Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

10 Nisan 2017

BU REFERANDUM MEŞRU DEĞİLDİR!

Ama Sandığa Gidip "Hayır" diyeceğiz.

Bugün 17 Nisan Referandumu'nun Meşru olmadığına ilişkin üç rapordan söz edeceğim.

* * *

Birincisi, Zeynep Altıok Akatlı tarafından hazırlanan CHP'in raporu:

(Odatv internet sitesinden alıntıladım.)

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı, "Hayır" kampanyası yürütenlere ilişkin saldırılar, tehditler, ve hedef göstermeleri konu alan raporunu açıkladı.

Raporda, 7 Nisan tarihine kadar "Hayır" diyenlere ilişkin yapılan en az 231 tehdit, baskı, hakaret, hedef gösterme ve saldırı gerçekleştiğine dikkat çekti.

Altıok Akatlı "Hayır" diyen 330 kişinin gözaltına alındığına, 3'ünün de tutuklandığına dikkat çekti!

Raporda şöyle baskılar sıralandı:

MHP'den 4 isim ihraç edildi, 5 gazeteci ve 12 işçi işten atıldı, 1 futbol hakemi açığa alındı.

Çanakkale, Kocaeli, Samsun, İstanbul'da salon tahsisleri iptal edildi, Konya'da Kemal Kılıçdaroğlu'na salon verilmedi, sendika başkanına silahlı saldırı düzenlendi, CHP Kayseri Milletvekili Çetin Arık'a satırlı saldırı gerçekleştirildi, Haziran Hareketi üyelerine taşlı ve bıçaklı saldırı düzenlendi, 3 Haziran Hareketi üyesi bıçaklandı, CHP Viranşehir İlçe Başkanı dahil 9 kişi yaralandı.

KTÜ'de öğrencinin burnu kırıldı, Sinan Oğan'a silahlı bir grup tarafından saldırı düzenlendi, üniversitelerde "Hayır" demek yasaklandı, Esenler'de CHP yöneticilerine AKP'lilerce saldırı gerçekleştirildi, CHP araçlarının lastikleri kesildi.

Ayrıntıları aşağıdaki adreste verilen raporda saldırı ve tehditler 231 başlıkta toparlanmıştı.

http://odatv.com/hayir-diyenlerin-basina-neler-geldi-0804171200.html

* * *

Sözünü etmek istediğim ikinci rapor, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, AGİT'in raporu.

Bu raporu da Cumhuriyet'in İnternet sitesinden alıntıladım.

Kamu görevlilerinin bile tarafsızlığını kaybettiği ifade edilen raporda, "Şimdiye kadar 'Hayır' destekçileri, polis müdahalesi ile karşılaşmış, bir kısmı cumhurbaşkanına hakaret gibi suçlamalar ile tutuklanmıştır" denildi. 17 Mart-7 Nisan tarihlerini kapsayan raporda, ifade özgürlüğü ve 'hayır' kampanyasının kısıtlandığı belirtildi. HDP'nin tutuklu vekilleri ile televizyonlarda kampanyalara eşit süre verilmesini şart koşan kanunun iptal edilmesi de raporda belirtilen konular arasında yer aldı.

AGİT'ten yapılan açıklamada, "Venedik Komisyonu önerilen değişikliklerin sonucunda güçler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının güvence altına alınmayacağını, böylelikle otoriter bir başkanlık rejimine dönüşmemesi için gerekli olan denge ve denetleme mekanizmalarından mahrum olduğunu belirtmiştir" hatırlatması yapıldı.

AGİT'in ara dönem raporunda yer alan önemli başlıklar şöyle:

YSK on siyasi partinin referandum kampanyasına katılımını onaylamadı. Kasım seçimlerine katılan 19 partiye izin verilmedi.

Evet kampanyası kapsamında, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Antalya Başsavcı Vekili de dahil olmak üzere birtakım kıdemli politikacılar ve memurlar hayır oyu verenleri 'terör örgütleri' ve darbe girişimi planlayıcıları ile denk tutuyor.

Darbe girişiminin ardından, geçen seçimlerde gözlem çabalarını desteklemiş olan bin 583 kitle örgütü tasfiye edildi.

Birtakım siyasi liderlerin ve siyasilerin parmaklıklar ardında olması bazı grupların kampanya yapma yetilerini ciddi ölçüde kısıtlandı. Şimdiye kadar Hayır destekçileri, polis müdahalesi ile karşılaştı, bir kısmı cumhurbaşkanına hakaret gibi suçlamalar ile tutuklandı.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DAHA DA KISITLANDI

Terörle Mücadele Kanunu, Ceza Kanunu, Basın Kanunu ve diğer yasal mevzuat aşırı kısıtlamalara izin veriyor. Hükümlerdeki belirsizlikler gazetecilerin hapsedilmeleri için gerekçe olarak kullanılıyor. İfade özgürlüğü kapanan çok sayıda basın yayın kuruluşu ve tutuklanan gazetecilerin yanı sıra olağanüstü hal yasal çerçevesi ile daha da kısıtlandı.

