Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

MEDYA NOTU

 

EMRE KONGAR

 

ÖNEMLİ BİR ÇEVİRİ HATASI

 

 

Bugünkü konumuz basında yer alan bir çeviri yanlışı yine.

Değerli köşe yazarlarımız ne denli bilgili ve iyi niyetli olurlarsa olsunlar, yabancı dilden çeviri yaparken, kimi zaman bilgisizlikten, kimi zaman da dikkatsizlikten hata yapmaktan kaçınamıyorlar.

Bugünkü yazım, geçen hafta bu sütunda yer alan "The Economist Türkiye’deki Medya İçin Ne Diyor" başlıklı makalemin de bir devamı gibi olacak.

Çünkü çeviri yanlışını yapan ne yazık ki benim.

Allahtan bazı önemli ve hassas terimlerin İngilizce asıllarını da ayraç içinde belirtmiştim de hiç olmazsa kimse kötü niyetimden kuşku duymadı.

Cumhuriyet okurları yaptığım yanlıştan ötürü, beni derhal bir telefon, faks ve elmek (elmek, Özgen Acar’ın elektronik posta yani İngilizce’de e-mail yazılıp Türkçe’de imeyl okunan sözcük karşılığı üretiği kelime) yağmuruna tuttular ve çok utandım.

Ama kimse iyi niyetimden kuşku duymadı, çünkü, makalenin esası, Türkiye’deki büyük sermayenin basındaki kötü etkileri üzerine idi ve benim yaptığım yanlış, The Eonomist’'in makalesinde medyadaki büyük sermayeye yöneltilen olumsuz değerlendirmeleri yumuşatıcı bir nitelik taşıyordu.

Oysa bu sütunu izleyen okurlarım çok iyi biliyorlardı ki, medyadaki büyük sermayenin hem haber alma özgürlüğünü hem de özel teşebbüsün rekabet özgürlüğünü bozucu eğilimlerine karşı benim çok net bir olumsuz tutumum vardı.

Neyse böylece, en azından namusumu kurtarmış olarak şimdi cehaletimden kaynaklanan hatamı düzelteyim:

Geçen haftaki makalemde "Bakın holdinglerin medya patronluğu konusunda The Economist neler diyor" diye bir giriş yaptıktan sonra şu alıntıyla sürdürmüşüm yazıyı:

"Holdinglerin (conglomerates) medyaya yayılması yozlaşma (corruption) korkularını arttırdı".

İşte tam bu noktada, yaptığım yanlış şu anda bile sırıtarak yüzüme bakıyor: Çünkü corruption, yozlaşma değil, düpedüz yolsuzluk anlamına geliyormuş.

Yani The Economist, holdinglerin medya patronluğunun "yozlaşma" değil, düpedüz "yolsuzluk" korkusunu arttırdığını söylüyor.

Peki ben bu hatayı nasıl yaptım?

Üstelik "corruption" sözcüğünün İngilizce’de "yolsuzluk" anlamına geldiğini de çok iyi bildiğim halde?

Doğrusu, hukuki bir terim olan ve çok ağır bir anlam taşıyan "yolsuzluk" sözcüğünü medya için kullanmaya içim elvermedi.

Hani "elim varmadı yazmaya" derler ya, benim de parmaklarım bilgisayarım klavyesinde, "yolsuzluk" yerine "yozlaşma" diye gezindi tuşlar üzerinde.

Böylece, hem "yolsuzluğu" da kapsayan daha genel bir sosoyolojik terim olan "yozlaşmaya" dikkati çekmiş oluyordum, hem de (onlar bana haksız yere acımasızca küfür ve hakaret etseler de), ben onlara karşı "adil olmaya" çalışıyordum.

Her ihtimale karşı da, terimin aslını da İngilizce olarak ayraç içinde belirttim. Ayrıca terimin yozlaşma anlamı da var tabii.

Vay sen misin böyle yazan?

Gerçekten bunaldım uyarılardan.

Ben İngilizceyi Amerika’da öğrendiğim için, "corruption" sözcüğünün, samimiyetle, "yozlaşma" olarak da çevrilebileceğini düşündüğümü (yani cehaletimi) itiraf etmeliyim.

Tepkiler üzerine, eğitimini İngiltere’de yapmış yani İngiliz İngilizcesini çok iyi bilen, üstelik de bugünlerde Bernard Shaw kitabından sonra Oscar Wilde kitabını hazırladığı için İngilizce’den Türkçe’ye çeviri ile haşır neşir olan bir arkadaşıma, Şakir Eczacıbaşı’ya sordum konuyu.

Yanıtı kesin ve net oldu:

"Corruption doğrudan doğruya yolsuzluk anlamına gelir" dedi.

The Economist'’ten de, okurlarımdan da, özür dilerim.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 9 Aralık 2019

Valid HTML 4.01 Transitional