Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

MEDYA NOTU

 

EMRE KONGAR

 

ERDAL İNÖNÜ VE ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

 

Erdal İnönü, siyaseti bıraktıktan sonraki konuşmalarını, “Fikirler ve Eylemler” adlı kitapta toplamış.

Kitap dört bölümden oluşuyor: 1) Cumhuriyet Tarihi ile İlgili Konuşmalar, 2) Bilim Tarihi ile İlgili Konuşmalar, 3) Siyaset Konulu Konuşmalar, 4) Çeşitli Kişisel ve Toplumsal Konulardaki Konuşmalar.

İnönü’nün bu kitabı gerçek bir entellektüelin düşünce dünyasını anlamak ve kişisel yaşamına girmek için büyük bir fırsat.

Ayrıca inanılmaz bollukta ve ayrıntıda, gözden kaçmış, anlamlı bilgi ve gözlem var kitapta.

Ama ben bugün Türkçe konusunda yazacağım için, adı geçen kitapta dikkatimi çeken konular yerine, yine İnönü’nün “Anılar ve Düşünceler” adlı kitabının ikinci cildi ile ilgili bazı yorumlar yapmak istiyorum.

Bir defa hemen belirtmeliyim ki, İnönü’nün anıları, yakın tarihimizi araştıracaklar için bulunmaz bir hazine.

Ama ben bugün yine yazarla hemfikir olmadığım bir Türkçe konusuna değineceğim.

Erdal İnönü, dil konusunda da çok duyarlı bir insan ve tabii ki, çok titiz bir yazar.

Anıların birinci cildinde de, Türkçe’deki sesli harflerin okunuşlarıyla, sözcükler arasında son derece ilginç ilişkilere işaret etmişti.

Bu kez, birinci ciltte, “Karpiç, babamla beni lokantanın en güzel bir yerine oturttu” diye yazmasını Türkçe açısından eleştirdiğimi belirterek, bu yanlışı niçin yaptığını çözümlemeye koyuluyor ve pek de katılmadığım çok ilginç bir takım gözlemlerde bulunuyor.

Kitabın 284’üncü sayfasında, özet olarak, dildeki “en” kelimesi ile matematikteki “maksimum” sözcüğü arasındaki koşutluğa işaret ediyor.

Lokantada birden çok “en iyi yer” yani birden çok “tepe”noktası olduğunu vurgulayarak, bu nedenle bu yanlışı yaptığını, aslında, “nispeten ya da görece iyi bir yere oturturdu demem gerekirdi ama bu da hayalimdeki imgeyi yeterince dile getirmiş olmazdı” diyor.

Ben bu açıklamaya katılmıyorum:

Benim eleştirim sadece bir “deyiş” sorununa ilişkindi:

Türkçede “En güzel bir yere oturttu” denmez.

Tabii diyebilirsiniz ama, bu “güzel olmaz”.

Ya “En güzel yere oturttu”, ya da İnönü’nün dediği gibi “birden çok en güzel” yer varsa “En güzel yerlerden birine oturttu” denebilirdi.

Bir başka deyişle, İnönü’nün bu kitapta yaptığı açıklamaya göre, uygun cümle, “En güzel yerlerden birine oturttu” biçiminde olabilirdi.

Cümle böyle yazılmış olsaydı, hem İnönü’nün aktardığı durumun mantığı, hem de Türkçe’nin güzelliği korunmuş olurdu.

Erdal İnönü, bu açıklamasından sonra, bütünüyle katıldığım bir başka noktaya işaret ediyor ve “Uzun Yıllar ne demek?” diye soruyor.

Bu soruya verdiği yanıtta, bir doğal bilimcinin dil sorununa da, alışmış olduğu bilimsel yöntemin aynı titizliğiyle eğildiğinde ne denli ilginç sonuçlara ulaştığını görüyorsunuz.

Erdal İnönü, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların lider kadrosu içinde yer alan ve Atatürk’ten sonra gelen bir asker-politikacının, İsmet İnönü’nün oğlu.

Cumhuriyet’in ilanından üç yıl sonra doğduğuna göre, babası Cumhurbaşkanlığından ayrıldığında 24 yaşında, yani eğitimi ve kişiliği oldukça biçimlenmiş bir noktada imiş.

Esas olarak, yeni Cumhuriyetin Başbakanı’nın ve sonra da Cumhurbaşkanı’nın oğlu olarak büyütülmüş.

Bugün yazdıklarına bakınca, Mevhibe Hanım ile İsmet Paşa’nın kendisini gerçekten dünya çapında tam bir “entellektüel” olarak yetiştirebildikleri açıkça görülüyor.

Peki acaba baba İnönü, sadece oğlunu mu “iyi yetiştirdi”?

Oğlunun eğitimine bu denli duyarlı olan bir baba, Cumhurbaşkanı olarak, “eğitim sorununa” nasıl bakıyordu?

Bu sorunun yanıtı konusundaki pek çok ipucu, (başlı başına özgün bir deneyim olan Köy Enstitüleri konusu bir yana bırakılırsa) Erdal İnönün anılarının özellikle birinci cildinde var ama, çok özel bir yanıt da Şefik Kahramankaptan’ın “İsmet İnönü ve Hârika Çocuklar” adlı kitabında bulunabilir.

Yine uluslararası arenada kendilerini kanıtlamış olan iki büyük sanatçımız Suna Kan ve İdil Biret üzerine yazılmış bu kitapta, Kaptanların Kahramanı ve Kahramanların Kaptanı olan Şefik, Türkiye Cumhuriyetini kuranların nasıl bir kültür ortamı içinde bu mucizeyi gerçekleştirdiklerini ve ayrıca, İsmet İnönü’nün “Harika Çocuklar Yasası”nı nasıl çıkarttığını anlatıyor.

İçinde yaşadığımız Cumhuriyet’in nasıl kurulduğunu ve bu günlere nasıl gelindiğini kültür boyutuyla anlamak istiyenlerin mutlaka okuması gereken üç kitap, İnönün’nün ve Kahramankaptan’ın yapıtları.

21. Yüzyılda Erdal İnönü’yü Cumhurbaşkanı seçebilsek, Türkiye’de çok şey değişebilir!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 2 Aralık 2019

Valid HTML 4.01 Transitional