Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

MEDYA NOTU

 

EMRE KONGAR

 

RONA AYBAY, DEMİREL’İ VE BENİ DÜZELTTİ

 

Geçenlerde İmralı’da duruşmaları izlemeye giden Emin Çölaşan, Mahkeme Salonu’na sokulmayan kanallar arasındaki rekabeti Hürriyet’teki köşesinde çok renkli bir dille anlattı:

Mudanya’da üslenmiş olan kanalların muhabirleri, duruşmaya katılanları, özellikle de “müdahil şehit ailelerinin temsilcilerini” nasıl kollarından çekiştirip duruyor ve nasıl bir “canlı yayın konuğu” kavgası sürüp gidiyor, bütün “renkleriyle ve sakıncalarıylaÇölaşan’ın sütununda çok iyi dile geldi.

Çölaşan’ın yazısında açıkça dile getirilmeyen, ama satır aralarında okunan bir başka nokta daha vardı:

Ben de burada, PKK’nın ana stratejilerinden birinin Türk ve Kürt insanları arasındaki kardeşliği bozmak, Kürtler arasında Türk, Türkler arasında da Kürt düşmanlığı yaratmak olduğunu; “bebek ve masum halk katliamlarının, amaçsız gibi görünen vahşi terör eylemlerinin” aslında kin ve nefret tohumları ekmeyi amaç edindiğini belirttikten sonra, televizyon kanallarımızın, şehit yakınlarının haklı feryatlarına çok uzun zaman ayırmalarının, bir anlamda, PKK’nın bu stratejine destek verip vermediğini sorgulamalarını tavsiye ederim.

Bu arada, Mahkeme Başkanı’nın sorularına Apo’nun verdiği yanıtları özet olarak bir kaç dakikada aktaran kanalların, onbeş-yirmi dakika süreyle “duygusal tepkileri” göstermeleri ne derece habercilikle bağdaşır, tabii bu da ayrı bir konu.

Pek doğal olarak, ciddi ve bilgilendirici yayın yapan kanallar da var: Özellikle NTV, ve protokol haberciliğini aşma çabasındaki TRT bu kanallar arasında sayılabilir.

Ama benim bu yazıda üzerinde durmak istediğim, “anlatım hatası” bir hukuk kavramı ile ilglili.

Biliyorsunuz, Türkiye’deki “ayrılıkçı terör” eylemlerin uzun vadeli panzehiri, Türk Milliyetçiliği’nin Atatürk tarafından siyasal olarak tanımlanmış olması ve günümüzde de Cumhurbaşkanı Demirel’in tekrarladığı “anayasal vatanseverlik” kavramıdır.

Önce Atatürk’ün tanımını anımsayalım:

“Ne mutlu Türk olana” demiyor Atatürk, “Ne mutlu Türküm diyene” diyor,.

Yani Türklüğü “iradi” bir kavram olarak belirliyor, kafatası ölçerek değil.

Daha önemlisi, sonra da “Türk” kavramını, “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halka Türk halkı denir” diyerek, siyasal biçimde tanımlıyor.

Bir başka deyişle, ülkemizde yaşayan insanları birleştiren “üst kimlik” siyasal niteliklidir ve “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır

İnsanlar, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Azeri, Boşnak, Arnavut, Tatar, Rum, Ermeni, Süryani, Musevi kökenli olabilirler, ama bütün bu insanları “birleştiren ve eşit kılan”üst kimlik” “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı”dır.

Atatürk’ün temellerini attığı bu milliyetçilik anlayışını, benim burada anlattığım biçimiyle günümüzde ayrıntılı olarak savunan insanlar arasındaki en önemli siyasal kişi Cumhurbaşkanı Demirel’dir.

Demirel, “Anayasal Vatanseverlik” kavramını ortaya atarak Atatürk Milliyetçiliği’ni güncel olarak tanımlamıştır.

Şimdi diyeceksiniz ki, “Rona Aybay’ın düzelttiği yanlış nerede?

Demirel, “Anayasal Vatanseverlik” kavramını ortaya attığı aynı anda bir de “Anayasal Vatandaşlık” terimini kullanmıştı.

Ben de yukardaki görüşlerimi, Cumhuriyet Radyo’daki sohbetlerimden birinde açıklarken, Demirel’e gönderme yapmış ve hem “Anayasal Vatandaşlık” hem de “Anayasal Vatanseverlik” terimlerini kullanmıştım.

Değerli dostum Prof. Rona Aybay, bu konuşmayı hasta yatağında dinlemiş, derhal beni aradı ve şu kritik soruyu sordu:

“Kardeşim, Türkiye Cumhuriyeti’nde anayasal olmayan vatandaşlık var mıdır?”

Böylece sevgili dostum, hem beni hem de Demirel’i hukuk mantığı ve hukuk dili açısından düzeltererk, doğru bir savı, yanlış terimlerle savunmamızı önledi.

Bu arada medyamızda bugünlerde yapılan bir başka Türkçe yanlışını da vurguladı: “Mahkeme” ile “muhakeme” sözcükleri genç muhabirler ve spikerler tarafından birbirine karıştırılıyor:

Muhakeme”, “yargılama” karşılığıdır ve yapılan işi belirler.

Bu iş ise “Mahkeme”de yapılır. Yani “mahkeme” bir kurum, “muhakeme” ise o kurumun yaptığı iştir.

Kendisine burada teşekkür ediyorum.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 9 Aralık 2019

Valid HTML 4.01 Transitional