişi prize fiş der.

Ya da, mikrofon ve hoparlör gibi.

İşte Turgut da geçenlerde aynı hataya düşmüş.

Hürriyet'teki 26 Ekim 2000 tarihli "Bir pazar sabahı" (sic.) başlıklı, Midilli adasına yaptığı geziyi anlattığı yazısında (ki yazıyı çok beğendiğimi belirtmeliyim) aynen şöyle diyor:

"Uzaklardan eski püskü bir araba gözüktü. Üzerinde 1960'lardan kalma bir mikrofon var."

Takıldığım yanlış, yazının başlığındaki "pazar" sözcüğünün küçük harfle yazılmış olması değil.

Arabanın üzerinde gördüğü alete "mikrofon" demesi.

Oysa arabanın üzerindeki "ses yükseltici" aletin adı "mikrofon" değil, "hoparlör"dür.

"Mikrofon", genellikle "hoparlöre" bağlı olan ve konuşanın kullandığı alete denir.

Serdar Turgut'un bunu bilmemesi olanaksız.

Sanıyorum dalgınlığına gelmiş.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 9 Aralık 2019

Valid HTML 4.01 Transitional