Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

Esin Dalay, Star Gazetesi, 7 Mart 2001

-Esin Dalay-

Toplumbilimci Prof. Dr. EMRE KONGAR 'Kızlarıma Mektuplar'ı Amerika'ya giden ikizlerine yazdı. Kitap, bir babanın vicdan muhasebesi ile toplumumuzun, Türk aydınının sıkı bir eleştirisi... Kongar'a göre aydınlar, çocuk yetiştirmeyi çok hafife alıyor...

Önce biri gitti, ardından ikincisi bir kuş gibi gitti... O cıvıl cıvıl ev, birden derin bir sessizliğe gömüldü... Sonra pişmanlıklar, özlem, yaşanan mutluluklar, mutsuzluklar beynimi, ruhumu, yüreğimi yaktı... Ben de oturup, hala bebek, çocuk ve birer genç kız olarak gördüğüm ikizlerime yazmaya başladım. Tam üç yıl sürdü bu mektuplar. Sonra da bu duygularımı Türkiye'deki babalarla ve kızlarla paylaşmaya karar verdim... İşte 'Kızlarıma Mektuplar'ın kısacık öyküsü...'

Sohbetimizin başında Prof. Emre Kongar; 'Bir baba olmanın yanı sıra toplumbilimci olarak baktığım için ister istemez bu erkek egemen ve yaşlı egemen toplumda, genç kızların sorunlar, yaşadıkları sıkıntılar gündeme geldi. Kitap böylece, benim bir baba olarak kendimi eleştirmem ve toplumbilimci olarak da erkek ve yaşlı egemen toplumu buna tepki olarak aileyi küçümseyen bir tavır takınan aydınları, gençler ve kadınlar adına eleştiren bir eksene oturdu' diyor.

Önce sorgulama

-Nasıl oluştu bu proje?
-İkizlerin önce birinin, sonra da ötekisinin evden uçup gitmesiyle başladı her şey. İnsan o cıvıl cıvıl evde yaşarken, bilincine varamıyor. Önce biri gitti, sonra ikincisi... Ev, birden sessizleşti. Baba olarak gerçekleştirip, gerçekleştiremediklerimi, artık evden gitmiş olan kızlarımla yapabildiklerimizi ve yapamadıklarımızı sorgulamaya başladım. Bu sorgulama eleştirel bir şekilde mektuplara dönüştü. Sonra mektup, mektubu kovaladı.

-Baba olmak nasıl bir duygu?
-Her şeyden önce müthiş bir sorumluluktur. Birtakım genç arkadaşlar, böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemediklerini, bunun sorumluluğunu üstlenemeyeceklerini söylüyorlar. Çünkü fazla sorunlu bir toplum ve bu toplumda yetişecek olan çocuğun mutsuz olacağını düşünüyorlar. Ben böyle düşünmüyorum. İnsanın cennetinin de, cehenneminin de kendi yüreğinde, kendi beyninde olduğunu düşünüyorum. Ve çocukları çok seviyorum. Tabii kendi çocuklarımı daha da çok seviyorum. Gençleri çok seviyorum. Kendi genç kızlarımı daha da çok seviyorum. Her baba, çocukları için bir anlamda hocadır. Her baba çocukları için iyi bir örnek oluşturmak zorundadır.

Anne mi baba mı?

-Bizde genelde çocuğun yetiştirilmesinde anne daha çok sorumluluk sahibidir. Ama siz şimdi babanın da çok sorumluluk taşıması gerektiğini, tıpkı anne gibi bir eğitici olması gerektiğini söylüyorsunuz. Bir anlamda genel değerlerle çatışıyorsunuz...
-Evet, ama bakış açım böyle. Bizim ailede de cinsiyet rollerine göre dağılımlar, klasik dağılımlara uygun. Oğlum bana daha yakındır, kızlarım da annesine... Klasik ailede baba, kendi zaafları, normal bir insan gibi duyguları, eksikleri olan biri olduğu ortaya çıkmasın diye 'ulaşılmaz, erişilmez baba' figürüyle uzak durur. Birçok ailede baba, çocuklarına sevgi göstermeyi zayıflık olarak nitelendirir. Bu bence insanlık dışı bir olay. Baba-anne sevgisi, onların evlatlarına duydukları sevgi, dünyanın en güzel şeyidir. Ve karşılıksızdır. Ancak Türkiye'deki feodal kalıntı nedeniyle, baba çocuklarına göstereceği sevgiyi, kendi açısından zayıflık, çocuklar açısından da şımarıklık nedeni olarak görüyor. Sevgi göstermeyerek, çocuklarını şımartmamaya çalışıyor. Halbuki sevgi, tam tersi bence bir 'güç'tür.

Kız babası olmak...

-Türkiye'de kız çocuk babası olmak nasıl bir şey?
- Çok zor. Çünkü çağdaş bir kız evlat yetiştirmek istiyorsanız, ikilemle karşı karşıyasınız. Bir yandan kızınızın, özerk, özgür, bağımsız, kişilikli olmasını istiyorsunuz ve öyle eğitiyorsunuz. Öbür yandan toplum, erkek ve yaşlı egemen olduğu için, kızları ve gençleri eziyor. Dolayısıyla özgür, kendine güvenen, bağımsız kız çocuğunun toplumda her türlü engelle karşılaşacağını görüyorsunuz.

-Peki çözümü var mı?
-Böyle bağımsız, özerk, özgür kız çocuğu olmanın toplumda getireceği sorunları da aktararak, çocuklarıma bir kimlik vermeye çalıştım. Başardığımı da zannediyorum. Sonuç olarak ikisi de yüksek tahsillerini yaptılar, başardılar.

Aydınlar için çocuk yetiştirmek sanki çok önemli değil gibi... Daha doğrusu, özgürlükle, ilgisizlik sanki eşdeğer gibi... Oysa siz de bir bilim adamısınız ama, baba olmayı, geleneksel bir aile içinde yaşamayı çok önemsiyorsunuz...

Türkiye maalesef iki önemli sapmayla karşı karşıya. Sapmalardan biri geçmişten gelen, erkek ve yaşlı egemen feodal sapma. Bunun derhal tepkisi olarak ortaya çıkan bir başka sapma var. Hani 'saldım çayıra, mevlam kayıra' gibi, olmaz böyle şey! Anne babalar, çocuklarını doğuruyor ve ortaya salıyorlar. Anne konken partilerinde, baba çok büyük işadamı ya para peşinde; yahut çok büyük fikir adamı, büyük felsefi sorunlarla ve toplumsal sorunlarla ilgileniyor, aileye ayıracak vakti yok, üstelik de küçümsüyor. Dolayısıyla geleneksel aileye tepki olarak oluşan büyük bir yanlış. Aklı sıra geleneksel, feodal, erkek egemen aileye karşı çıkan birtakım kendilerini çağdaş diye niteleyen aileler, ne yazık ki aile içi, anne-baba sorumluluklarını asla dikkate almadan çocuklarını ortalığa salıveriyorlar. Ve çok büyük yanlış yapıyorlar.

-Bir de özgürlük adına çocuğun egemen olduğu aileler var...
-Çok doğru. Bebek egemen, çocuk egemen aileler de var. Her şey bebeğe ya da çocuğa göre planlandığı için, 'çocuk ne isterse, ne derse haklıdır, doğrudur' diyerek bir başka yanlışa düşülüyor. Böyle bir şey olamaz! Böylece çocuk, reklamlara, ilanlara ve daha da önemlisi toplumdaki her türlü sapkınlığa terkediliyor. Demokrasi, çocuğun her dediğinin olması filan değildir. Aile içi demokrasi, çocuğa isteklerinin nedenlerini anlatmanın, kişiliğini geliştirmenin yoludur. Yoksa, aile içi demokraside hayatı hiç tanımayan, hiçbir şey bilmeyen bir çocuğun her dediğinin olması değildir.

-Siz çocuklarınızın önüne kurallar koydunuz mu?
-Biz ailede çok az kural koyduk. Ama o kuralları hiç eğip bükmedik. Bunlardan biri; ailemizde yalan söylemek yasaktır. Her sorun çözülür. Telafi edilemeyecek hata yoktur. Baba ya da anne korkusuyla gizlenecek bir yanlış yoktur. Her şey konuşulur, her şeyin çaresi vardır. Dolayısıyla asla korkudan ya da başka bir nedenle yalan söylememek gerekir. Bizim ailede şeffaflık esastır. Tabii bunun getirdiği bazı sonuçlar var; azar, öfke, baskı yoktur. Çocuğun getirdiği her sorun konuşulur. Ayrıca çocuklara 'ders çalış' da demedik. Çocuklarımızı kararlarını kendileri versinler, diye bilgilendirdik.

-Gençlik için en önemli sorun cinsellik...
-Tabiat, Allah, içimize insanlığı devam ettirmemiz için yeme-içme ile cinsellik diye iki içgüdü koymuş. Kendimizi yaşatmak için yiyip-içeceğiz, neslimizi yaşatmak için de cinsel ilişkide bulunacağız. Her iki ilişkide de kadının baskı altında olduğunu görüyoruz. Hazırlamak kadının, yiyip-içmek erkeğin işi olarak gözüküyor. Hele cinsellik tam bir tabuya dönüşmüş. Bence erkek burada korkudan, kadını bir mal olarak görüyor. Mal olarak gördüğü kadın, kendisiyle eşit koşullara sahip olduğu takdirde siyasi, toplumsal ve cinsel iktidarını kaybedeceği korkusuyla kadını bastırıyor. Ve bunu ahlak kuralları diye de yutturuyor.

-Kitapta bekaret örneği vardı...
-Evet, bence en çarpıcı örnek, bekaret. Kızlarda bekaret, erkekte de bakir olmamak son derece önemli. Bir toplumda, eğer bir ilke varsa, her iki cinse de uygulanmalı. Kızlar bakire olmasın, demiyorum. Erkekler de bakir kalmalı. Bu 'bakirelik' doğuda ağaların, Batı'da ise lordların 'ilk gece hakkı'ndan kaynaklanıyor. Feodaliteyle birlikte günümüze kadar da geldi.

-Kızlarınıza bu konuda verdiğiniz öğütler...
-En sürekli sevgi, en tükenmez aşk, karşılıklı özgürlüge ve özerkliğe bağlı ve serbest iradeyle yürütülen sevgi ve aşktır. İkiz kızlarıma her zaman karşılarındaki insana sahip olmayı düşünmeden sevmelerini, aynı şeyi erkekten de beklemeleri gerektiğini anlattım. Ve çok önemli bir şey, yemekte de, cinsellikte de, yaşamda da sömürülmemeleri gereğini onlara uzun uzun anlattım ve başarılı olduğumu düşünüyorum.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 17 Haziran 2019

Valid HTML 4.01 Transitional