Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

EMRE KONGAR

 

 

MEDYA NOTU

 

 

ELEŞTİRİLER, BASIN SAVAŞI VE TÜRKÇE SORUNLARI

 

 

Medya Notu” sütununda değinmem gereken üç konudaki olaylar ve bilgiler sürekli büyüyerek birikiyor.

Bunlardan birincisi, son çıkan “Konsantremi Bozma” adlı kitabımla ilgili eleştiri ve yorumlar, ikincisi Yıldız’daki Türkçe Kurultayı, üçüncüsü de Star’ın başlattığı savaş.

Birinci ile başlayalım:

Hem Türkçe’yi gittikçe işgal eden “yabancı sözcüklere” hem de bunların “yanlış kullanımlarına” dikkati çekmek için çarpıcı bir isim koyduğumuz bu kitap hakkında okurlarımdan pek çok telefon, elektronik posta ve faks alıyorum.

Bunların pek çoğunu bu sütunda kullanacağım.

Bugün sadece, okurlarımdan önce benim dikkatimi çeken, kitaba da adını veren “Konsantremi Bozan Gariplikler” isimli makalede eksik bırakmış olduğum iki noktaya değineceğim.

O makaleye yeniden baktım ve bir okurumun dikkatimi çektiği “konsantremi bozuyor” sözü yerine “konsantrasyonum bozuluyor” denmesi gerektiğini işaret edip geçmiş olduğumu gördüm.

Oysa, birinci olarak, “konsantre” sözcüğü, bazı içeceklerin üretimi sırasında sulandırılan “esanslara”verilen isim.

Örneğin, kolalı içeceklerin esansı, Türkiye’ye “konsantre” olarak ithal ediliyor ve ülkemizde sulandırılıp şişelere konuyor.

Dolayısıyla, “konsantrem bozuluyor” sözü, anlamı farklı olan bir sözcüğün, başka bir kelime yerine kullanılmasını içerdiğinden özentili ve yanlış kullanıma ek olarak katmerli bir cehaleti de belirtiyor.

İkinci olarak, bu sözle ifade edilmek istenen düşünce, “Dikkatim dağılıyor”ya da “Dikkatimi dağıtma” cümleleri ile Türkçe’de çok daha güzel açıklanabilir.

Şimdi gelelim, ikinci konuya, “Türkçe’nin Zenginleştirilmesi Kurultayı”na.

Kurultay’ın birinci gününde Bahriye Çeri, Buket Uzuner’in “Yeşil Ada, Mavi Tuna” adlı romanından aldığı örneklerle, “edebiyatçıların yaptığı Türkçe hatalarına” değinmiş.

Uzuner, bu oturumda kendini savunmakta oldukça yalnız kalmış. Bana söylediğine göre, romanındaki ruh hastası bir kahramınının zihin karışıklığını vurgulamak için özellikle kurduğu bozuk cümleler de Çerinin verdiği örnekler arasında yer alıyormuş.

İkinci gün Doğan Hızlan’ın bir virtüoz kıvraklığıyla yönettiği oturumda, ünlü ozanımız Özdemir İnce çok güzel bir konuşma yaptı; TRT’de çalıştığı günlerden örnekler de vererek, bir yandan Türkçe’nin önemini, öte yandan “edebiyatçının özgürlüğünü” vurguladı.

Kurultay’ın son oturumunda ise, değerli ozanlarımızdan Yaşar Miraç’ın Trabzonlu Delikanlı şiiri ile ilgili şu gerçek öykü, Atatürk’ün mirasının zedelenerek, Dil Derneği’nin kapatılması ve devletin resmi Dil Kurumu’nun kuruluş hikayesi olarak bir kez daha gündeme geldi:

Bir gün radyo ve televizyonlardan, Trabzonlu Delikanlı adlı şiiri ile Türk Dil Kurumu ödülünü kazanan Yaşar Miraç’ın, aynı adlı kitabının toplandığına ve şairin komünizm propagandası yapmaktan gözaltına alındığına ilişkin bir Sıkıyönetim bildirisi okunur.

Oysa ne kitap toplanmıştır, ne de Yaşar Miraç gözaltındadır.

Daha sonra, Türk Dil Kurumu’nun komünistlere ödül vererek, komünizm propagandası yaptığı ve bu nedenle kapatıldığı açıklanır.

Bütün bunlardan sonra da Yaşar Miraç gerçekten mahkeme önüne çıkarılır ve hakkındaki tüm suçlamalardan beraat eder.

İşte bir “12 Eylül Klasiği” böylece Kurultay zabıtlarına geçti.

Kapanış oturumunda değerli ozanlarımızdan Sennur Sezer de son sözü alarak, Kurultay süresince, edebiyatçılar sanki Türkçe’yi bozuyorlarmış gibi bir izlenim yaratıldığını, oysa edebiyatçıların dili yaratıcı kullanma özgürlüğü bulunduğunu, bunun ise bir dilin zenginleştirilmesindeki en güzel yollardan biri olduğunu vurguladı.

Üçüncü konu olarak Star gazetesinin, başlattığı kampanyayı, fiyattan sonra dağıtım şirketlerine, reklam fiyatlarına ve bayi komisyonlarına da genişlettiğine işaret ederek, ilerde buna döneceğimi belirtip, Dil Kurumu konusunda bir noktayı daha vurgulayayım:

Önümüzdeki yıllarda Türkiye’de “sivil toplum kuruluşlarının” ön plana çıkacağı anlaşılıyor. Bu durumda, Atatürk’ün kurduğu bir sivil toplum kuruluşu olan eski Kurumu yok ederek oluşturulmuş bulunan “Devletin resmi dil ve tarih kurumu”, varlığını ne kadar sürdürebilir doğrusu merak ediyorum.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 16 Aralık 2019

Valid HTML 4.01 Transitional