Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

BARIŞ KÜLTÜRÜ VE DEMOKRASİ

(Bildiri Özeti)

 

EMRE KONGAR

 

Barış Kültürü Sempozyumu

16 Ekim 2000

İzmir

 

 

 

Tarihe baktığımızda dünya üzerindeki barışın çeşitli yöntemlerle sağlandığını görüyoruz.

Birinci yöntem, Roma ve Osmanlı İmparatorlukları gibi imparatorluklarda gördüğümüz "bir yönetimin egemenliğine dayalı barıştır".

"Roma Barışı" ya da "Osmanlı Barışı" gibi isimlerle anılan bu barış, bir yönetimin kendi anlayışını, savaşarak zaptettiği tüm alanlarda egemen kılması yöntemine dayanır.

Tabii bu barış, sadece imparatorluğun kendi sınırları içinde ve geçici bir dönem için söz konusudur.

Gerek imparatorluğun sınırları dışındaki "düşmanlarla" çatışmalar, gerekse imparatorluğun sınırları içindeki isyanlar bu barışı sık sık kesintiye uğratır.

Egemen imparatorluğun yıkılmasıyla bu barış sona erer.

İkinci yöntem, "kuvvet dengesi" dolayısıyla düşman ülkelerin birbirlerine saldırmadan birlikte yaşamalarıdır.

Bu barış da, düşmanlardan biri güçleninceye, ya da kendini güçlü hissedinceye kadar sürer.

Taraflardan biri yeterince güç kazandığını düşününce, barış derhal bozulur.

Eskiden tarafların karşılıklı doğrudan savaşlarıyla belirlenen bu güç dengesi, yirminci yüzyılın ikinci yarısında, soğuk savaş döneminde, "dehşet dengesine" dönüşmüştür.

Böylece Doğu ve Batı Blokları arasındaki nükleer güç dengesine dayalı bir dünyada sadece yerel savaşlara izin verilmiş ve Birinci ve İkinci Dünya Savaşı felaketleri bir kez daha yaşanmamıştır.

Bugün, Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle birlikte, dünya yeniden eski çağları andıran bir "Amerikan Barışı" dönemine girmiş görünmektedir.

Gerçek barışın asıl yöntemi ise hiç kuşkusuz, "barış içinde birlikte yaşama" ideolojisine göre, farklı dillerin, dinlerin, kültürlerin ve rejimlerin oluşturduğu değişik ülkelerin birbirlerinin egemenlik haklarına saygı göstererek birlikte üretim yapmalarında yatar.

Ne yazık ki, ülkeler arası eşitsizliklerin egemen olduğu ve küreselleşme aracılığı ile bu eşitsizliklerin büyüdüğü günümüz dünyasında, pek çok ülke, kendi rejimini dışarı ihraç etmek istemekte, devletler arasındaki toprak ve sınır kavgaları hala etkin bir biçimde gündemi işgal etmekte, etnik ve dinsel kökenli saldırılar insanlar arası ilişkilerin savaşa dönüşmesine yol açmaktadır.

Bütün bu "savaş nedenleri" gözden geçirildiğinde, ister toprak anlaşmazlığı, ister rejim ve yönetim kavgası olsun, hepsinin tek bir ana eksene, "kimlik eksenine" indirgenebileceği görülür.

Din, mezhep ya da milliyet ve ırk farklılıklarına dayalı siyasal birlikler yani devletler, farklı kimlikte olan insan grupları ya da siyasal birlikler ile anlaşmazlığa düşmektedirler.

İşte tam bu noktada "uluslararası arenadaki" kimlik kavgaları ile "ulusal düzeydeki" kimlik sorunları arasındaki benzerliklere ve çözüm seçeneklerine bakarak, bazı ilginç sonuçlara ulaşabileceğimizi düşünüyorum.

Ulusal düzeydeki sorunların çözüm seçenekleri arasında en insancıl ve kalıcı olanı, hiç kuşkusuz "demokratik çözümdür".

Bilindiği gibi demokrasi, "bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvencede olduğu bir çoğunluk yönetimidir".

Bir başka deyişle "demokratik rejimlerde" bütün vatandaşlar, din, mezhep, ırk, dil farkı olmaksızın devlet karşısında eşit kabul edilirler.

İşte bu kültür yani bütün insanların her türlü kimlik farkına karşın, eşit olduğu anlayışı ve çoğunluğun bile, temel hak ve özgürlüklere dayanan bu eşitliği bozamayacağı inancı, uluslararası platforma taşınabilirse, insanlık için de kalıcı bir barış söz konusu olabilir diye düşünüyorum.

Bu tabii hiç de kolay bir hedef değil.

Önce bireyler bu anlayışla yetiştirilecek.

Sonra onların oluşturduğu farklı kimlikteki siyasal birimler yani devletler demokratik yapıya sahip kılanacak.

Daha sonra da, bu demokratik devletler, kendi aralarında gerçek bir demokratik barışa dayalı uluslararası bir sistem oluşturacak.

Tabii sorun bu zincirin birinci halkasında:

Gerçek demokrasiye ve barışa inanan bireyler nasıl yetiştirilecek?

Birbirini gırtlaklayan devletler, kendi vatandaşlarına demokrasi ve barış kültürünü nasıl aşılayacak?

Çocuklarını hala döverek yetiştiren ailelerde gerçek demokratik değerler nasıl öğretilecek?

Bu ve benzeri sorunlar, dünyamızın gerçek bir demokratik barış ortamından henüz çok uzak olduğunun göstergesi olarak düşünülebilir.

Fakat ben yine de dünyamızdaki kalıcı bir barışın, sadece ve sadece demokrasiye inanan bireylerin yetiştirilmesinden ve bu bireylerin oluşturacağı demokratik devletlerin barışcı ilişkilerinden geçeceğine inanıyorum.

Bu nedenle de kalıcı bir barışın arka planınında, gerçek bir demokrasi kültürünün yattığını düşünüyorum.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 20 Mayıs 2019

Valid HTML 4.01 Transitional