Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

4 Nisan 2016

Obama-Erdoğan Görüşmesi

Erdoğan'ın 29 Mart-3 Nisan 2016 tarihleri arasında Nükleer Güvenlik Zirvesi'ne katılmak için yaptığı Washington gezisi, Türkiye'deki rejim ve Erdoğan yönetimi için tam bir eleştiri sürecine dönüştü.

Tam seyahat öncesi, Obama'nın Türkiye ve Erdoğan hakkında, medyada çıkan eleştirel yorumları, Reza Zarrab'ın uluslararası para aklama iddiasıyla tutuklanması, Türkiye'de Can Dündar ve Erdem Gül'ün yargılanması gibi olaylar, havayı iyice Erdoğan yönetimi aleyhine çevirmişti.

Erdoğan'ı Washington'da da kimsenin karşılamaması, sadece Türkiye Dış İşleri Bakanı Çavuşoğlu'nun havaalanına gelmesi, Washington'da esen havanın hiç de olumlu olmadığını gösteriyordu.

Konuşma yapması için Carnegie Vakfı ikna edilemeyince, Doğan Holding'in araya girmesiyle Brookings Enstitüsü devreye sokulmuştu...

Fakat toplantı sırasında, sokakta, Erdoğan'ın korumalarının göstericilere fiziksel olarak müdahale etmeleri, oluşan itiş kakış, Erdoğan'ın içerde protestoları illegal olarak nitelemesi, Amerikan medyasında çok olumsuz bir haber dalgasına yol açtı; neredeyse bu olaylar, temaslarda ele alınan konuların önüne geçti.

Ortadoğu'nun hassas dengeleri, Suriyeli mülteciler sorunu, IŞİD ile savaş, Türkiye'nin stratejik önemini arttırdığı için, önceden randevu verilmemesine karşın, Obama, Erdoğan ile brüt 50 dakika süren bir görüşme yaptı.

İlişkiler o kadar gergin, Erdoğan yandaşlarının tutum ve davranışları o denli rahatsız ediciydi ki, Türkiye'deki tetikçi yandaş havuz ve aşk medyası tarafından bir "zafer" olarak nitelenen bu görüşmenin içeriği dahi sorun oldu.

Obama medyanın karşısında, Brookings Enstitüsü'ndeki olaylara ilişkin sorulan bir soru üzerine şöyle dedi:

"Some trends within Turkey that I have been trouble with it.

I am a strong believer in freedom of the press. I am a strong believer in freedom of religion. I am a strong believer in rule of law and democracy.

And there is no doubt that President Erdogan has repeteadly been elected through a democratic process but I think the approach that they have been taking towards the press is one that could lead Turkey down the path that would be very troubling.

And we are gonna continue to advise them to; and I have said to President Erdogan, remind him that he came into office with a promise of democracy.

And Turkey has historically been a country in which deep Islamic faith has lived side by side with modernity and an increasing openness.

And that's the legacy that he should pursue, rather than a strategy that involves repression of information and shutting down democratic debate."

* * *

Bu konuşmayı bilhassa yapılan video kaydından dosdoğru aktardım ki, çevirilerde yapılan hataları da görelim.

Çünkü Cumartesi günü özellikle Twitter'da yayınlanan haberlerde, konuşmanın tam doğru aktarılmadığını gördüm.

Elbette gördüklerimi düzelttim ama, bu konuda pek çok dezenformasyon olduğunu da fark ettim.

Konuşmanın Türkçesi şöyle:

"Türkiye'deki bazı eğilimlerden dolayı rahatsızım.

Ben basın özgürlüğüne güçlü bir biçimde inanırım. Ben din (inanç) özgürlüğüne güçlü bir biçimde inanırım. Ben hukuk devletine (hukukun üstünlüğüne) ve demokrasiye güçlü bir biçimde inanırım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın demokratik seçimlerle üst üste seçildiğine hiç kuşku yoktur, fakat basına karşı benimsedikleri yaklaşımın Türkiye'yi çok sıkıntılı bir yola sokacağını düşünüyorum.

Ona telkinlerimizi (önerilerimizi) sürdüreceğiz; Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, demokrasi vaadiyle iktidara geldiğini;

Ve Türkiye'nin tarihsel olarak, derin bir İslam inancıyla, modernliğin ve artan açıklığın (şeffaflığın) birlikte yaşadığı bir ülke olduğunu,

Ve bilgi ve haberin bastırılması ve demokratik tartışmaların engellenmesi yerine, izlemesi gereken mirasın bu olduğunu, söyledim, hatırlattım."

Obama konuşurken çok sıkıntılıydı, çok zorlandı.

Yüz ifadesinden de, hem Ortadoğu politikaları bakımından muhtaç olduğu bir müttefiki darıltmamak, hem de bu müttefiki antidemokratik uygulamalardan dolayı uyarmak gibi ince bir dengeyi nasıl tutturacağı konusunda yaşadığı zorluğu görmek olanaklıydı.

Konuşmasını, nokta koymak ve paragraf yapmak yerine, "and" diyerek "ve" bağlacı ile sözlerini sürdürdü.

Konuşmanın ve çevirinin anlaşılması için paragraflara ben böldüm.

Bu arada konuşmaya başlarken Türkiye'nin NATO müttefiki ve Ortadoğu'da IŞİD ile savaşta önemli bir ortak olduğunu vurguladığına da dikkat çekmeliyim.

Sözlerini bitirirken de, Cumhuriyet'in haberine göre, "Bir çok dostumuz ve ortağımız gibi Türkiye'yle de birlikte birlikte çalışıyoruz. Türkiye'nin çabalarına müteşekkiriz. ama görüş ayrılıklarımız da olacak. Görüş ayrılıkları olduğu zaman da bunları ifade edeceğiz. Ben burada bunu yapmaya çalıştım" dedi.

* * *

Olayın ikinci perdesi Erdoğan'a bu konuşma hakkındaki yorumu sorulunca yaşandı.

Washington'daki Türkiye Büyükelçiliği rezidansında seyahate katılan gazetecilerin soruların yanıtlayan Erdoğan, Obama'nın basın toplantısı için şunları söyledi:

"Gıyabımda o tür bir açıklama yapıldığını duyunca üzüldüm.

Sayın Obama'yla görüşmemizde o konular gündeme gelmedi. Bana o türden bir şey söylenmiş değil. Kaldı ki bizler daha önceki telefon görüşmelerimizde, basın üzerinden konuşmak yerine karşılıklı konuşmanın daha faydalı olacağını da konuşmuştuk.

Brookings Enstitüsü'ndeki konuşmamda da belirttiğim gibi, eleştiri ile hakareti birbirinden ayırmak lazım. Burada kanaat önderleriyle buluşmamda, kendilerine örneklerle izah ettim. Türkiye'deki bazı gazetelerde, Cumhurbaşkanı için ‘katil, hırsız' biçiminde manşetler atılıyor. Başlıklarda tehditler savruluyor. Bu hakaretleri yapan gazeteler ve dergiler, halen yayın hayatına devam ediyor. Türkiye'de iddia ettikleri türden bir diktatörlük olsa, o tür yayınlar nasıl yapılabilir?

Hakaret ve tehdide Batı'da da müsaade edilmez. Daha geçenlerde Obama'yı Faceebook üzerinden tehdit eden biri tutuklandı, tutuklu yargılanıyor. Merkel'e Almanya'da biri benzer bir şey yaptı, yine ceza aldı. ABD yasaları başkana tehdidi 5 yıla kadar hapisle, yüklü tazminatla cezalandırıyor. Hakaret veya tehdit nedeniyle cezalandırma örnekleri, Almanya, Fransa, Hollanda gibi ülkelerden de verilebilir. Hakaret ve tehdit, basın özgürlüğü ya da eleştiri diye değerlendirilemez.

Obama, görüşmemizde bu konuları gündeme getirmiş olsaydı, tüm bu örnekleri önüne koyar, bunları ona da söylerdim."

Görüldüğü gibi Erdoğan, yaptığı yorumda hem üzüntülerini bildiriyor, hem Obama'yı yalanlıyor, hem de medyadaki eleştiriler ile hakaret ve tehditleri aynı kaba koyarak değerlendirmekte ısrar ediyordu.

* * *

Üçüncü perdeyi, Haberdar sitesinden İlhan Tanır'ın haberinden öğrendik:

Kendisine Erdoğan'ın eleştirileri sorulan Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü Mark Stroh "Biz Başkan Omama'nın dün söylediği sözlerin arkasında duruyoruz. Daha fazla bir yorumumuz yok" dedi.

* * *

Amerika'yı ve Türk-Amerikan ilişkilerini en iyi izleyen gazetecilerin başında gelen Tolga Tanış Pazar günü Hürriyet'teki yazısında, ziyareti şöyle değerlendiriyordu:

"Cumhurbaşkanı'nın Washington bilançosu

TIPKI Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 2013'teki ziyaretinde olduğu gibi.

Türkler yine içeriğe değil protokole ağırlık verdi.

Ne konuşulduğu, Türkiye'nin görüşmelerde istediklerine ne ölçüde destek bulabildiği değil de, Erdoğan'ın ABD Başkanı Barack Obama'yla nasıl bir görüşme yaptığı öne çıktı.

Ve buradan bakınca, Türkler yine istediğini aldı.

Beyaz Saray'daki Kırmızı Oda'da Obama'yla baş başa 50 dakika. İyi de, hafta başı Amerikan basınında çıkan "görüşmeyecek" haberlerine rağmen niye görüştü Obama?

İki hafta önce bu köşede anlatmaya çalıştığım gibi.

Ve cuma günkü basın toplantısında Erdoğan'ı basın özgürlüğü konusunda sert biçimde eleştiren Obama'nın sözlerinin de ortaya koyduğu gibi.

Çok istediğinden değil mecbur olduğundan buluştu Obama, Erdoğan'la. Türkiye'nin son dönem yaşadığı saldırıların ardından müttefikinin yanında olduğunu göstermek zorunda olduğundan.

Suriye-Türkiye sınırında IŞİD'in elinde kalan 98 km'lik hattın alınması ve Türkiye'nin de buna destek olması gerektiğinden.

*

PEKİ ya içerik?

Ziyaret Türkiye açısından nasıl bir sonuç doğurdu?

İşte orada, bilançonun eksi tarafı başlıyor. Hem de öyle böyle değil.

Bir defa Brookings Enstitüsü'nde yaşananlar, bütün her şeyi değiştirdi ve başlı başına bir hikâye oldu Amerikalılar için.

Dışarıda önce korumalar protestoculara yönelik fiziki ve sözlü sert müdahalelerde bulundu.

İçeride de Erdoğan, yapılan protestonun "illegal bir görüntü sergilediğini" savundu.

Böylece hem fikirsel düzeyde hem de uygulamada Erdoğan ve Batı arasında düşünce özgürlüğüne bakışta bir uçurum olduğu net bir şekilde ortaya çıktı.

*

TÜRKİYE açısından işin vahim olan başka bir boyutu...

Amerikan basını da, Erdoğan'ın Washington ziyaretini neredeyse sadece yaşanan arbede üzerinden haberleştirdi.

Bir dış politika hikâyesi değil, adli bir öykü gibi:

- Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Washington'a geldi ve işler biraz çılgına döndü (Washington Post).

-Türk Cumhurbaşkanı'nın varışı Washington'a kaos getirdi (Mother Jones).

- Türk liderin DC konuşmasında çatışma patladı (The Hill).

*

DIŞARIYA başta belli etmemeye çalıştı Erdoğan.

Ama olayların geziyi gölgelediğinin kendisi de o kadar farkındaydı ki...

Perşembe akşamı otelden çıkıp Beyaz Saray'da Obama'nın vereceği yemeğe gitmeye hazırlanıyordu.

Brookings'teki olaylardan birkaç saat sonra. Kapıda duruyordum.

Başka gazeteciler de vardı.

Yaklaştı.

Önce "Nasıl iyi mi" dedi.

Kimse bir şey söyleyemiyor. İnsanların surat ifadelerine baktı.

Sonra beklemeden "İyi olacak inşallah" deyip kapıya doğru yürüyüp ayrıldı.

Ancak yemeğin ardından Obama görüşmesi oldu.

Ertesi gün Obama'nın basın toplantısında kendisine yönelik basın özgürlüğü eleştirileri gelince de hafta başından beri içinde oluşan gerginliği daha Washington'dan ayrılmadan dışarı yansıttı.

*

OBAMA'nın basın toplantısının olduğu gece büyükelçilik rezidansında Türkiye'den gelen gazetecilerle buluştu Erdoğan.

İçeride bulunan bazı gazetecilerle konuştum.

Herkes öfkesine tanık olmuştu. "Hayır" demiş.

Görüşmede Obama'nın basın özgürlüğünden bahsetmediğini söylemiş.

Detayları öğrendim.

Beyaz Saray'a sordum.

Onlardan da kaçamak bir cevap geldi.

Ulusal Güvenlik Sözcüsü Ned Price, şöyle bir açıklama yolladı: "İki lider, son aylarda çok sık konuştular. Yayınladığımız bilgilendirmelerin ötesinde konuşmaların detaylarına girmeyeceğiz. Ama Başkan Obama, söylediği gibi yakın zamanda bu konuyu gündeme getirdi."

*

OLABİLİR.

Cumhurbaşkanı'nın dediği gibi perşembe akşamı olan görüşmede muhtemelen Obama bu konuyu açmadı.

Belki 17 Şubat Ankara servis araçları bombalamasından (PKK) iki gün sonra, Suriye ve terörle mücadeleyi konuşmak için 19 Şubat 2016'da yaptıkları telefon görüşmesinde söyledi.

Belki 12 Ocak İstanbul Sultanahmet bombalamasından (IŞİD) sonra yine terörle mücadeleyi konuşmak için ayarlanan 19 Ocak 2016'da yaptıkları telefon görüşmesinde söyledi.

Belki 18 Aralık 2015'te "Başika'dan çekilin" demek için aradığında söyledi.

Belki de 1 Aralık 2015'te iki liderin iklim zirvesi için gittikleri Paris'te yaptıkları ikili toplantıda gündeme geldi bu.

Bombalamalardan sonra yapılan görüşmelerde böyle bir konunun konuşulmuş olması gerçekçi değil.

Nitekim kaynaklarım bana ‘Paris' diyor. Ama resmi olarak bilmiyoruz.

Bildiğimiz, bunların hiçbirinde, Beyaz Saray görüşmelerle ilgili yayınladığı bilgi notlarında böyle bir detaya yer vermedi.

Üst düzey bir Türk yetkiliye sordum.

O da söylemiyor.

Zaten Amerikalılar söylemiyorken böyle mayınlı bir konuşmayı Türklerin söylemesini beklememek lazım.

Ancak sonuçta Brookings'teki olaylar kentte öyle bir hava yarattı ki...

Obama suratında sıkıntılı bir ifade...

Erdoğan'ı da mümkün olduğunca rencide etmemeye çalışarak...

Kendi kamuoyunun eleştirilerinden korunmak için "Yüzüne de söyledim" deyiverdi.

Zaman vermedi nasıl olsa. Perşembe mi öncesi mi belli değil.

*

BEN şimdi bu yazıyı Erdoğan'ın Maryland'de yapacağı cami açılışından hemen önce yazıyorum.

Yani daha hikâye bitmedi.

Ama gezinin Washingtonlılar için şimdiden unutulmayacak bir ziyaret olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim."

* * *

Hiç kuşkusuz bu gezi Türk-Amerikan ilişkileri açısından bir dönüm noktası olacak...

Erdoğan, belki bir Amerikan karşıtlığı üzerinde yeni bir nefret söylemi ve düşmanlaştırma politikasına yönelerek, sağ seçmeni konsolide etmeye çalışacak...

Belki de bütün bunları sineye çekerek, Ortadoğu politikasında bir U dönüşü yapacak ve ABD'nin dümen suyundan gitmeye başlayacak.

Bu arada, her zaman yaptığı gibi, içeri ve dışarı farklı ve çelişik mesajlar vererek durumu idare etmeye de çalışabilir.

Hangi yol izlenirse izlensin, bu ziyarette olup bitenler önemliydi.

Ben de karınca kararınca, bir küçük not düşeyim istedim tarihe.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional