Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AVRUPA BİRLİĞİ'NE "ONURLU VE BAŞI DİK" GİRİŞ NE DEMEK

 

Emre Kongar

 

Avrupa Birliği'ni geleceğin bir "uygarlık projesi" olarak görüyorum. Türkiye'nin de mutlaka bu projede yer alması gerektiğini düşünüyorum. Ama on madde altında özetlediğim sorunların Avrupa Birliği içindeki yerimizi eşit ve onurlu bir üye olarak almamızı engellediği inancındayım. Çünkü ben teslimiyetçi bir Tanzimat münevveri değil, çağdaş bir Cumhuriyet aydınıyım.

Cumhuriyet Gazetesi'nde Aydınlama sütununda ve Medya Notu köşemde yazdığım yazılardan pek çok yansıma alıyorum.

Eksik olmasınlar, değerli okurlarımız Cumhuriyet'i satır satır okuyor ve sık sık da olumlu ya da olumsuz düşüncelerini hem yazarlara hem de yazişlerine iletiyorlar.

Bu yansımalar ister olumlu olsun ister olumsuz, bizlere moral veriyor, okunduğumuzu ve izlendiğimizi hissettiriyor, yaptığımız işin, yani yazdığımız yazılarda savunduğumuz düşüncelerin boşa gitmediğini gösteriyor.

Hepsi sağ olsunlar, var olsunlar.

Geçenlerde elektronik posta kutuma gelen mektuplar arasında bir tanesi özellikle dikkatimi çekti.

Bir okurum, düz mantıkla "Madem ki Avrupa Birliği'ne girmek istiyoruz, oranın koşullarına uyacağız, 'onurlu ve eşit koşullarla' girmek de ne demek oluyor" diye soruyor.

Benim "AB'ye tabii ki girmeliyiz ama onurlu ve eşit koşullarda" yaklaşımımı sorgulayan mektubun tam metni şöyle:

"Sayın Kongar,

Siz ve sizin gibi düşünenlerin dillerinden -ve kalemlerinden- düşürmedikleri şu mahut, 'AB üyeliğine evet ama onurlu ve başı dik...' ifadesi tam olarak ne demektir?

AB, eğer yasalarınızda idam cezası varsa, toplumunuz içindeki etnik gruplarin kendi dillerini öğrenmelerini ve kendi dillerinde yazılı ve görsel yayın yapmalarını engelleyen hükümler varsa AB üyesi olamazsınız diyor.

Siz ne diyorsunuz? Biz idam cezasını kaldırmayız ve ana dil üzerindeki hak kısıtlamalarını koruruz, bu bizim için bir onur ve başımızı dik tutabilme göstergesidir. Bizi alacaksanız böyle alın mı diyorsunuz?

Açıklarsanız ben ve benim gibi düşünenleri - yani ülkemiz için AB üyeliğinden baska hiç bir çıkış yolu göremeyenler- aydınlatmış olursunuz.

Sonsuz saygılarımla. B.A."

Adını açıkça yazmış olan sayın okurumdan izin almadığım için ismini A.B. olarak belirttim.

Sayın okurum, özetle, "Bir kulübe girmek istiyorsanız, o kulübün koşullarına uymanız gerekli. Onur ve eşitlik adına bu koşulları reddediyorsanız, oraya girmek istemiyorsunuz demektir" demeye getiriyor.

Örnek olarak da idam cezasını ve Kürtçe eğitim ve yayın yasağını gösteriyor.

Bana da "Siz ve sizin gibi düşünenler..." diyerek, bu "onurlu ve başı dik" ifadesini açıklamamı istiyor.

Anlaşılan değerli okurumun da kafası karışmış.

Ben, okurumun öne sürdüğü gibi "benim gibi düşünen" başkaları var mı bilemem, ama bu konudaki kendi düşüncelerimi net ve açık olarak ortaya koyayım:

Bence idam cezası derhal kaldırılmalıdır.

Türkiye şimdiye kadar idam cezasını çoktan kaldırmalıydı.

Avrupa Birliği için değil, kendisi için.

Bu konuda çok uzun yıllar boyunca, gerekçelerini de belirterek birden çok yazı yazdım. (Meraklısı Cumhuriyet arşivine ya da benim İnternet siteme bakabilir.)

Türkiye, devletin hiç bir gerekçe ile hiç bir koşulda insanın canını almadığı bir devlet olarak, vatandaşlarına örnek olmalıdır.

Cinayetleri önlemenin de, terörle mücadele etmenin de en güzel yolu, devletin ölüm cezasını kaldırmasıdır.

Böylece vatandaşlarına hiç bir gerekçe ile insanın canına kıyılmasının doğru olmayacağını öğretmiş olacaktır.

İdamı kaldırmış bir ülke olarak, gerek "töre cinayetleri" adı altında toplumumuzu kemiren bir ilkellikle, gerekse insanın canına kasteden terör eylemlerinin "kurtarıcı" rolündeki yanlış ideolojileriyle daha iyi başa çıkabiliriz sanıyorum.

Bence, isteyen Kürtçe eğitim ve yayın yapabilmelidir.

Tabii üniter bir devlette, bu iş devletin zorunlu görevleri arasında olamaz.

Devlet ancak isterse bu konuda hizmet verir.

Ama isteyen vatandaşlar hangi dilde olursa olsun yayın da yapabilir, eğitim de verebilir.

Evet., benim AB'nin üzerinde durduğu söylenen iki "çıban başı" konu hakkındaki kişisel görüşlerim böyle.

Ayrıca genel olarak ülkemizdeki demokrasinin yetersiz olduğunu ve temel hak ve özgürlükler ile katılımcı demokrasinin mutlaka geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Yıllardır bu konuda yazdığım yazılar ve yayımladığım kitaplar ortada.

Türkiye AB İlişkilerinde Eşitlik Nerelerde Bozuluyor

Şimdi gelelim benim deyimimle "onurlu ve eşit koşulların" ne demek olduğuna.

Birinci olarak, Gümrük Birliği anlaşması çerçevesinde, Türkiye, AB'nin karar organlarında yer almadığı halde, bu organlarda alınan kararlara göre yönetilen "Gümrük Birliği"nin üyesidir.

Bu, Türkiye açısından ne öteki üye ülkelerle eşit ne de onurlu bir davranıştır.

Uygulanacak kararlar hakkında söz sahibi olmadan pazarını AB'nin emrine vermiş olmak bir yana, Çin gibi Tunus gibi AB üyesi olmayan ülkelerle Türkiye'nin ilişkilerine konmuş olan AB ambargosu, "öteki üye ülkelerle eşti ve onurlu olmayan" ilave bir engel oluşturmaktadır.

İkinci olarak, Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasının bütün koşullarını yerine getirdiği halde, AB aynı anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmemiştir.

AB, Gümrük Birliği anlaşmasının Türkiye'ye verilmesini öngördüğü yardımları yapmamaktadır.

Yani AB, Türkiye ile yaptığı anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmektedir.

Bu Türkiye açısından öteki üye ülkelerle eşit ve onurlu bir durum değildir.

Üçüncü olarak AB'nin uluslararası anlaşmalara aykırı davranması, Kıbrıs olayında da görülmektedir.

Londra ve Zürih anlaşmalarına göre Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olduğu uluslararası örgütlere, Türkiye'nin ya da Yunanistan'ın izni olmadan katılamaz.

AB, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin üyeliği konusunda bu anlaşmaların hükümlerine aykırı davranmaktadır.

Bu, AB-Türkiye ilişkilerinde Türkiye açısından öteki ülkelerle ne eşit ne de onurlu bir durumdur.

Dördüncü olarak, İngiliz Dışişleri Bakanı'nın "Türkiye'nin Güney Doğu sınırları belirsizdir" gibi ve Alman Başbakanı'nın "AB bir Hıristiyan klubüdür" biçimindeki açıklamaları hiç bir eşit üyelik anlayışına sığmaz.

Doğrusu bu beyanların hangi "eşit ve onurlu üyelik" anlayışını yansıttığını merak ediyorum.

Beşinci olarak, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ulusal anlaşmazlık konuları olan Kıbrıs ve Ege gibi stratejik sorunlarda AB "Yunanistan'ın sesi" olarak davranmaktadır.

Avrupa Birliği'nin Türkiye ile Yunanistan arasındaki bütün sorunlarda Yunanistan'ın sesi olarak davranmasının hangi eşitlik ve onurlu üyelik anlayışı ile bağdaştığını merak ediyorum.

Altıncı olarak kurulmakta olan Avrupa Ordusu ile NATO arasındaki ilişkilerde Ankara ile Brüksel arasında varılan anlaşma bir türlü yürürlüğe girememektedir.

Çünkü Atina, bu anlaşmaya karşı tavır koymuştur.

Bu anlaşmayı Atina'nın engellemesinin hangi eşitlik ve onurlu üyelik davranışı ile açıklanabileceğini anlayamıyorum.

Yedinci olarak, bütün dünya teröre karşı savaş ilan etmişken, AB üyesi ülkelerdeki ETA gibi, IRA gibi terör örgütleri AB siyaseti ve hukuku içinde dışlanmışken Türkiye'deki PKK ve DHKPC gibi terör örgütlerinin ve demokrasiye karşı savaş açtıklarını açıkça ilan eden radikal siyasal İslamcı örgütlerin AB içinde ülkelerde hoşgörüyle karşılanmaları ve desteklenmeleri, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı bir önyargısını yansıtmaktadır diye düşünüyorum.

Avurpa Birliği'nin bu çifte standartlı davranışının hangi eşitlik ve onurlu üyelik anlayışı ile izah edilebileceğini anlayamıyorum.

Sekizinci olarak, Avrupa Birliği, kendisi ile uzaktan yakından bir ilişkisi olmayan, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı-Rus savaşı çerçevesinde Rusya tarafından kışkırtılan Osmanlı Ermenileriyle Osmanlı tebası olan Türkler ve Kürtler arasındaki çarpışmaların yol açtığı karşılıklı katliamları, bir Ermeni Soykırımı tasarısı haline getirerek, bu tasarının Avrupa Parlemontosu tarafından benimsenmesini sağlamıştır.

Tarihi saptıran ve Türkiye'ye karşı kesin bir önyargıyı yansıtan bu tasarının Avrupa Parlamentosu tarafından benimsenmesinin hangi eşitlik ve onurlu üyelik anlayışı ile açıklanabileceğını merak ediyorum.

Dokuzuncu olarak, Avrupa Birliği Türkiye hariç, öteki aday ülkelerden vizeyi kaldırmış durumdadır.

Bir Bulgar bir Polonyalı, Avrupa'ya elini kolunu sallayarak giderken, Türkiye'ye uygulanan ve gittikçe de zorlaştırılan Avrupa ülkeleri vizelerinin hangi eşitlik anlayışı içinde değerlendirilebileceğini anlamıyorum.

Onuncu olarak, Almanya, Avrupa Konseyi'nin azınlıklar konusundaki kararına, kendi ülkesindeki azınlıkları kendisinin belirleme hakkını saklı tuttuğunu belirterek çekince koymuş ve bu hakkını kendi ulusal egemenlik anlayışı içinde tek başına kullanmıştır.

Buna karşılık Türkiye'de, Lozan anlaşması ile belirlenmiş olan azınlıklar dışında başka azınlık gruplarının da bulunduğu iddiası başta Almanya olmak üzere AB ülkeleri tarafından ısrarla ileri sürülmektedir.

AB'nin Türkiye'ye karşı, "kendi azınlığımı ben belirlerim, senin azınlığını da ben belirlerim" anlayışı içindeki bu tutumunun hangi eşitlik ve onurlu üyelik anlayışı ile bağdaşabileceğini merak ediyorum.

Tanzimat Münevveri ile Cumhuriyet Aydını Farkı

Değerli okurlarım, ben Avrupa Birliği'ni sadece bir siyasal, stratejik ve askeri birlik ya da bir ekonomik bütünleşme olarak değil, geleceğin bir "uygarlık projesi" olarak görüyorum.

Türkiye'nin zorunlu olarak bu projeye katılması gerektiğine ve eninde sonunda layık olduğu yeri alacağına inanıyorum.

Bu görüşümü de şimdiye kadar pek çok yerde, açık ve net bir biçimde, sözlü ve yazılı olarak ifade ettim.

Ama ben Türkiye'nin bu projedeki yerini ancak eşit ve onurlu bir üye olarak alabileceği ve yukarda on madde altında özetlediğim konuların hem eşitliğe hem de onurlu üyeliğe aykırı olduğu inancındayım.

Bu konuları da yerli ya da yabancı herkesle, yurt içinde ya da yurt dışında her yerde, her koşul altında açıkça tartışmaya hazırım.

Çünkü ben aşağılık kompleksleri içinde kıvranan teslimiyetçi bir Tanzimat münevveri değil, Türkiye'nin, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, 20. yüzyılın en büyük siyasal ve kültürel devrimini gerçekleştirmiş olduğunun bilincini taşıyan çağdaş bir Cumhuriyet aydınıyım.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 25 Mart 2019

Valid HTML 4.01 Transitional