Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar
  Green BulletAydınlanma
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum

Yazılar
  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

Murat Birsel, Gündemdekiler, 21 Aralık 2000

Konu:“Kızlarıma Mektuplar” Kitabı.
Konuk:
Sosyolog – Yazar Prof. Dr. Emre Kongar

Murat Birsel: Emre Kongar hoşgeldiniz, şeref verdiniz hocam. Çok keyifli bir kitapla karşımıza çıkıyorsunuz. Kızlarıma mektuplar ve hakikaten kızlara mektuplar. Ve de duyduğum kadarıyla liste başı olmuş. Demek ki herkesin hoşuna gitti veya herkesin bir kitaba ihtiyacı vardı veya herkes kızlara bu kitaptan veriyor, oğlularına da olabilir tabi ki. Sizden bekliyorum hikayesini. Bunlar gerçek mektuplar anladığım kadarıyla. Sonra nasıl kitaplaştı, o Aşamayı merak ediyorum.

Emre Kongar: Kız babası olanlar bilir, bir ayrılık denilir ona. Kızlar ya evlenir ya bizim kızlar gibi tahsile yurt dışına giderler. Benim ikiz kızlarım var dolayısıyla yanı olayı iki kez yaşadım, yaşıyorum. Birincisi gittiğinde üç yıl kadar evveldi. Bu mektup olayı kafamda yerleşti, ondan bir yıl sonra ikincisi gitti iki yıl önce. O zaman başladım yazmaya bu bir anlamda daha doğrusu bir hesaplaşma bu. Yani benim hep toplumla hesaplaşmam. Ama feodel kalıntıları olan, yani erkek egemen ve yaşlı egemen toplumla hesaplaşmam. Şimdi Türkiye çağdaşlaşamadı bu feodel kalıntılar bizi mahvediyor. Özellikle kızları, özellikle gençleri ve de genç nesili. O acıdan bir hesaplaşma ekseni feodal toplum kalıntılarıyla hesaplaşmak. İkincisi de baba olarak kendimle hesaplaşmak. İstedim ki kızlar artık uçunca tam anlamıyla arkadaş oluyorlar. Yani baba kız ilişkisi, eğtim ilişkisi, yol göstermesi ilişkisi birden bire nitelik değiştiriyor. Üstelik ikisi de öğretim üyeliğine hazırlanıyorlar. Yani bir anlamda da meslektaş ilişkisinde ortaya çıkıyor.

Murat Birsel: Keşke burda olsalar da, kızlar da yanımızda olsa onlara da sorabilmsem. Kızlar ne diyor? Esasında tabi çok keyifli ve aynı zamanda zor bir şey. Baba önemli bir baba. Baba bilim adamı ve üstelik baba sosyolog ve oturuyor bir tane mektup yazıyor. Bazı mesela kurallar ver içinde. "ben sizin yerinizde şöyle yapardım" diyor. Şimdi o yukarıdan gelen bir anayasa. Ne kadar uyuyorlar, ne kadar paylaşıyorlar? Veya "baba ya hepsi kabul de şurasında böyle düşünmüyoruz" dedikleri oluyor mu?

Emre Kongar: Evet önemli bir bölümü öyle.

Murat Birsel: Alalım mektupları birinci, ikinci diyoruz ama.

Emre Kongar: Elif Kongar ve Ebru Kongar. Ebru ekonomi okuyor, ekonomi doktarısını yapıyor boğaziçini bitirdi. Elif'de endüstri mühendisliği doktarasını yapıyor o da Yıldız Teknik Üniverstesi'ni bitirdi. Her ikisi de burslu okuyorlar. Birisi Amerika'daki üniversteden burs aldı, birisi Türkiye'deki üniverstesinden burs aldı. Bunlarla meslektaş da olunca. Tabi çok zor. Yani istedim ki yeni bir aşamaya geçsin ilişkimiz, bir dostluk aşamasına geçsin ilişkimiz. Ama o çok zor. Baba oğul, baba kız ilişkisinin böyle bir dostluk ilişkisine geçmesi çok zor. Ve onu da benim başlatmak gerekir diye düşündüm. Bu da nasıl olur? Belki bir nevi günah çıkarma, irdeleme veya eleştiri denilebilecek. Ama çok kişisel değil ama sadece bir baba olarak öz eleştirim değil aynı zamanda gençleri ve kadınları ezen hala bir toplumda yaşamanın toplumsal eleştirisini, yani toplumla olan hesaplaşmayı da içeren bir duygusal, bir kız babasının ama Sosyoloji Profesörü olan bir kız babasının böyle bir duygusal dönüşümlerinden birinin dışa vurumu.