Referandum için yasal çerçeve basına tarafsız yayıncılık zorunluluğu getirmekte. Ancak bir olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi YSK'nin tarafsız yayın yapmayan özel yayın kuruluşları üzerindeki cezai müeyyide yetkisini ortadan kaldırdı.

* * *

Bu iki rapordan sonra, Anayasa Mahkemesi eski Genel Sekreteri Bülent Serim'in odatv internet sitesinde yer alan ve Referandumu'u gayri meşru ilan eden rapor/makalesine bakalım:

"Anayasamıza göre (m.67,79) referandum sürecinin adil, dürüst ve eşit koşullarda yürütülmesi gerekmektedir.

Bu referandum, bırakınız adil, dürüst ve eşit olmayı, birçok yönden meşru da değildir. Nasıl mı?

1) Getirilen sistemin adına ne derseniz deyin, sonuçta bu Anayasa değişikliğiyle; erkler ayrılığından erkler birliğine geçilmekte, yasama, yürütme ve yargılama yetkileri, başka bir deyişle "Devlet kudreti" bir tek kişide toplanmakta, bu kudretin denetlenmesine son verilmektedir. Yani denetimsiz bir güç yaratılmaktadır.

Bu sistemin adı, öğretide de vurgulandığı gibi "diktatörlük"tür.

Öyleyse bu değişiklikle devletin siyasal rejimi parlamenter demokrasiden diktatörlüğe dönüştürülmektedir. Yani sivil darbeyle anayasal düzen değiştirilmektedir.

Referandum bir demokrasi kurumudur.

Nasıl ki temel hak ve özgürlükler konusunda referandum yapılamazsa, demokrasinin diktatörlüğe dönüştürülmesi konusunda, yani yok edilmesi için de referandum yapılamaz. Yani nasıl halka "Yaşam hakkından vazgeçiyor musunuz?" diye sorulamazsa, "Diktatörlük istiyor musunuz?" ya da "Tek adam rejimine geçilsin mi?" ya da "Demokrasiye son verelim mi?" diye de sorulamaz.

Aslında kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran bir değişikliğin adı da "anayasa değişikliği" olamaz. 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi'nin 16. maddesinde, "kuvvetler ayrılığını içermeyen" bir anayasaya anayasa denilemeyeceği açıkça ifade edilmiştir.

Sonuç olarak bu referandum meşru değildir.

2) Oy pusulası da meşruiyet konusunda sorun yaratmaktadır.

"Evet"e beyaz, "hayır"a kahverengi uygun görülmüştür. Beyaz temizi, namusluyu, dürüstü ifade etmektedir. Kahverengiyi ise anlatmaya gerek yoktur.

Böyle bir oy pusulasının referandumun meşruiyetini tartışmalı duruma getireceği açıktır.

Gerçi, bu tercih 3376 sayılı "Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun"da yapılmıştır. Ancak yasal olması, meşru olduğu anlamına gelmemektedir. Bu Yasa'nın Turgut Özal Hükümeti döneminde, 1987 yılında çıkarıldığı da unutulmamalıdır.

3) Cumhurbaşkanı'nın "Açılış töreni" adı altında referandumda "evet" propagandasına katılması referanduma meşruiyet sorunu yaratan öğelerden biridir.

Bilindiği gibi Anayasada da yer verilen Kurucu felsefenin Atatürkçü devlet ideolojisi dışında her konuda tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı'nın referandumda siyasal iktidarın yürüttüğü "evet" propagandasına katılması, anayasanın ihlali anlamına gelmektedir.

Bir referandumun meşru sayılması için her şeyden önce Anayasa'ya uygun olması gerekir. Anayasa'ya aykırı bir referandum sürecinin meşru sayılması beklenemez.

4) Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, belediye başkanları, valiler, rektörler, kaymakamlar, imamlar "evet" propagandası yaparken; kısaca tüm kamu gücü, kamu otoritesi, kamu olanakları, kamu kaynakları, kamu bütçesi, örtülü ödenek, kamu kurum ve kuruluşları, kamu görevlileri, kamu binaları, yerel yönetimler "evet" propagandası için kullanılırken; "evet"çiler için hiçbir yasal kural ve sınır çalışmazken,

"Hayır" kampanyası yapanların kimi zaman şiddet kullanılarak engellenmesi, baskılanması, tutuklanması, toplantılarına izin verilmemesi, yasaklarla sınırlandırılması, bu yolda korku salanların ve şiddete başvuranların iktidar, emniyet ve yargı eliyle kollanmaları, vatan haini, terörist, hatta "şeytan" ve dinsiz ilan edilmeleri,

Eşit, adil ve dürüst bir referandum yürütülmediğinin ve bu referandumun meşruiyetini yitirdiğinin kanıtıdır.

"Evet" çıkmazsa iç savaş çıkar tehdidinin yapıldığı bir referandum meşru olabilir mi?

5) Tüm bu hukuksuzluklara göz yuman, kendine düşen görevi yapmayan YSK'nın bizzat kendisi, referandumun meşruiyetini sorgulanır duruma getirmiştir.

6) Hazırlanışından Meclis'e sunuluşuna ve Meclis'te görüşülmesine kadar anayasal kuralları ayaklar altına alan,

İçerdiği kurallar Anayasa'nın değiştirilemez nitelikteki "ülkenin bütünlüğünü", "Ulus'un birliği", "demokratik devlet" ve "hukuk devleti" ilkelerini bozan,

Böyle bir anayasa değişikliği hukuken meşru değildir ki, referanduma sunulabilsin.

Amaçları kuşkusuz, "Anayasa ne derse desin, halk kabul etti" deyip değişiklikleri meşru göstermektir. Oysa Anayasa halkı da bağlar. Halkın "evet" demesi, Anayasa'nın değiştirilemez nitelikteki kurallarına aykırı bir metni meşrulaştıramaz.

7) Ekonomi yangın yeri gibi iken, işsizler ordusu hızla artarken, enflasyon çift haneli sayılara ulaşmışken, dış açık ekonomiyi zorlarken, ülke kredibiletisini yitirmişken, yatırım ve üretim durmuşken, yoksulluk çığ gibi büyürken, emekli, esnaf, çiftçi perişanken,

Toplumsal barış siyasilerin büyük katkısıyla bozulmuş ve kamplaşma kesin çizgilerle belirgin duruma gelmişken, topluma karmaşa egemenken ve toplumun bölünme yerine huzura ve birlikteliğe gereksinimi varken,

Etrafımızdaki savaşlar siyasal iktidarın da katkısıyla ülkemizi tehdit eden boyuta ulaşmışken,

Emperyalist BOP tuzağında sıra Türkiye'ye gelmişken,

Ülkede ifade ve basın özgürlüğü kalmamışken, referandumu yönetip denetleyecek yargı iktidarın buyruğuna girmişken,

En önemlisi de OHAL rejimi sürüp, ülke kararnamelerle yönetilirken,

Bırakınız Anayasa değiştirmeyi yasa çıkarmak için bile 40 kez düşünmek gerekirken, diktatörlük içerikli bir anayasa değişikliğini referanduma sunmanın hiçbir meşru dayanağı olamaz.

8) % 50 + 1 kişi ile anayasa değişikliği yapılamaz. Yapılırsa meşru olmaz.

Bir anayasa değişikliğinin meşru olabilmesi için halkın büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmesi gerekir. Nasıl Meclis Anayasa'yı ancak nitelikli çoğunlukla değiştirebiliyorsa, halkoylamasında da nitelikli çoğunluk aranması gerekir.

Örneğin 50.000.000 seçmenin 25.000.001'i kabul etti diye bir anayasa değişikliği yapılamaz. Daha doğrusu bir kişinin oyuyla bir toplumun geleceği belirlenemez.

Toplumsal uzlaşma metni olan anayasanın % 50 + 1 kişinin oyu ile değiştirilip, % 50 - 1 kişinin iradesinin yok sayılması toplumsal uzlaşmayı yok edecek sonuçlar yaratır.

Kısaca anayasa değişikliklerinin kabul edilmesi, seçmenin 3/5'i ya da daha yüksek oy oranıyla, yani nitelikli çoğunlukla onaylanması koşuluna bağlanmalıdır.

Değilse meşruiyeti her zaman tartışma konusu olmaya mahkûmdur.

Doğru bir deyişi yineleyelim: Bu referandumda "evet"i devlet, "hayır"ı halk savunmaktadır. Halkın devlete karşı yarıştığı böyle bir referandum meşru olabilir mi?

* * *

Bu üç rapor, 17 Nisan Referandum'unun niçin meşru sayılamayacağını açıkça ortaya koyuyor.

Ama biz yine de sandığa gidip "Hayır" oyumuzu vermek zorundayız...

Çünkü bu meşru olmayan Referandum'u yapanlara "Demokrasi adına" bir mesaj vermek gerekiyor!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional