Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

MEDYA NOTU

 

EMRE KONGAR

 

BİR BÜYÜK GAZETEDE İKİ BAYAN YAZAR

 

Gerek basınla siyaset iç içe yaşadığı gerekse, bir sütunu şu ya da bu biçimde ele geçiren bir sürü “gariban” abuk sabuk yazılar yazdığı ve genel yayın yönetmenleri tarafından uyarılmadığı; bu arada onları uyarmakla yükümlü olan genel yayın yönetmenleri de patronlarının iş takipleri ile uğraştıkları için, yirmibirinci yüzyılın başında Türk basınının bazı sütunları tam bir “yozlaşma” içinde.

Bugün, “yozlaşma” dediğim bu süreç açısından iki örnek üzerinde durmak istiyorum.

Örneklerim çok olumsuz olduğu için gazete ya da yazar adı belirtmeyeceğim.

Çünkü amacım “bağcı dövmek” değil.

* * *

Her iki örnek de ne yazık ki bayan yazarlarımızdan.

Ne yazık ki bayan yazarlarımızdan” çünkü ben bütün mesleklerde olduğu gibi köşe yazarlığında da kadınlardan yanayım.

Üstelik, Zeynep Atikkan, Ferai Tınç, Zeynep Göğüş, Duygu Asena, Meral Tamer, Zeynep Oral gibi basınımızın yüz akı pek çok kadın yazarımız ile de övünüyorum.

Sözünü ettiğim iki olumsuz yazarımızdan biri, önceleri aybaşı durumlarını ve sevgilisi ile olan ilişkilerini ve hatta nasıl seviştiğini yazarak “köşe yazarlığına” soyunan bir gencimiz.

Bu genç yazarımız sonunda hızını alamadı ve nasıl kustuğunu anlatmaya başladı.

Evet yanlış okumadınız, bir büyük gazetenin bir köşe yazarı, makalelerinde resmen nasıl kustuğunu anlatarak “köşe yazarlığı kariyerinde” inanılmaz bir aşama kaydetti.

* * *

Aynı gazetedeki bir başka yazarın sizinle paylaşmak istediğim bir makalesinde ise bakın bir hastalık nasıl anlatılıyor?

Problem göğüs kafesinin tam ortasında biraz yukarıda bir noktanın yerine getirilmesiyle ilgilidir.”

Böyle tanımlanan bir hastalık acaba yer yüzünde var mıdır?

Hadi diyelim ki bir yazar, tıp terminolojisini bilmek zorunda değildir ve kimsenin anlayamadığı garip tanımlamalar yapabilir.

Ama bakın yazının gerisi nasıl geliyor:

Yazarımız doktorunun bir türlü iyileştiremediği bu hastanın zihninde bir gün birdenbire bir görüntü oluştuğunu ve kendisini tedavi eden doktoru göğsüne mızrak sokan bir işkenceci olarak gördüğünü belirtiyor.

Hasta, zihninde oluşan bu görüntüye karşın, yine de o doktora gidiyor ve doktor, “ne tuhaf, göğsünüze mızrak girmiş gibi görünüyor” diyor ve bu kez hastayı iyileştiriyor.

Bu arada eşi dostu da doktorun çok çalıştığını ve çok yorulduğunu söylemektedirler.

Yazı böylece bitiyor ve yazarımız “bildiğimiz gerçeklerden daha başka gerçekler de var ve biz henüz bunları bilemiyoruz” diyerek son noktayı koyuyor.

İster inanın ister inanmayın yazının tümünün özeti bu.

Bu yazar yazısının ilk yarısında da “pazar günü kırmızı tişört giydiği için uğursuzluktan kurtulamayan ve bu nedenle evi soyulan” adama ilişkin bir öykü anlatıyor ama yine “hurafeye dayalı olan” bu saçmasapan öykünün hiç olmazsa Türkçesi düzgün ve yazarın ne dediği anlaşılıyor.

Aslında Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birinde, böyle abuk sabuk hurafelere sütun tahsis edilmesini çok garip.

Çünkü, sonra aynı gazete dönüyor, Fadime Şahin adlı zavallı bir kadın müridin, bir şeyhin kerametine nasıl inandığını sorguluyor.

Oysa insanlar sadece bu gazetenin burada anlattığım sütununu okuyup inansalar, gerçeklerden tümüyle kopup, argo deyimi ile “kafayı yerler”.

Burada ayrıca üzerinde durmak istediğim bir nokta da, yazarın “Türkçesi”, daha doğrusu anlatmak istediği hurafeyi bile anlatamaması.

Ben yazıyı anlamak, ya da zorlayarak da olsa bir anlam çıkarmak için tam beş kez okudum, yine de beceremedim.

Darısı bu gazetenin ve bu yazarın okurlarının başına!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 9 Aralık 2019

Valid HTML 4.01 Transitional