Murat Birsel: Keşke burda olsalar da, kızlar da yanımızda olsalar da onlara da sorabilsem. Kızlar ne diyor? Esasında çok keyifli ama aynı zamanda zor bir şey. Yani baba önemlibir baba, baba bilim adamı, üstelik baba sosyolog. Ve oturuyor bir tane mektup yazıyor ve kurallar var içinde. Ben sizin yerinizde olsaydım şöyle yapardım diyor. Şimdi o yukarıdan gelen bir anayasa yani. Ne kadar uyuyorlar, ne kadar paylaşıyorlar veya baba hepsi kabul de şurasında şöyle düşünmüyoruz dedikleri oluyor mu?

Emre Kongar: Bu sorunuzun çok ilginç bir yanıtını vereyim. Bu mektuplardan bazıları gitti, değiştirildi ve geldi yayımlanma kararı alınınca. Yani kızlarımla bir anlamda bu ortak yani bunların da katkısı var bu mektupların bazıların. Yayınlayacağımı duyunca bazı mektupları düzeltip yolladılar. Nasıl düzelttiler? Yani çıkardılar mı bazı özel şeyleri? Hayır tam tersine ilginç bir biçimde kızlarım bu mektuplara eklemelerde bulundular yani. Yani bir iç muhasebe açısından tabi onlar daha iyi biliyorlar sorunlarını. Şunu, şunu yazmışın ama bak şu sorunları da unutmuşun bunları da yaz veya bunlara da çözümler üret diye önerileri oldu ve bazı mektuplarda eklemeleri var. Şimdi tabi iki hesaplaşma dedim yani toplumla hesaplaşma, feodal hesaplaşma ve baba olarak kendimle hesaplaşma. Ama bir başka bunun ana teması var. O galiba bütün o sizin söylediğiniz anayasa gibi olma veya kural koyuyormuş gibi olma sıkıntılarını hafifletiyor. Zannediyorum o da sevgi. Bizim ailemizde bu kitapta da egemen olan müthiş bir sevgi hakimiyeti vardır. Bizde esas olan sevgidir, her şey ondan sonra gelir. Yani disiplin de ondan sonra gelir, güven de ondan sonra gelir. Önce sevgi, önce sevgi. Dolayısıyla kızlarla ilişkilerimiz de öyle. Yani önce bir birimizi seviyoruz. Dolayısıyla tedepeden bakan buyurgan bir yaklaşım değil sevgi dolu bir yaklaşım. Mesela birlikte balığa giden veya sinemaya giden baba kızın veya kızların birlikte karşılaşacağı sorunlara üretebilecekleri çözümeler gibi bir ortak şey var.

Murat Birsel: Kızlar kaç yaşındalar?

Emre Kongar: 1974 Aralık doğumludurlar demek ki yirmi beş.

Murat Birsel: Tam evlenme çağı veya girmek üzereler. Ben şimdi damadı düşünmeye başladım, adamın işi zor. Gelecek kızları isteyecek, bir kere böyle bir sevgi var, arada mektuplar var. Birinci soru "sen benim kızlarıma mektupları okudum mu?" işin o bölümünde ne olacak.

Emre Kongar: Ben o olanları kafamda da kalbimde çözümdüm. Kızlar ne derse o olacak. Sorunuzun bir defa net kesin yanıtını verelim. Yaşam onlarındır, tercih onlarındır. Evlenme konusunda, iş konusunda kızlarım ne derse o olur. Benim görevim sadece ve yalnıza onlara destek olmaktır. Şimdi bu kitapta nasıl alınıyor? Kitapta tabi muhtemelen tehlikeler ve tehditler ortaya. Mesela kıskançlık ve ilkellik diye bir bölüm var, tamamen bu çerçevede yazılmış bir şey. Yani bu dediğim sevgi, karşılıklı bir güven tabi o oluşuyor o sevgiden sonra. Bütün sorunları çözüyoruz. Benim çok önemli bir önerim var bu kişilik meselesi, evlenme meselesi, kız olma meselesinde. Orda bir kaç yerde kitapta vurguluyorum kendi mesleğine sahip olacak, yani kendi ekonomik bağımsızlığına sahip olacak. Yani her kim için olursa olsun, ne kadar severse sevsin, ne kadar güvenirse güvensin hiç kimseye özgürlüğünü yani kişiliğini hipotek etmeyecek. Bunun da ön koşulu iyi bir meslek sahibi olmak. Şimdi kızlar aslında bu meslek meselesinde beni de geçekler. Çünkü son derece iyi anlamda ihtirasları var. Yani ikisi de iyi bir bilim insanı olmak istiyorlar. Birisi iyi bir ekonomist, biriside iyi bir endüstri mühendisi olmak istiyor. Dolayısıyla yani özgürlüklerinden ve kişiliklerinden hiç bir şey uğruna ödün vereceklerini tahmin etmiyorum. Zaten ciddi, güzel, bir evliliğin, uyumlu bir evliliğin birinci koşulu da eşitlik ilkesidir. Yani onuda çok vurguluyorum kitapta o açıdan bir sorun yaşaycağımızı zannetmiyorum.

Murat Birsel: Peki hocam sosyolog şapkanızı giyin sosyologluğu belki sizden ayırmak mümkün değil. Burda sosyolog, baba hepsi yan yana işlev yapıyorlar. Bu mektupların ve yani bu kitabın sonuçta çok kısa bir dönemde üç beş gün içinde en çok satlan kitap olmasını çeşitli listeler var ama Remzi'den çıkmış, remzi de en çok kitaptır bunu söyleyebiliriz. Diğer listeleri debilmiyorum açıkçası ama yukarlardadır. Bu rağbeti nasıl açıklarsınız?

Emre Kongar: Efendim bunun iki nedeni olduğunu zannediyorum. Birincisi güncel olarak yaşadığımız ve sevginin ve bütün güzel duyguların çiğnendiği, ezildiği adeta red edildiği bir toplumda insanların buna karşı tepkisi. Yani iyiyi, güzeli, sevgiyi arayan insanların bir arayışının sonucu. Birincisi bu. Bu çok tabi çok güncel bir şey. Ama ikinci daha temel bir nedeni olduğunu zannediyorum. O da Türkiye'deki genel yozlaşma ve bütün değerlerin alt üst olması. Yani yine insana saygının yok edilmesi, paranın en yüce değer olması olarak ortaya çıkması falan. Halbuki göreceksiniz, görecekler okuyonlar siz gördünüz zaten para sadece bir araç. Yani para kişisizliğin, özgürlüğünün bir aracı. O kadar, başka hiç bir şey, hedef değil gibi. Dolayısıyla son yirmi yıldı feodel toplumdan endüstri toplumuna geçiş sırasında o erkek egemen, yaşlı egemen toplumun kabuklarını kırıp o gençlerin, o güzelim çocukların, pırıl pırıl zihinleri ve kadınların, kızların özellikle özgürlüklerine kavuşmasının umudu ve güzelliği üzerine inşa edilmiş bir kitap. Ayrıca bu dönüşümün yani erkek egemen, yaşlı gemen bir toplumdan gençlerin ve kadınların da eşit oldukları dil, din, ırk, cinsiyet ayrımı olmaksızın eşit oldukları bir topluma geçişteki yozlaşmayı da red eden ve gayet yumuşak segiye dayalı, nasıl bir toplum olmalıyız? Bu toplumda gençlerimiz nasıl olmalı, genç kızlarımız nasıl olmalı, kadınlar nasıl olmalının adeta sevgi dolu reçetelerini veren. Ama tabi ben yani iyi bir sosyoloji öğrencisiyim. Yani yıllarımı, elli yılımı sosyolojiye vermişim. Dolayısıyla bu reçeteleri veya bu sevgi dolu yumuşak önerileri verirken bütün dünya literitürünü, Türkiye'nin toplumsal oluşumunu dikkate larak yapmaya çalıştım ve böylece kızlarımı küçükken büyüdüğü, büyüyen çocuklarla yaşadıklarımızı Türk toplumunun değişmesiyle ilişkilendirip hem somut olarak Elif ile Ebru'nun mutluluğu, hemde soyut olarak toplumsal sorunlarımızın çözümüne ilişkin bazı şeyler geldi. Hemen bir örnek vereyim derhal göreceksiniz. Herkes kitabın kapağını beyeniyor sizde çok beyendiğini söylediniz. Kapağın sırrı çok ünlü bir ressamımız Tuncay Betil, çok genç yaşta malesef sirozdan yaşamını kaybediyor Ankara'da. Biz tabi Ankara dönüşü; ben İstanbuluyum ama siyasal bilgilere gittim sonra Amerika'da tahsile gittim, sonra dönüşte Hacettepe'ye gidince Ankaralı olduk ve kızlar Ankara'lı oldular. Daha kızlar yürümüye başlar başlamaz, hafif bilinçlenir bilinçlenmez Ankara'daki bütün etkinliklerime onları götürdüm. Örneğin sergi açılışlarına. Örneğin Tuncay ablalarıyla, Tuncay Betil'le orda tanıştılar. Bütün sergi açılışılarına giderdik. Akşam 18.00'de olur biliyorsunuz o açılışlar. Tuncay bunları pek severdi ve sürekli bana bu kızların resmini sana yapacam derdi sonra olmadı. 1980 askeri darbeler, sakal olayları falan ben üniversteden istifa ettim İstanbul'a geldim ve derken devran değişti. Müsteşar olarak aynı sakal olarak Kültür Bakanlığı Müsteşarlığına döndüm. Bir gün Hasibe Ayten çok ünlü bir kültür insanı ve Hamiye Çolakoğlu ünlü seramikçimiz. Ellerinde de paketle geldiler. 92 yılı zannediyorum Hasibe Ayten dediki "hocam bunu size Tuncay Betil'in vasiyeti üzerine getiriyorum, ikizlerin resmidir. Siz ayrıldıktan sonra Ankara'dan yayptı ve bunu size vasiyet etti." Dedi. Ben göz yaşlarında falan açtım bir açtım bu çıktı. Şimdi anladığım kadarıyla Hasibe Ayten bir galeri açmış ve orda bir Tuncay Betil reprospektif bir şey yapacak her halde kapak o. Yani kapak iki üç şeyi birden simgeliyor. Kitapta göreceksiniz insan sevgisiyle birlikte doğa sevgisi ve sanat sevgisi var. O çok belirgin, kızlarda da var bende de var dolayısıyla paylaşıyoruz. Kapak çok ünlü ve çok güzel bir ressamın kızlarımı resmettiği bir olay ama onun arkasında yatan bir başka bir olay bir babanın daha dört beş yaşındayken ikiz kızlarının ellerinden tutarak resim sergilerine büyütmesi var.

Murat Birsel: Bu baba koskoca Emre Kongar, kız babası valla burda yazıyorsunuz çocuklara haber vermişsiniz, bizde öğrendik. Gizli gizli takip etmişiniz kızlarınızı?

Emre Kongar: Evet. İlk okul birinci sınıfına başladığı zaman. Efendim çok basit onun nedeni. Şimdi bizim evimiz Çankaya yokuşundan hemen içeri giren sokaklardan birinde ikinci evdi. Çocukları da hemen orda aşağı ayrancıda bir okula verdik. Evden okula yürüyerek gidiyorlar. Fakat evden okula yürüyerek giderken dört beş tane sokak geçiyorlar. Yani ana bir caddeden aşağı doğru inerek yürüyorlar ve dört beş sokak geçiyorlar. Trafik ve düşünün bunlar daha birinci sınıf örencisi ve ilk gidişleri. Fakat bizim ilkemiz tabi eşimide burda hayırla burda bir daha anmak istiyorum. Karım daima beninle birlikte terbiyede özgürlük. Yan ilkokul birinci sınıfa giden çocuk bir defa götürüldü annesi tarafından ikincisinde hadi bakalım, okul şurada evden okula yürüyeceksiniz. Fakat dehşet verici korkutucu bir rüya. Trafiği ile insanlarıyla. Dolayısıyla ben bunları gizli gizli takip ediyordum bir yandan da hissettirdim kitaplarımda yazdığım gibi. Hem babaları arkasında korkmasınlar. Yani bir şey olursa babamız bizi koruk diye, hemde bilsinler yanlarında olduğumu diye. Sonra artık takip edmiyorum dedim onalrı tamamen özgür bırakmak için. Ama o zaman hakikaten gizli gizli takip ettim ve bu mektupta onu itiraf ediyorum. Bir anlamda o günah çıkarmalardan biri o.

Murat Birsel: Hocam şimdi bu kızlar maşallah yirmi beşine gelmişler yani yirmi beşten sonra fazla bir şey değişmez zaten. Olay bitmiş, yörünge oturtutulmuş. Metod tuttu mu? Metod tuttu ki her halde memnunsunuz. Onun için bu hayata bakış ve ilişkilere özellikle baba kız ilişkilerine bakış formüllü reçetesi olabilir. Hiç o dönem içinde Allah dediğiniz oldu mu? Her her hangi bir yerde formülün burda acaba, formüldü bir düzeltme yapılacak dediğiniz bir yer oldu mu?

Emre Kongar: Bu sorunuza iki yanıt vermek lazım. Çünkü bütün ailelerde olduğu gibi bizim ailede de zaman zaman mutsuzluklar ve sorunlar oldu. Ama en geneliyle verilecek yanıt evte formül yüzde yüz tuttu. Peki yüzde yüz tutan formül neydi? Sevgi önce ve o sevi içinde bir hafif bir disiplin. Sevgi disiplin güven ve özgürlük. Sevgi, disiplin güven ve özgürlük. Özgürlük bir süre sonra disiplini falan aşıyor, bütün kurallar sen nasıl istersene dönüşüyor. Dolayısıyla sevgi, güven disiplini de çıkaralım çünküo ilk zamanlarda gerekli. Sevgi, güven ve özgürlük yüzde yüz çalışan bir formül. Bir aşamasında disiplin şart. Yani çocuğun çevreyi bilmediği; onu da anlattım hangi aşamada şar diye. Disiplinsiz sevgi hiç bir anlam taşımıyor. Bu yüzde yüz çalıştı. Sorularınızın içinde bir küçük bir ayrıntı var. Ben çok şefaf, dürüst bir insanım. Yani baba olarak da böyleyim, sosyolog olarak da öyleyim. Onun için sorunuza net yanıt vereyim. "Hiç böyel bir uyuşmazlık, sallantı veya bunalım oldu mu dediniz" tabi. Yani on bir yaşla on yedi yaş arasında bizle olan komikilasyonlarında, ilişkilerinde, iletişimlerinde hafif bir kapanma ve bir biriyle daha bir yakınlaşma oldu.

Murat Birsel: Hocam çok teşekkür ediyorum. Sevgiye bu kadar ihtiyacımız olan bir dönemde böyle bir kitapla çıkıp geldiniz bunu anlattığınız için çok sağolun efendim.

Emre Kongar: Ben çok teşekkür ederim bana bu fırsatı verdiğiniz için.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 20 Kasım 2017

Valid HTML 4.01 Transitional