Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

12 Eylül 2016

12 Eylül 1980 Darbesinden 36 Yıl Sonra, Daha Kötü Koşullarda Bir "Post Mortem Darbe" Yaşıyoruz.

12 Eylül 1980 darbesi, 1961 Anayasası'nı değiştirip bütün solu ve demokratik güçleri ezerek, dinbaz sağla işbirliği halinde, bugünleri doğuran alt yapıyı oluşturdu.

Daha sonra, Sovyetler'in çöküşünün yol açtığı yeni "Küresel Dönem", bu alt yapı üstüne dünya konjonktürünün etkilerini de ekleyerek "Ilımlı İslam" modelini uygulamaya koydu ve Türkiye'yi bugünlere getirdi.

Şimdi dünya (yani ABD) Ilımlı İslam modelinin yanlışlığını anladı ve geri döndü ama, Ortadoğu ve Türkiye bu modelin arkasında bıraktığı enkaz olarak büyük sorunlarla karşı karşıya!

* * *

Dün Nilgün Cerrahoğlu Amerika'nın yaşadığı 11 Eyül 2001 "İkiz Kuleler" saldırısını andığı yazıda, bugünün alt yapısını o günlere atıfla şöyle anlatıyordu:

"Bilimkurgu filmlerini andıran 11 Eylül'den bu yana 15 yıl geçti...

Uçakların tere yağına giren bıçak misali kulelere daldığı o sahneler dün gibi aklımda ama 11 Eylül denince ben özellikle 2001 güzünde Madrid'de yaptığım bir sohbeti hatırlıyorum. Daha önce de yazdığım için ayrıntılarına girmeyeceğim ama önemli olduğu için hatırlatacağım.

Kulelerin çöküşünden iki ay sonra Madrid'deydim. Bir dönem ABD'de "Brookings Enstitüsü'nde" çalışmış bir dostumla buluştuğumda bana ilk yönelttiği soru Erdoğan olmuş, onun müstakbel başbakanımız olacağını söylemiş, Türkiye'nin "laik model"inin miadının dolduğunu, yerine "ılımlı İslam"ın getirileceğini, bunun temsilcisinin de RTE olacağını bildirmişti.

İlk 'rejim değişikliği'

RTE'nin "yasaklı" olduğu o dönemde Ecevit hükümeti hâlâ yerinde olduğu için duyduklarıma inanamamıştım...

Bugün geri dönüp baktığımda 11 Eylül sonrası ilk operasyonun Irak'tan önce Türkiye'ye yapıldığını görüyorum. Evet, konuşmanın cereyan ettiği 2001 Kasım'ında Afganistan savaşı patlamıştı. Ancak ABD henüz Saddam'ı devirmemişti.

Henüz Irak savaşının gölgesi yokken görüyoruz ki çoktan o tarihte Türkiye için bir "rejim değişikliği" projesi yapılmış, yeni rejimin başına kimin getirileceği kararlaştırılmış.

15 yıl önceki 11 Eylül'ün ilk kurbanı bizim nacizane kör topal yerli demokrasimiz oldu.

Irak'a nasıl aleni yalanlarla "demokrasi getiriyoruz" iddiasıyla girildiyse, Türkiye'ye de "demokrasi geliyor" palavrasıyla ne idüğü belirsiz bir "ılımlı İslam" modeli getirildi ve laik rejim taş taş söküldü. Bir zamanlar İsraille Ortadoğu'nun "biricik demokrasisi" diye tanımlanan Türkiye bugün "Erdoğan Sultanlığı" olarak anılıyor.

Avrupa'nın Ortadoğulaşması

11 Eylül'ün etkisi sırf Türkiye'de değil, dünyada özgürlüklerin kısılması, en sağlam demokrasilerin bile tahribatıyla sonuçlandı.

FETÖ darbesi toz dumanıyla Türkiye'nin görüş alanından çıkan Avrupa'da bugün Fransa-İngiltere arasına Calais'te çekilecek göçmen duvarı konuşuluyor.

Berlin Duvarı'nı anımsatan çapta, 2 km. uzunluğunda ve 4 m. yüksekliğindeki duvar "Çin Seddi"ne bir göndermeyle "Calais Seddi" diye damgalanıyor.

Doğu Avrupa'da ardı ardına yükselen göçmen karşıtı duvarlar tartışılırken Avrupa'nın kalbinde yeni bir "Berlin Duvarı" örneğinin gündeme gelmesi, Batı Avrupa'nın gelişmiş değerlerinin ne kerte kırılgan olduğunu gösteriyor.

"Calais Duvarı"nın bir yanı parlamenter demokrasinin beşiği İngiltere...

Diğer yanı; Fransız devrimi, "özgürlük, eşitlik, kardeşlik" fikirleriyle Avrupa'nın insan hakları kazanımlarının kaynağı olan Fransa.

Eski Kıta'nın siyasi gelişimine bu yaşamsal katkıları yapan iki ülke bile, 11 Eylül sonrası konjonktürde yakıp yıkılan Ortadoğu savaşlarından kaçan göçmenler karşısında duvar gerisine çekilmekten başka çare bulamıyor. Ortak Avrupa projesi iflas yaşıyor. Köklü demokrasiler irtifa kaybediyor. "Burkini" tartışmalarına hapsolan Avrupa, Ortadoğulaşıyor.

İslamafobi, göç, yabancı korkusu sırf Avrupa'ya özgü değil. ABD'nin de fabrika ayarları bozulmuş durumda. Avrupa da oylarını artıran popülist partiler ve liderlerinin ABD'deki karşılığı olan Trump, seçmenlerine bir "Meksika Duvarı" vaat ediyor ve Müslümanları ABD'den atmaktan bahsediyor.

Washington'da 11 Eylül'ün ardından "Bu ABD'nin yeni bir Pearl Harbor baskınıdır. Pearl Harbor'un ardından nasıl II. Dünya Savaşı'na girip kazandıysak bu bahsi de kazanırız" demişlerdi.

II. Dünya Savaşı 6 yıl sürdü.

11 Eylül'den bu yana 15 yıl geçmesine rağmen ortada zaferin izi yok.

Aksine terör küreselleşti.

El Kaide'nin yeni şubeleri, IŞİD ortaya çıktı. Kaos yayıldı.

Ortadoğu yangın yeri oldu. Avrupa savruldu. ABD ise bir Trump tehdidiyle karşı karşıya. Dünyanın şakülü kaydı ve düzeltilemiyor. Dahası kâbusun nerede biteceği bilinmiyor...

Bayramda tüm okurlarıma biraz olsun huzur dilerim."

* * *

Bu yazıda sözünü ettiği, 11 Eylül 2011'de yazdığı eski yazısı da şöyleydi:

"11 Eylül deyince aklıma hep 2001 güzünde Madrid'de yaptığım bir yemek sohbeti gelir...

2001'in Kasım'ıydı. Uzun bir aradan sonra döndüğüm İspanya'da, çoktan görmediğim bir eski dostu aradım. Aydın çevrelerde tanınan bir isim olan arkadaşım, ABD'nin etkili düşünce kuruluşlarından "Brookings" enstitüsünde uzun süre çalışmıştı. Buluşup birlikte yemeğe gittik. Henüz daha garsona yemekleri ısmarlamamıştık ki, arkadaşım sabırsızlıkla "Bana şu belediye başkanını anlatsana!" dedi.

"Bunca yıl sonra 'merhaba' derken, belediye başkanı da nerden çıktı? Hem hangi belediye başkanını merak ediyorsun ki?" diye üsteleyince, ahbabımın heyecanla Recep Tayyip Erdoğan'ı sorduğu anlaşıldı...

Kendisine "Erdoğan'ı niye merak ediyorsun?" dedim.

"Çünkü" dedi, "gelecekteki başbakanınız o olacak!"

"Bunu da nerden çıkardın? Bizim başımızda halihazırda bir başbakan var!" diye inatla direttim saf saf...

"Sen geleceğe bak!" yanıtını verdi arkadaşım: "Türkiye önümüzdeki dönemde 'ılımlı İslamın temsilcisi' ve Tayyip Erdoğan da başbakanı olacak..."

'Türk laikliğinin inandırıcılığı yok!'

Ağzımı açıp, "Ama Türkiye Cumhuriyeti laik bir ülke..." filan demeye kalktığımda, muhatabım; "Bırak bunları!" diye ekledi: "Türkiye'nin laikliğinin Batı nezdinde herhangi bir ağırlığı, inandırıcılığı yok. Batı; 'İslamın doğası'nın laiklikle zaten bağdaşmadığını varsayar..."

"Türkiye ılımlı İslam ülkesi", "Başbakan Erdoğan" gibi ifadeler; günün dünyasından geriye bakıldığında, tabii artık ziyadesiyle kanıksanmış, içselleştirilmiş konular. Ama o dönem için bunlar "şaşırtıcı" söylemlerdi.

Kendi adıma ben, Recep Tayyip Erdoğan'dan "Başbakan" sıfatıyla bahsedilmesini ilk kez o yemekte duymuş ve bunu harbiden şaşkınlıkla karşılamıştım. Hem öyle rasgele bir "olasılık", "muhtemel bir senaryo" olarak değil, kesin hükme bağlanmış, hiçbir itiraz/kuşku kaldırmayan bir yazgı havasında konuşulan, kullanılan bir tanım halini almıştı daha o dönemde "Başbakan Erdoğan".

11 Eylül'ün ikinci ayında daha, Türkiye'den bir "ılımlı İslam modeli" şablonuyla bahsediliyordu. Modelin başına gelecek başbakanın adı, sanı.. uluslararası "think tank" çevrelerinde -ortada henüz fol yok yumurta yokken!- böyle açıktan konuşuluyordu.

11 Eylül denince o nedenle ben artık "İkiz Kuleler'i", "Afganistan mağaralarını" falan değil, Madrid'de yediğim o yemeği ve o yemeğin hemen birinci yılında iktidara gelen AKP'yi düşünüyorum.

Türkiye'de arkadan muazzam bir "paradigma değişikliği" yaşandı. Bir dönem kapandı, yeni bir dönem açıldı. Ortadoğu boydan boya hallaç pamuğu gibi atıldı. Afganistan, Irak işgallerinden.. Arap Baharı'na uzanan süreçte, etrafımızdaki coğrafyada tüm taşlar oynadı/oynatıldı.

'Araf'taki yeni dünya

Bu, Türkiye ve bölgeden yapılabilecek en kısa değerlendirme.

ABD ve Batı açısından konuya yaklaşanlar; 11 Eylül'ün ilk on yılının bilançosunu çıkarırken, Ortadoğu'daki depremlere değil; asıl Batı'da, özellikle de ABD'de yaşanmakta olan büyük depreme odaklanıyorlar.

Lamı cimi yok. "Küresel emperyalin", artık ters yüz edilemeyecek bir çöküş içinde olduğu iddia ediliyor. Ve akabinde hemen "Batı"nın çöküşüne eşlik eden "Doğu"nun yükselişine dikkat çekiliyor.

Dünyanın ekseni kısaca küresel bağlamda kayıyor.

Bu büyük bilançoda, Ortadoğu'daki değişimler -görece olarak- nerdeyse bir dipnota indirgeniyor.

Küresel "11 Eylül analizlerinin" bugün ısrarla asıl üzerinde durdukları konu, Amerikan imparatorluğunun çöküşü üzerindeki yorumlar...

Yorumlar öyle ileri noktalara vardırılıyor ki; artık "imparatorluğun" çöküp çökmeyeceği değil.. hangi tarihte, ne zaman çökeceği tartışılıyor.

2015... 2020 gibi tarihlerden söz edenler, tarih verenler çıkıyor.

"Terörle savaş adına girişilen askeri maceralar, Doğu'nun rekabeti altında zaten zorlanmakta olan ABD ekonomisini batağa sapladı!" deniyor: "Üç dört trilyon dolarlık faturayla gelen Afganistan ve Irak savaşlarının uçuk maliyetlerinin yanı sıra beraberlerinde getirdikleri etki ve inandırıcılık kayıpları, Amerikan imparatorluğunun çöküşünün işaret fişeğini fitilledi. 2011'in dünyası, bundan böyle artık 2001 yılının tek kutuplu dünyası değildir. Dünya, son on yıl içinde tek kutuplu olmaktan çıkmış; çok kutupluluğa doğru hızla yol almaya başlamıştır..."

Arkada bıraktığımız on yıl, "on yıl" gibi değil, gerçekte bir asır gibi geçti.

Ülkemiz, içinde yaşadığımız bölge ve dünya, baştan sona tanınmayacak ölçüde değişti.

Önümüzdeki yıllarda görünen o ki daha çok sarsıntı, değişim göreceğiz.

Şu anda bir "araf"tayız...

Ben kendi ömür çizgimde jeostratejik dengelerin bundan daha kaygan, daha muğlak olduğu bir zaman dilimi hatırlamıyorum.

Buradan devam ederiz."

* * *

Görüldüğü gibi bugün yaşanan "Post Mortem" darbenin kökenleri Türkiye'de 12 Eylül 1980 darbesine ve dünyada 11 Eylül 2001 İkiz Kuleler saldırısına dayanıyor.

Elbette Türkiye'deki 12 Eylül 1980'nin kökleri de 1961 Anayasası'nın yarattığı özgürlükçü ortamın hazmedilememesine, 12 Mart 1971 askeri Müdahalesine kadar gider...

Aynen 11 Eylül 2001 saldırısının köklerinin Sovyetler Birliği'nin çöküşüne ve çökmeden önce Afganistan'ı işgal etmesine karşı CIA tarafından oluşturulan El Kaide örgütünün kuruluşuna kadar gittiği gibi.

* * *

1) Dünya artık "Ilımlı İslam" modelinin yanlışlığını gördü...

2) Türkiye 12 Eylül ve AKP iktidarı ile güçlenen dinbazların demokrasiye nasıl zarar verebileceğini 15 Temmuz 2016 kalkışması ile bizzat yaşadı.

Bu iki makro değişme, Türkiye'deki Demokratik Rejimi kemiren totaliter eğilimlerin uzun vadeli olamayacağını işaret eden iki önemli belirleyicidir!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional