Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

5 Ekim 2015

Dış Politikada Hüsran.

Sevgili okurlarım, bugünlerde hem Türkiye hem de Ortadoğu yeniden biçimlendirilirken, gelecekte insanlar 'O zamanlar yazar/çizer takımı ne yapıyordu' diye merak ederlerse diye, yine belge niteliğinde iki yazı paylaşmak istiyorum sizinle.

Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin hem dinci hem megalomanca hem de de gerçeklerden bütünüyle kopuk, Osmanlı hayaliyle sakatlanmış olan dış politikaları nihayet Ortadoğu'da şimdiye kadar pek de görülmeyen bir büyük ittifaka tosladı:

Rusya ve Amerika'da, Suriye'de Türkiye'nin karşı olduğu politikalar üzerinde anlaştılar ve IŞİD'e karşı birlikte harekete geçtiler.

Her ne kadar ABD Esad'ın gitmesinden yana, Rusya ise Esad'ın kalmasında yana ise de şimdilik büyüyen IŞİD tehdidine karşı birlikte hareket ediyorlar...

Elbette bu arada, Rusya, 'yanlışlıkla' IŞİD olmayan Suriye isyancılarını da bombalayıveriyor!

Şimdi aşağıya alıntıladığım iki makale bu dış politika skandalını bütün açıklığıyla ortaya koyuyor.

Birinci yazı Umur Talu tarafından 4 Ekim 2015'te, dün, Haber Türk gazetesinde yayınlandı.

* * *
"Hem Amerika hem Rusya!

Bir zamanlar 'Ne Amerika Ne Rusya' diye Çin dolaylarından bir slogan vardı; belki hala vardır. Tabii Çin’in ABD’yi ve küresel piyasayı ayakta tutan en önemli halkalardan biri olduğunu da unutmuyorsa!

Neyse işte...

Ortadoğu’nun 'birbirini yiyen' halkları, despotları ve bu arada 'Komşularla sıfır sorun... Bölgesel güç... Lider devlet' olan bizzat şahsen kendimiz ve eksik olmasın iktidarımız o sloganı 'Hem Amerika Hem Rusya' haline getirmeyi başardılar.

Elbette Ortadoğu hep 'büyük güçler'in sıcak veya soğuk savaş arenası olmuş ama galiba böylesi ilk kez oluyor.

Irak, İran, Suriye, Mısır, Filistin, Lübnan’da dolaylı olarak, Afganistan’da biri işgalci ordusuyla diğeri beslediği mücahitlerle (örtülü) karşı karşıya gelen ABD ile Rusya (eski Sovyetler) bu kez aynı anda bombardıman seferberliğinde.

ABD ve başta Fransa, Batı; Rusya’yı 'sivilleri, Işid derken Özgür Suriye Ordusu’nu bombalamak'la suçluyor; ki doğrudur elbet!

Lakin bu suçlamayı yaparken ABD de misal Afganistan’da 'Sınırsız doktorlar'ın hastanesini bombalamış, sivilleri vurmuş.

Putin de zaten, 'Siz Özgür Suriye Ordusu diye yetiştiriyorsunuz, sonra onlar gidip Işid’e katılıyor' diyor; yani Ruslar için rejim karşıtı kimsenin farkı yok.

Ankara’nın hem 'terörist' sayıp hem de 'Şah Fırat Operasyonu'nda eskortluk desteği aldığı, Kuzey Iraklı Peşmergeleri geçirip yardıma sevk ettiği, 'vatan toprağını mukavemetsiz şekilde teslim edip' Işid’den kaçırılan 'Süleyman Şah'ı emanet ettiği PYD de 'hem Amerika hem Rusya' diyor zaten.

Bir yandan ABD ile müttefik ve Türkiye toprağı İncirlik’ten kalkan ABD uçaklarına Işid hedeflerini gösteriyor...

Bir yandan Rusya ile işbirliğine de hazır; 'rejimi çok güçlendirmeden!'

Hem Amerika Hem Rusya başarısından ötürü, başkalarını değil, elbette önce kendi iktidarımızı kutlayacağız:

Bravo vallahi, müthiş!

Sen TIR’lar ile fır fır 'insani yardım' taşıyıp durmuşsun; Hem Amerika Hem Rusya uçakları şimdi onları bombalıyor.

Sana tek düşen kendi (iç) savaşını yeniden alevlendirip sandık neyin taşıma işi olmuş.

Şu andaki yeni pozisyonlarına göre 'devlette örgütlediği paralel devleti' görememiş...

'Darbe' dediğine şimdi 'kumpas' demiş...

Pohpohladığı savcı, hakim ve polis şeflerini şimdi 'hain' ilan etmiş...

'Bir emirleri var mı' diye sorduğu 'Pensilvanya'yı şimdi 'teröristbaşı' tayin etmiş...

'Bir daha çatışma olmayacak' derken (PKK’nın da birinci tercihi) 'savaş'ı önümüze koymuş...

Yani hiç yanılmamış bir iktidar elbette Suriye politikasında da böyle kesin, mutlak bir sonuç alacak, kendi öngördüğü hedeflere ulaşacaktı!

Bu büyük başarının devamı olarak şimdi, olur a, Hem Amerika Hem Rusya derken, ikisinin havada çatışmasıyla şöyle kararınca bir dünya savaşı tehlikesi de çıkarsa, vallahi hakikaten tarih yazılır, bozulur, karalanır, kanlanır!

Sandığa giderken elbette bu başarının hakkını da teslim edecek vatandaşlar hiç az değil!

'Ortadoğu', biliriz ki tam manasıyla 'Oryantalist' coğrafi-siyasi bir tabeladır.

Hesapta bir küre olan dünyanın, esasen minicik olan Avrupa’yı merkeze alarak açılmış 180 derecelik yamuk, deforme haritasına göre tarif edilir.

Bir zamanlar üniversitede 'Eleştirel düşünce' dersi verirken, daha en baştan bu haritayı üç parça keser, misal Asya’yı ortaya alarak yeniden yapıştırırdım.

Yani 'Asya’nın en batısında' olan Amerika kıtası 'Asya’nın doğusunda' olurdu mesela.

Küçük Avrupa da en sola gidiverirdi.

Kes kes yapıştır; bir küreyi nasıl açmak istersen.

Topun dibinin çizgi dışında olup izdüşümünün çizgiye değmesinden bileceksiniz bunu!

Fakat Ortadoğu bu 'orta'lığı yine hak ediyor işte.

Ortada bir sofra; herkes dalıyor.

Büyük bir medeniyet tarihinin orta yerinde, bütün dinlerin çıktığı yerde, büyük bir dinin mabedinde, insanlığın en kadim topraklarında, masalların, destanların, hayallerin, umutların diyarında, 21’inci Yüzyılda, kardeş önce kardeşi yiyor ki kalleş kalleş birbirini yiyor demek de mümkün!

Sonra herkes sökün ediyor, silahıyla, bombasıyla.

Bizim üstatlar da Hem Amerika Hem Rusya’nın bombaladığı bir komşu yaratılmasına bayağı emek verdiler.

Sıfır sorun derken güzel oldu valla!"

* * *

Görüldüğü gibi Talu, Erdoğan-Davutoğlu çizgisinin yol açtığı dış politika skandalını yeterince açık bir biçimde, iç politikadaki maskaralıklara da işaret ederek, anlatıyor.

İkinci yazı, Cüneyt Ülsever tarafından yine aynı tarihte odatv internet haber sitesinde yayınlandı.

O da aynen Talu gibi, dış politika ile iç politika arasındaki ilişkileri vurgulayarak bir çözümleme yapmış.

* * *

Yeniden üzerimizde Cambaza Bak Oyunu Oynanıyor başlığını taşıyan yazı şöyle:

"Bu yazı; önemle Türkiye gibi ikincil ülkelerde uluslararası gelişmeler ile iç gelişmelerin sık sık (hâşâ her zaman değil) bağlantılı olduğunu düşünen bir kişi tarafından yazılmıştır

Bu bağlamda da inancım odur ki genellikle dış gelişmeler iç gelişmeleri tetikler. Tersi çok nadir durumlarda geçerlidir.

Ancak, baştan söylemem gereken şudur.

Bağlantı kurma çabası bazen insanı önce paranoyaya, sonra da hurafeye (komplo teorilerine) götürür. 'Bu gelişme kimin işine yarıyor?' (Mahir Kaynak’ı hürmetle anıyorum) sorusuna aranan cevap insanı bilgiye başvurmadan görüş geliştirmeye/hükme varmaya götürebilir ama bu soru ile 'görüş geliştirmek' yerine 'zırva geliştirmek' de mümkündür.

Dilerim, bu yazıda zırvalamam! (Eğer zırvalarsam beni uyarınız: [email protected] )

Önce bir tespit:

İkincil ülkelerde düşünce iklimini maalesef siyasi liderler belirliyor.

Örneğin; ABD NASA çalışmaları sonucu Mars’ta su olabileceğini bütün dünyaya ilan ederken aynı zaman diliminde RTE yeni okul döneminin açılış konuşmasında bir İmam Hatip okulunda aynen şöyle dedi:

'Bunların ölüleri de kimin önüne geliyor, imamın önüne geliyor, bu işi bilenin önüne geliyor. Hâlbuki bir Müslüman, imam müezzin aramaması lazım. Kendi ölüsünü kendisi yıkayabilecek bilgiye kabiliyete erişmesi lazım, işin aslı bu.'

ABD’de düşünce iklimi uzayı araştıracak nesiller yetiştirmek ile uğraşırken, RTE ancak 'kendi ölüsünü kendisi yıkayabilecek' nesiller yetiştirmeyi tahayyül edebiliyor.

Hangi kapasitede düşünüyorsa kişi o kadardır!

Türkiye’de milletten %52 oranında oy alarak cumhurbaşkanı seçilen RTE dış politikayı da aynı akıl seviyesi ile yönlendiriyor.

Ancak 'ölü yıkayıcı' nesiller hayali kurabilen RTE 'Suriye’de Rusya ne arıyor?' sorusuna da şöyle cevap veriyor:

'Özellikle bu 65 insanın ölümüyle -ki bu rakam belki daha da artacak- uçaklarla yapılan bu saldırılarla ilgili olarak Sayın Putin ile elbette görüşeceğim... Mademki iki dost ülkeyiz, bu konuda attıkları adımı, yaptıklarını tekrar gözden geçirmelerini isteyeceğim. Çünkü bölgede ıstırabı olan, bu derdi çeken biziz. Rusya’nın Suriye’ye bir sınırı yok. Ama benim 911 kilometre sınırım var. Olanlardan da rahatsızım. Şu anda 2 milyon insanı misafir ediyor. Rusya’ya gitmedi bunlar. 2 milyon insana biz bakıyoruz, Rusya bakmıyor. Rusya Suriye’yle niye bu kadar ilgileniyor, bunu anlamak istiyorum.'

Bu açıklamada ya köylü kurnazlığı var (tecahülü arifane), ya da RTE’nin düşünce sistematiği en basit bir gerçeği bile anlamaktan aciz:

'Rusya Suriye’yle niye bu kadar ilgileniyor, bunu anlamak istiyorum.'

Aynı RTE şunu da söyleyebildi:

'Bunu Putin’in kendisine ifade ettim. Maalesef şu anda Rusya çok ciddi bir yanlışın içerisinde. Ve bu öyle zannediyorum ki bölgede kendisini zaman içerisinde yalnızlığa götürecek bir adımın da işareti olabilir.'

Bütün dünya Suriye konusunda Rusya’nın ağzına bakıyor ama her bir kelamı 'ilahi kudret' taşıyan RTE’yi dinlemediği için Rusya yalnızlığa mahkûm!

Ancak RTE şu soruya cevap aramıyor:

Neden en önemli konunun 'Suriye' olduğu BM toplantıları sırasında herhangi bir Amerikalı yetkili Suriye ile 911 km sınırı olan Türkiye’nin Başbakanı ile en azından diplomatik nezaket kuralları gereği bir tek özel görüşme bile yapmadı?

Yüzlerce yazar yüzlerce defa yazdı. Ben de konuyu yıllardır işliyorum. İsteyenler odatv’de yayınlanan son yazıma baksınlar.(21.09.2015):

Benim analizim basit:

1) Bütün savaşlar kıt kaynakların paylaşım savaşıdır.

2) II. Dünya Savaşı da bitmemiş bir paylaşım savaşıdır.

3) Dünyada en önemli kıt kaynak üretimin ana motoru olan enerjidir.

4) Son yıllarda payı gerilese de en önemli enerji deposu Ortadoğu’dur.

5) Sınırı olsun olmasın, büyük düşünen ülkelerin hepsinin bir Ortadoğu planı vardır.

6) Dünyada tamamlanmamış paylaşım savaşı halen devam etmektedir.

7) Dünya halen III. Dünya Savaşı içindedir. Ancak bu savaşın yönteminin diğerlerinden farkı vardır. Bu fark şu özelliklerden oluşuyor:

i) Kimsenin kimseyi yok edemediği dünyada hasımlar hısım olmayı da öğrenmişleridir. Artık büyük devletler arasında savaşlar 'sıfır toplam' (birinin mutlak kazanıp, diğerinin mutlak kaybettiği) savaşlar değildir.

ii) Her türlü maliyeti düşürmek için savaşı taşeronlar (terör örgütleri/ideoloji savaşçıları) üzerinden sürdürmek daha makul bir yöntemdir.

iii) Son model teknoloji ile donanmış 'istihbarat operasyonları/manipülasyonları' da (hasmı kendi içinden çökertmek/yönlendirmek) oldukça güçlü ama düşük riskli savaş yöntemleridir.

Şimdi Ortadoğu’ya bu gözle baktığımızda Rusya’nın neden sadece IŞİD’i vurmadığını, aynı zamanda Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) da vurduğunu anlarız.

Daha önce de yazdım. (odatv-21.09.2015)

'...Rus uçakları Hazar, İran, Irak hava sahaları üzerinden Şam’daki Mezze Askeri Üssü’ne indi. Getirilen kargolar Rusya’nın Suriye’de Lazkiye ve Banyas Limanları arasında kuracağı 'Jableh Askeri Üssü' için malzeme taşıyordu. (Jableh Kıbrıs’ın Dipkarpaz bölgesinin tam doğusundadır, Rusya zaten 2014 başında Suriye Merkezi Hükümeti’nden Lazkiye-Banyas arasındaki 2000 kilometre karelik deniz sahasında petrol arama izni almıştı. Buna göre Rusya Suriye-Kıbrıs arasındaki karasularda petrol arama iznine sahiptir.)

Doğrudur: Rusya’nın Lazkiye, Hama, Humus ve İdlib’teki operasyonları üzerine Ruslar IŞİD’e operasyon adı altında Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) vurdu.

Rusya’nın ÖSO’yu da neden vurduğunu en doğru Ortadoğu ile ilgili yazılarını öğrenerek okuduğum Fehmi Taştekin (radikal.com.tr-03.10.2015) veriyor:

'Peki, kim bu ‘Suriye muhalefeti’? Evet, ÖSO şemsiyesini hâlâ kullanan ufak tefek gruplar var ama sahanın lokomotif güçleri artık Nusra Cephesi, Ahrar el Şam ve İslam Ordusu gibi örgütler. Yani ‘cihadi selefiler’ ile selefiler. Asıl güç bunlar...

Nusra ve Ahrar’ın dominant durumuna ilaveten son zamanlarda bu bölgeye Orta Asya’dan Taliban’la bağlantılı militanlar da girmeye başladı.'

İşin özü, Rusya’nın askeri üs kurduğu, Esad’ın en güçlü olduğu kendi memleketi Lazkiye-Tarsus arasında (Kıbrıs’ın tam doğusunda) bu bölgeden dünyaya doğalgaz ve petrol sevk etmeyi planlayan Rusya için Talibanlaşan ÖSO da hasım! Zira onlar Esad’la mücadele etmek adına Rusya’ya engel olmaya çalışacaklar.

Öte yanda Türkiye’nin Suriye’ye (Esad’a) ulaşabileceği/bulaşabileceği tek kolu ÖSO idi. Rusya şimdi bu kolu da kesiyor. Türkiye bölgede dımdızlak kaldı. RTE bundan dolayı Putin’e salvo atıyor. Ama attığı salvolar sarhoşun meyhane çıkışı attığı naralardan öte bir anlam taşımıyor. Kulak tırmalıyor ama sarhoşun ciddiye alınacak tarafı kalmadı.

Rusya IŞİD’e karşı da savaşacak. Zira:

'Öte yanda zaten İran Doğalgaz Boru Hattı (SHIA Gas) Körfez’den gelip Bağdat’ın güneyine kadar inşa edilmişti. Şimdi bu hat Suriye’ye girerek Rusya ile işbirliği içinde Akdeniz’e (Lazkiye-Banyas arası) ulaşacak. Buna tek engel bölgede yerleşmeye çalışan IŞİD! Rusya da kendi oyununu oynamak için IŞİD’i bitirmek istiyor. (Cüneyt Ülsever-ibid)

Peki, yanı başında muazzam gelişmelere olurken, Türkiye’nin her geçen gün Suriyeli mülteci yükü kat be kat artarken Türk kamuoyu neyle meşgul?

Temmuz başından beri PKK terörü ile uğraşıyoruz. Canımız fena halde yanıyor.

Ancak, terör bu günlerde adeta arka plana atıldı.

Şimdi gazeteciler arası yaşanan seviyesiz polemikler/atışmalar/tehditler (örn: Ahmet Hakan/Cem Küçük), medya patronu kurşunlamaları (Star), gazete taşlamalar (Hürriyet) ve en son bir gazeteciye yapılan açık ve hayâsız saldırı (Ahmet Hakan) başımıza tebelleş oldu.

Şimdilerde gazetecilere yapılan saldırılar ile yatıp kalkıyoruz.

Herkes birbirini suçluyor.

911 k.m.’lik sınır komşumuzda, Suriye’ye sınırı olmayan ülkeler (İran dâhil) yukarıda bahsettiğim metotlarla 'paylaşım savaşı' veriyor, biz seyrediyoruz!

Arada bir naralanıyoruz, hemen susturuyorlar.

Önümüze bizi alt-üst eden gündemler atıyorlar.

Hemen birbirimize giriyoruz. Birbirimizi suçlayıp, birbirimizle küfürleşiyoruz.

Acaba birileri yanı başımızdaki 'malı' götürürken bize 'cambaza bak!' mı çekiyor?

(Lütfen o birilerini hemen ABD, Almanya, İngiltere olarak düşünmeyin. Rusya, İran ve Suriye’yi de aklınıza getirin.)

Fenerbahçe otobüsünü kurşunlayan, Hürriyet Gazetesi’ne saldıran, Star Gazetesi patronuna silah çeken; bırakın 'planlayıcı ve azmettiricileri', 'tetikçiler' bile bulunamadı. Ahmet Hakan’a saldıran magandalar, gazete kullanılan arabanın plaka numarasını tepsi ettiği için, derdest edildi.

Ama bakalım 'planlayan ve azmettirenler' bulunacak mı? (Ben Cem Küçük veya Cem Uzan olmadığına kalıbımı basarım)

Türkiye %52 ile baş tacı ettiği kişinin düşünce seviyesinde düşünmeye mahkûm!

Bize 'cambaza bak' oyunu çekmek hiç zor değil!"

* * *

Görüldüğü gibi Ülsever de iç ve dış olayları bir bütünlük içinde ele alıyor ve bir "zihniyeti" sorguluyor.

Suriye konusunda yine dün Cengiz Çandar'ın ve Tolga Tanış'ın yazıları da daha ayrıntılı bilgiler ve çözümlemeler içeriyor.

Meraklıları onlara da bakabilir.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 14 Ocak 2019

Valid HTML 4.01 Transitional