Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

26 Aralık 2016

Başkanlık, Muhtarlık ve Atatürk Üzerine...

Dostluğuyla övündüğüm Ali Sirmen, 24 ve 25 Aralık 1016 tarihlerinde art arda iki yazı yazdı...

Bu yazılarında hem Türkiye'nin karşı karşıya olduğu büyük tehlikeyi hem de bundan nasıl kurtulunabileceğini anlatıyordu.

Kurtuluş reçetesini önce, önümüzdeki dehşet verici sorunu ise sonra, ertesi gün yazmıştı. Bu nedenle ben önce Pazar günkü, sonra Cumartesi günkü yazısını alıntılıyorum. Cumartesi günkü yazısında gönderme yaptığı benim yazım ise 23 Aralık tarihli Cumhuriyet'te veya kongar.org adresli sitemdeki Aydınlanma yazılarım altında bulunabilir.

* * *

Ali Sirmen'in 25 Aralık Pazar günkü, Türkiye'nin önündeki totaliter tehlikeye işaret eden yazısı:

"'Başkan'dan önce 'muhtar'a bak!

Bir toplumun aklı ne kadar kıtlaşırsa, onunla alay etmek de o kadar mubahlaşır.

Eğer toplum, şu sıralarda 'başkanlık' sisteminin tartışıldığını sanıyorsa aşk olsun!

Aslında, Türk tipi başkanlık diye sunulan, 'Reis sisteminin' klasik başkanlıkla, uzaktan yakından ilgisi yok.

Tabandan tavana, zincirleme bir baskı ve denetim mekanizması olan modelin tabanında, devletin vatandaşla ilk temas merci olan, yurttaşın devletle, ete kemiğe bürünmüş şekliyle, somut biçimde ilk tanıştığı kişi olan muhtar bulunuyor.

Sistemin tabanındaki kilit kişisidir muhtar.

Başbakan Binali Yıldırım, 'Biz Türkiye'yi Ankara'dan değil, yerinden yöneteceğiz' derken muhtarlık kurumunu kastediyordu.

Tayyip Bey sistemin tabanındaki aktarma kayışları konumunda olan muhtarları, düzenli aralıklarla, sürekli Beştepe Külliyesi'nde topluyor.

Aralık başında otuzuncusu yapılan, şu ana kadar otuz ikisi gerçekleşen muhtarlar toplantıları ile şimdiye dek 4800 muhtar ağırlandı. Türkiye'de 50 bin köy ve mahalle muhtarı bulunduğu göz önünde tutulursa, 125. toplantıda bütün muhtarların ağırlanmaları tamamlanmış olacak.

Cumhurbaşkanı muhtarlara terör ile mücadelede önemli roller düştüğünü de söz konusu toplantılar sırasında açıklamıştı.

Türkiye'nin demografik ve ona bağlı olarak da idari yapısının değişmesiyle, köy muhtarlarına oranla ikincil konumda olan mahalle muhtarlarının da önem ve işlevleri de artmaktadır.

Son olarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bunların da ayda bir kez kaymakamlarla, bir kez de il valileri ile doğrudan toplanacaklarını açıklamıştır.

Kaymakamlarla yapılacak toplantıda jandarma komutanı, ilçe emniyet müdürünün yanı sıra, sivil toplum örgütleri de hazır bulunacaklardır.

Demokrasilerde, siyasi otoriteye karşı, yurttaşın, bireyin özgürlük alanlarını arttırmak ve güvenceye almak işlevini gören STK'lere, 'Reis sistemi'nde, otoriterden de öte, yaşamın beşikten mezara tüm evrelerini ve alanlarını yönetim ve denetimi altında tutmaya yönelik totaliter yapı içinde, orijinal amaçlarının tam tersine bir misyon yüklendiği görülmektedir.

Reis sistemine yönelen pratiğin gelişme süreci içinde, Türkiye'ye has özgün kurumlardan biri de mahalle baskısıdır.

Rejimin ideologlarından 'din âlimi' Hayrettin Karaman'ın özenle altını çizerek, önemini vurguladığı mahalle baskısı, sivil toplum örgütü olarak sunulacak, sıkı sıkıya iktidar partisinin denetiminde olan ve para - militer yapılarla da organik ilişkiler sürdüren kuruluşlar ile muhtarlar tarafından el birliğiyle totaliter rejimin temel yapı taşlarından biri olarak kullanılacaktır.

Böylelikle, siyasal yaşamın dışında kalan ve otoriter rejimlerde bile bireyin kendi tasarrufuna bırakılmış olan yaşam alanlarının da mahalle bazında gelecekte, cismani ve ilahi iktidarı tekelinde tutması öngörülen, siyasi erkin denetimine girmesi planlanmaktadır.

Kuşkusuz, mekanizmanın en tepesinde bir zamanlar Latin Amerika ülkelerinde revaçta olan 'Başkan Baba' kurumuna benzer bir başkanlık olması öngörülmektedir. Klasik başkanlık sistemlerinin tersine iktidar partisini ve dolayısıyla yasamayı yakından kontrol ederken, artık bağımsızlığı kalmamış yargıyı da sıkı sıkıya denetimi altında tutan bir başkan, sistemin en üst noktasını oluşturacaktır.

Tabii ki sistemin en üst noktası olan başkan çok önemlidir.

Ama totaliter 'Türk tipi başkanlık sistemi'nin tabanındaki muhtarı ve işlevini tam olarak anlamadan düzenin tümünü kavramak imkânsızdır. Çünkü 'muhtar' sistemin otoriter yapısının temelini mahalle bazında oluşturan anahtar kişidir.

Muhtar olmadan, sistemin totaliter yapısının temelinde, mahalle bazında bazı çatlak ve kaçaklar olması kaçınılmazdır.

O yüzdendir ki, gözünü sadece başkana dikmiş olan ve sistemin ondan başka kurumlarını gözden kaçıran yurttaşa 'önce muhtara, sonra başkana bak!' demek gerek."

* * *

Bu da çözüm sürecini irdelediği bir gün önceki yazısı:

"Atatürk yine gelecek

AKP'li Rize Belediyesi'nin kentin Cumhuriyet Meydanı'ndaki Atatürk heykelini söküp kaldırması tepkiyle karşılandı. Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Ömer Toprak bu davranışla 'Rize'nin hafızasından Atatürk'ü silmeye çalıştıklarını' söylemiş.

Haklı!

Üstelik olay yalnız Rize ve heykel ile sınırlı değil.

Türkiye'nin dört bir yanında Atatürk ve Cumhuriyet ile ilgili ne varsa, unutturulmaya, belleklerden silinmeye, kötülenmeye, içi boşaltılarak yozlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Bu konuda uygulanan yöntem ile ilgili olarak, Emre Kongar'ın dünkü enfes yazısını okumanızı salık veririm.

Rize'deki heykelin önemi sembolik, yoksa kötülenen, yozlaştırılan, ayaklar altına alınan Cumhuriyetin temel kazanımlarının yanında aslında heykel hiç kalır.

AKP'nin laik Cumhuriyeti ve kurucusunu hedef alan saldırıları her alanda devam edecek. Özel sıçrama tahtası Milli Eğitim olan bu saldırıların belirli bir süre kimi amaçlanan sonuçları vermesi de mümkündür.

Ama kimsenin kuşkusu olmasın ki eninde sonunda Atatürk yine gelecektir.

Atatürk, bu toplumun, insanlık ailesinin eşit ve onurlu bir üyesi olarak, çağdaş, insanca bir düzeni, laik bir Cumhuriyet düzeni içinde yaşama yolundaki azminin ve teslim olmayışının simgesidir.

Bu toplum Osmanlı döneminde, Mithat Paşa'larda, Ahmet Rıza'larda Tevfik Fikret'lerde habercilerini bulabileceğiniz laik, çağdaş, özgür yaşam yolundaki azminin ve teslim olmazlığının simgesini Mustafa Kemal'in kişiliğinde ortaya serdi.

Mustafa Kemal nasıl ortaya çıktı?

Toplumların, sıçrama yapma azminin simgesi ve öncüsü olan önderlerin nasıl ortaya çıktığını, 'Nasıl Castro olunur' sorusunu soran Fransız belgesel sinemacısı Chris Marker'e 1961 yılında Fidel Castro şöyle anlatıyordu:

- Fransa'da her yıl yüzlerce Danton ve Robespierre doğduğu gibi, Küba'da da yüzlerce Fidel Castro doğar. Ama tarihin, bunlara gereksinim duyduğu anlarda doğanlar Robespierre, Danton ve Castro olurlar.

Toplumlar yaşam olanaklarını tümden yitirmedikleri sürece, varlıklarını sürdürmek için ihtiyaç duydukları simge önderleri, ihtiyacın doruğa vardığı anda, kendi içlerinde yaratırlar ve onlarla birlikte sıçrama yaparlar. Bu Fransa'da Danton olur, Küba'da Castro, Türkiye'de Mustafa Kemal Atatürk.

Bunların her birinin yapıları, içinden çıktıkları topluma ve duyulan ihtiyaca uygun olarak şekillenir.

Kimi, oluşumun elverişli koşullarının olgunlaşmasından önce, erken gelir; objektif şartlar oluşmadığından Spartacus gibi heba olur gider. Ama giderken de köleliğin bir gün mutlaka sona ereceğinin haberini verir, o sırada koşullar bu müjdenin yeterince algılanmasını önlese bile...

Toplumumuz, Osmanlı döneminde, yaşam azmini tümden yitirmediği için, karanlığın en fazla koyulaştığı, güçlüklerin zirve yaptığı, birçok kişinin her türlü umudunu yitirdiği dönemde yaşama azminin simgesini ve önderini Mustafa Kemal olarak ortaya çıkardı.

Mustafa Kemal bir Osmanlı subayıydı. Toplum ile birlikte, önce Anadolu'nun dört bir yanında çoban ateşi gibi yanan kongreleri örgütleyerek, bağımsızlık, özgürlük savaşını zafere ulaştırdı, sonra da Cumhuriyet ve devrimlerinin önderi olarak, Atatürk oldu.

Osmanlı döneminde herkes bitti derken, bu toplum son sözünü söylememişti. Son sözünü Mustafa Kemal Atatürk ile söyledi ve o da Cumhuriyet oldu.

Bugün çok güç koşullar altında çeşitli tehlikelerle burun buruna olan Türkiye Cumhuriyeti de son sözünü henüz söylemiş değildir.

O da son sözünü söylediğinde, yeni Atatürk yine gelecektir. Bundan kuşkunuz olmaya!

O günü boşuna, dayısının tarlasında karga kovalayan bir Mustafa arayarak geçirmeyin!

Çünkü gelecek olan toplumun yeni ihtiyaçlarının ve zorunluluklarının doğuracağı yeni bir simge, yeni bir oluşum olacaktır."

* * *

Ali Sirmen'in bu iki yazısı tarihe geçecek saptamalardır.

Onları Güncel'de paylaşarak kendi payıma düşen görevi yapıyorum.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 17 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional