Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

9 Ocak 2017

Refik Erduran'ın Ardından...

Refik Erduran'la ilk tanışmam beni eleştiren bir yazısı üzerine olmuştu:

1978-1979 yıllarında Ecevit Başbakan olmuş, ben de yayın tekelini elinde tutan TRT'de "Ayda Bir" adıyla bir tartışma programı yapmaya başlamıştım.

Yılmaz Dağdeviren Televizyon Daire Başkanı, Ayla Erdemli programın yönetmeniydi.

Milliyetçi Cephe hükümetleri tarafından ekrana çıkmaları yasaklanan Çetin Altan, Uğur Mumcu gibi ünlüleri ilk kez ekrana çıkarıyordum.

Program için bazı ilkeler koymuştum:

Hiç bir konuşmacı 45 saniyeden fazla sürekli konuşmayacak, konuşan olursa, öteki konuşmacı veya ben sözünü keserek lafa girecektik. Her programda bir ünlü gazeteci-yazar ile bir bilim insanı veya politikacı bir uzman olacaktı. Tercihan konuklardan biri kadın biri erkek olacaktı.

Terör gibi, yoksulluk gibi toplumsal sorunları ele aldığım program tek kanallı Türkiye'de bir fırtına gibi başladı ve müthiş bir reyting aldı...

O zamanlar henüz internet filan olmadığı için, çuvallarla mektup geliyordu...

Bir genç kadının mektubunu hiç unutmuyorum:

"Heyecanlı bir polis romanı okur gibi izledim programı" diyordu.

O sırada Refik Erduran Milliyet'te köşe yazıyordu...

Program bütün Türkiye'de büyük ilgi uyandırmış, haberlere ve yorumlara konu olmuştu:

Refik de, ilk programdan sonra, benim, dinamizmi sağlamak için yaptığım müdahalelere, "Emre Kongar yönetici olarak çok konuşuyor" diye eleştiri getirdi.

Ben de buna cevaben, ondan sonraki programda bu eleştiriye de değinerek hem programın genel dinamik yapısı hakkında bilgi verdim, hem de biraz geri çekildim.

Bunun üzerine Refik "Gerekli numaralar" diyerek bir yazı daha yazdı ve bana, kendimi ve programı düzelttiğim için, "iyi numara" verdiğini söyledi.

Sonradan sık sık, o zamanlar ikimizin de davetli olduğu kokteyllerde karşılaştık ve sürekli olarak kısa ama yoğun sohbetler yaptık.

Bunlardan birinde ben onun yine o sıralarda yazdığı ve sermayedarları savunan bir yazısına atıf yaparak "Kapitalistlerin sizin savunmanıza gereksinmeleri yok ki" dedim. Bana karşılık olarak gülümseyerek, "Sahi mi, onların savunmaya ihtiyaçları yok mu" diye yanıt verdi. Böylece hem tartışmayı uzatmadı, hem de bana katılmadığını büyük bir nezaketle belirtti.

Bir keresinde de, herkesin ortasında, "roman mı tiyatro mu" diye yaptığımız bir edebiyat tartışmasında geldiğimiz bir noktada, "Dünyanın en büyük yazarı kimdir" diye sordu. Bir an düşündüm ve aklıma önce, "İnsanlık Komedyası" serisinden dolayı Balzac geldi, ama sonra Shakespeare'in daha geniş bir alanı kapsadığını düşünerek, "Shakespeare" dedim. Onun üzerine,"Shakespeare, ne yazarıdır" diye sordu, ben"Tiyatro yazarıdır" diye yanıt verince de, "İşte tiyatronun ve tiyatro yazarlığının önemi de buradadır" diye tartışmamıza son verdi.

Üçüncü eşi Tülay hanımla evlenirken nikah şahidi olmamı istediğinde doğrusu biraz şaşırmıştım; çünkü öyle bir yakın samimiyetimiz yoktu. Ama tereddütsüz kabul ettim elbette. Sessiz, dostlar arasında yapılan sade bir nikahla evlendiler.

Daha sonra Kültür Bakanlığı Müsteşarlığım sırasında da dostluğumuz sürdü. Hatta bir defasında ("Ben Müsteşarken" adlı kitabımda da anlattığım gibi) bir banka muamelesi için, yanında kimlik belgesi olmadığı için ona kimliğini belirten bir yazı bile verip işlerini halletmesini sağlamıştım.

Sonradan her attığı adımda telefonla bana danışmak gibi adet geliştirdi. Sabah gazetesinde köşe yazarlığına başlamadan önce de benden onay istemişti.

Yazdığı bir roman Milliyet'te tefrika edilirken, müsveddelerin Los Angeles'te otomobilinden çalındığı gerekçesiyle yarıda kesmişti.

Eski eşi Leyla Umar'la da yakın arkadaş olduğum için birbirleri için söylediklerini, niçin ayrıldıklarını çok iyi bilirim. Ama tahmin edersiniz ki bu özel yorumlarını, kendilerine saygımdan dolayı, kimseyle paylaşmadım ve paylaşamam.

Viagra 'yı da ilk çıktığında kendi üzerinde denemiş ve Milliyet 'te izlenimlerini yazmıştı.

Üçüncü eşi Tülay Hanım'dan boşandıktan sonra onun kızı ile evlenmesi çok eleştirildi. Bu konuda kendisine hiç bir şey söylememe karşın bana bunun sebebini "Çocuk sahibi olmak istiyorum" diye açıklamıştı.

Nazım 'ı nasıl kaçırdığını bana kamuoyuna açıklamadığı ayrıntılarla uzun uzun anlatmıştı. En stresli anlarını, gemiye vardıklarında Nazım Hikmet'i getirdiğini söylediklerinden sonra, Moskova'dan onay beklendiği sırada geçen zamanda yaşadıklarını belirtmişti.

Renkli, ilginç, aykırı bir kişiliği vardı...

Çok eleştirildi, hiç birine kulak asmadı, istediği gibi yaşadı...

Nur içinde yatsın!



  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional