Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

8 Aralık 2014

Karsu'nun Mektubu Üzerine Taha Akyol'un Yazısı, Karsu'nun Yanıtı ve Akyol'un İkinci Yazısı.

Sevgili okurlarım, Nurettin Karsu'nun mektubu üzerine, Cumhuriyet'teki sütunumda sekiz gün üst üste yazdığım Dersim/Tunceli yazıları büyük yankı yaptı.

Yarın bu konuda son bir yazı daha yazacağım.

Bu arada Hürriyet'te Taha Akyol, bu yazılarımın ortasında, konunun önemini vurgulayan bir eleştiri yazısı yayınladı.

Bunun üzerine Karsu, kendisine de bir mektup yolladı.

Akyol, bu mektuba bir de yanıt verdi.

Her iki yazar da gerçekten örnek bir efendilik örneği olan karşılıklı eleştirel yazışmalarında pek çok konuyu açıklığa kavuşturmaya çalıştılar.

Okurlarımın Cumhuriyet'teki yazılarımı okuduğunu varsayarak, bugün, bu iki kişi arasındaki etkileşimi alıntılamak istiyorum:

Hem benim yazdığım yazıları tamamladıkları, hem konuyu etraflıca tartıştıkları ve okurları aydınlattıkları, hem de seviyesi gittikçe düşen medyada gerçekten güzel bir tartışma örneği sergiledikleri için.

* * *

Akyol'un 3 Aralık tarihli 'Tarihte Usul' başlıklı ilk yazısı:

"DERSİM faciası konusunda Cumhuriyet gazetesinde Emre Kongar dört gün süreyle son derece ilginç yazılar yazdı.

Eski CHP milletvekili ve aslen Dersimli Alevi olan Sayın Nurettin Karsu'nun mektubunun geniş bir özetini yayınladı. Sayın Kongar, bilimadamı ihtiyatıyla, Karsu'nun her görüşüne katılmadığını da belirtti, son yazısı perşembe günü çıkacak. Elbette görüşlerde benzerlikler ve farklılıklar olabilir.

Sayın Karsu'nun duygularına saygı duyuyorum. Fakat kullandığı 'usul' ya da metodu hayli sorunlu buluyorum.

Hukuk gibi tarihçilikte ve bilimlerde de 'usul esastan önce geldiği' için bu konu üzerinde durmak istiyorum.

'OSMANLI KAFASI'

Sayın Karsu'nun, Dersim olaylarına ilişkin yorumunu dayandırdığı ön tezlerden biri şu:

'Ata'nın hastalığı sonucu Osmanlı kafalı ve önyargılı yöneticilerin iktidara gelmesiyle' Dersim'de isyan olduğu iddia edilerek bilinen feci harekât yapılmış.

Ama merhum Attilâ İlhan'a göre, tam tersi, Atatürk'ün ölümüyle İnönü döneminde 'bin yıllık tarihimiz' ve 'Selçuklu-Osmanlı' mirası inkâr edilerek topluma 'alafranga' kültür dayatılmıştı!

Bu tür büyük genellemeler yapabilmek için, iki dönemde yazılan tarih kitaplarına, müfredata, devlet adamlarının söylemlerine bakmak gerekir. Bu yöndeki araştırmalar yetersiz olduğu gibi, mevcut araştırmalar iki tezin de kurgu olduğunu gösterir.

ATATÜRK BİLİYOR MUYDU?

Sayın Karsu'nun ikinci tezine göre, Seyyid Rıza, Atatürk'e mektup yazarak cetlerinin 'Yukarı Türkistan, Horasan vilayetinden' geldiğini belirtmiş, eğer hükümet Seyyid Rıza ve aşiretinin 'hizmet ve sadakatinden şüphe' duyuyorsa, Türkistan'a göçmelerine izin verilmesini istemiş.

Fakat 'Atatürk'ün ağır hasta olduğu günlerde bununla ilgilenmesi, doğaldır ki olanaksızdı', o yüzden ilgilenememiş.

Önce, böyle bir mektup bana heyecan verir fakat belgesi nedir bilmiyorum.

Bundan başka, merhum Seyyid Rıza'nın idam tarihi 15 Kasım 1937'dir. O tarihte Atatürk hasta değildir. Hastalığına dair ilk resmi tebliğ 30 Mart 1938'de yayınlanacaktır. Hastalığına rağmen Atatürk devlet işleriyle ilgisini kesmemiş, Hatay'ın anavatana katılmasını desteklemek için 20 Mayıs'ta Mersin ve Adana'ya giderek askeri birlikleri teftiş edecektir.

29 Haziran'da Başbakan Celal Bayar, Meclis'teki konuşmasında 'Dersim'de daha fazla (askeri) kuvvet toplandığını' belirterek 'bu meseleyi 'kökünden söküp atacaklarını' söyleyecektir.

31 Temmuz'da Atatürk Dersim konusunu Mareşal Çakmak ve Başbakan Bayar'la görüşecektir.

5 Eylül'de vasiyetnamesini yazacak, ilk komadan çıktıktan sonra da, Meclis'i açış nutkunu 26 Ekim'de Celal Bayar'la müzakere edecektir.

Dersim harekâtı Atatürk'ün onayı olmadan yapılamazdı ama Atatürk'ün harekâtı yöneten Alpdoğan Paşa kadar ayrıntıları bilmemesi tabiidir.

METOT MESELESİ

Görülüyor ki, tarih öncelikle 'belge', sonra 'kronoloji' demektir; 'Belgeler'in gösterdiği tarihi olayları zihnimizdeki bir şablona değil 'kronoloji'deki yerine oturtmaktır. Yani zamanın şartları, ilgili başka olaylar, o zamanki rejimin ve siyasi kültürün niteliği vb...

Bundan sonra, yine olgular çerçevesinde elbette farklı yorumlar yapılır.

Dersim için de böyle, Yavuz Selim, Şah İsmail yahut Dünya Savaşı için de böyle.

Benim görüşüm özetle:

-Dersim'de sebepsiz yere değil fakat devletin aşırı güç kullanımıyla bir facia yapılmıştır, devlet özür dileyerek bu yarayı sarmalıdır.

-Düşünür Leon Halkin'in dediği gibi, 'Tarihçi yargıç değildir'. Tarihe aklama ya da suçlama amacıyla değil, araştırma ve anlama çabasıyla bakılmalıdır. Yorum, bundan sonraki aşamadır.

-Konu iç politika malzemesi yapılmamalı, 'tarih tarihçilere bırakılmalıdır.'

KISA KAYNAKÇA

- Büyük tarihçilerimizden merhum Prof. Zeki Veli Togan'ın 'Tarihte Usul' adlı kitabını tarih öğrencilerine, meslekten tarihçilere ve tarihe özel ilgi duyanlara tavsiye ederim. Kitapta tarihi materyalizm tartışması da vardır.

- Leon Halkin'in 'Tarih Tenkidinin Unsurları' adlı son derece değerli eserini Prof. Bahaddin Yediyıldız dilimize çevirmiştir. Türk Tarihi Kurumu tarafından yayınlandı. Tarihe ilgi duyup da okumamak olmaz.

- -Dersim konusunda bilimsel değere sahip çok sayıda yayın var. Ben üçünü size hatırlatmak istiyorum.

Mahmut Akyürekli 'Dersim Kürt Tedibi, 1937-1938', Kitabevi Yayınları.

Suat Akgül, 'Yakın Tarihimizde Dersim İsyanları ve Gerçekler', Boğaziçi Yayınları.

General İzzettin Çalışlar, 'Dersim Raporu', İletişim Yayınları."

* * *

Bu yazı üzerine, Karsu'nun Akyol'a eleştiri mektubu:

"Sayın Taha Akyol merhaba,

Hürriyet gazetesinde yayınlanan 3 Aralık 2014 tarihli 'Tarihte usul' başlıklı yazınızda, Sayın Emre Kongar tarafından Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmış olan Dersim'le ilgili yazılarımı konu etmenizden dolayı ve duygularımıza saygı gösterdiğinizden dolayı öncelikle teşekkür ederim.

Yazınıza yanıt niteliğinde olan işbu yazıma köşenizde yer verirseniz memnun olurum.

---

İlgili yazınızda; Cumhuriyet gazetesinde Sayın Emre Kongar'ın köşesinde yayınlanan yazımda, Seyit Rıza'nın yazmış olduğu mektubundan yapmış olduğum alıntı için 'Önce, böyle bir mektup bana heyecen verir fakat belgesi nedir bilmiyorum' demeniz üzerine, konu mektubun yer aldığı başlıca kitapları ve belge kaynaklarını altta bildirmekteyim.

Ayrıca, Sayın Dr. Yaşar Kalafat'ın 'Şark Meselesi Işığında Şeyh Sait Olayı' isimli kitabının (belgenin kaynağının da belirtildiği) ilgili sayfasının fotoğrafını ilişikte göndermekteyim.

... 'Şayet hükümet, hizmet ve sadakatimizden şüphe ederse âbâ ü ecdâdımızın eskiden geldikleri Yukarı Türkistan, Horasan vilayetine bütün mensubini aşiretimizle hicret etmeye himmet buyrulsun...' Seyit Rıza'nın devlete yazdığı mektuptan alıntı.

1) Şark Meselesi Işığında Şeyh Sait Olayı, Dr. Yaşar Kalafat, Boğaziçi Yayınevi

Kitabın 25. sayfasında; Seyit Rıza'nın devlete gönderdiği mektubundaki yukarıdaki sözleri yazılıdır. Arşiv kaynağı olarak: ATASE Bşk. Arşivi, Alg, 2750, D 301, F.1. gösterilmiştir.

Bilgi Notu: Yazar; 1992 yılında, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Ana Bilim Dalı'ndan 'Şark Meselesi Işığında Şeyh Sait Olayı, Karakteri, Dönemindeki İç ve Dış Olaylar' konulu çalışması ile 'bilim doktoru' ünvanını almıştır.

2) Dersim Sancağı, Prof. Dr. İbrahim Yılmazçelik, Kripto Yayınları

Kitabın 43. sayfasında; Yaşar Kalafat'ın ilgili eserine de atıf yapılarak, Seyit Rıza'nın mektubu yeralmaktadır.

3) Halkımızın Kökenleri Ve Gerçekler, Ali Tayyar Önder, Fark Yayınları

Kitabın 249. Sayfasında; Seyit Rıza'nın 'devlete yazdığı mektupta' yukarıdaki sözlerine yer verilmiştir. Kaynak belge: ATESE Arşivi, Ask. Tar. Str. Etüd Bşk'lığı, Alg 2750, D301 F.1.

---

Yazınızın 'Osmanlı Kafası' başlıklı bölümünde; konuyla ilgili yazımdan alıntı yapıldıktan sonra, 'iki dönemde yazılan tarih kitaplarına, müfredata, devlet adamlarının söylemlerine bakmak gerekir.' demişsiniz.

Önyargılı 'devlet adamları' o zamanda da ve maalesef bu zamanda da çoktur.. Ancak konuyu uzatmamak bakımından, katliamların birincil derecede sorumlularından biri olan dönemin Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın sözlerinden bir alıntı: Fevzi Çakmak ise 'Dersimlileri askere almayın, silah kullanmayı ve savaş taktiklerini öğrenirlerse bize saldırırlar' diyecektir. Fevzi Çakmak aynı zamanda, Dersimlilerin okşanmakla kazanılamayacağını, silahlı kuvvetlerin müdahalesinin Dersimli'ye daha çok etki edeceğini bildirmiştir (NTV Tarih Dergisi, Sayı 11)

Osmanlı dönemi ile ilgili belgelerle ilgili olarak ise: Osmanlı'nın, özellikle de 1500'lü yıllardan itibaren Alevi/Bektaşilerin baskı altına alınmaları ve idam fermanları için çıkardığı pek çok sayıda fetvanın yalnızca bir bölümünün listesini https://alevikutuphanesi.wordpress.com/2014/03/page/8/ internet linkinde belge başlıklarıyla görebilirsiniz.

O yüzden de zaten, Dersim cankırımına (yada sizin de yazdığınız gibi 'faciasına') önyargılarıyla neden olmuş olan bir takım devlet egemenlerine 'Osmanlı Kafalılar' demekteyiz.

---

İlgili yazımdaki, Seyit Rıza'nın mektubuna atfen 'Atatürk'ün ağır hasta olduğu günlerde bununla ilgilenmesi doğaldır ki olanaksızdı' tümcem üzerine; konu yazınızda 'merhum Seyit Rıza'nın idam tarihi 15 Kasım 1937'dir. O tarihte Atatürk hasta değildir..' demektesiniz.

Seyit Rıza'nın yazmış olduğu mektubun 1937 yılı koşullarında Atatürk'e ulaştırılıp ulaştırılmadığı bilinmemektedir. Devrin önyargılı idarecilerince mektubun ulaştırılmamış olması da olasıdır.. Ancak ilgili yazılarımın 'dönemin ağır uygulamaları-anılar ve değerlendirmeler' şeklindeki sürecini yansıtan makale akışı içinde (Seyit Rıza'nın tarihsel değeri yadsınamaz olan mektubundan da yola çıkarak) vurgulamak istediğim şudur: 1937'de hastalık/yorgunluk belirtileri ortaya çıkan, 22 Ocak 1938'de Dr. Nihat Reşat Belger tarafından siroz hastalığı teşhisi konulan ve özel doktoru Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp tarafından da aynı teşhisin paylaşılmış olduğu Atatürk, 1938 yılı boyunca ağır hastalığın pençesi altındadır. Ankara'dan ve devlet erkanından uzakta bir durumda İstanbul'da hasta yatağında tedavi görmekteyken, Dersim'de gerçekte neler olup bittiğinden haberdar olması ve olayları yönlendirmesi olanaksızdır. Kaldı ki, Atatürk'ün Alevi toplumuna karşı duyduğu yakınlığın ve Alevilerin de Atatürk'ü ve devrimlerini destekledikleri pek çok kaynakta bulunabilecek olgulardır.

Yazınızda belirttiğiniz, Atatürk'ün 'Hatay'ın anavatana katılmasını desteklemek için 20 mayıs 1938'de Adana ve Mersin'e giderek askeri birlikleri teftiş etmesi' durumu ise, sağlığının yerinde olmasından dolayı değil, ancak son bir gayretle (diğer ülkelerle masaya oturulacak olan) Hatay görüşmeleri öncesinde, sağlığıyla ilgili olarak başta Fransız basınında çıkan 'Atatürk ağır hasta' haberlerini boşa çıkarmak ve görüşmelere ülkemiz lehine moral katmak içindir.. Hatay için yaptığı seyahatten sonra Atatürk'ün hastalığı, yorgunluğundan dolayı iyice ağırlaşır. (Atatürk'ün hastalık süreci ile ilgili bilgilere pek çok kaynaktan kolayca ulaşılabilir)

Atatürk'ün ağır hastalığı sırasında ise, 29 Haziran 1938'de (sizin de yazınızda dile getirdiğiniz üzere) Başbakan Celal Bayar, Meclis'teki konuşmasında Dersim için 'bu meseleyi kökünden söküp atacaklarını' söylemektedir..

Sayın Akyol; yazınızın son tümcesinde 'tarih tarihçilere bırakılmalı' demişsiniz. Ben o dönemlerin acılarına tanık olmuş bir insan olarak, tabii ki 'tarihçi kimliği' ile değil, ancak en başta 'yaşam hakkı' olmak üzere, insan hak ve özgürlüklerinden yana kimliğimle, dönemin koşullarını, zalim uygulamaları, bunları uygulayan önyargılıların kimliklerini ve değerlendirmelerimi bir makaleyle dile getirmeye çalıştım... Makaleyi yayınlayan Sayın Emre Kongar'a ve konunun derinleşmesine katkı sağlayan size teşekkürlerimi bildiriyorum.. Bu konular açılsın, açılsın ve konuşulsun ki tarihimizle ve yaşadığımız acılarla yüzleşebilelim... Yüzleşebilelim ki, bir daha Dersim'ler, Maraş'lar, Çorum'lar, Madımaklar olmasın...

İyi günler dileklerimle ve Saygılarımla,

Müh. Nurettin Karsu (15 ve 16. Dönem Erzincan Milletvekili)"

* * *

Akyol'un, Karsu'nun yukardaki yanıtı üzerine 6 Aralık'ta yayınladığı ikinci yazısı:

"DERSİMLİ eski CHP Milletvekili Sayın Nurettin Karsu, 'Tarihte Usul' başlıklı yazıma cevaben bir açıklama gönderdi.

Mektubunda, Seyyid Rıza'nın Atatürk'e mektup gönderdiğine dair üç akademik yayını kaynak gösteriyor. Buna göre, söz konusu mektup askeri tarih arşivi ATASE'de Alg 2750, D301 F.1. dosyasında mevcuttur.

Evet bu belgeye göre Seyyid Rıza Atatürk'e şu mektubu göndermiştir:

'Şayet hükümet, hizmet ve sadakatimizden şüphe ederse âbâ vü ecdâdımızın eskiden geldikleri Yukarı Türkistan, Horasan vilayetine bütün mensubin-i aşiretimizle hicret etmeye himmet buyrulsun...'

'OSMANLI KAFASI'

Sayın Karsu, Cumhuriyet'teki yazısında, 'Ata'nın hastalığı sonucu Osmanlı kafalı ve önyargılı yöneticilerin iktidara gelmesiyle' trajik Dersim harekâtının yapıldığını yazmış, ben bu nitelemeyi yanlış bulmuştum. Karsu mektubunda şunları yazıyor:

'Önyargılı 'devlet adamları' o zamanda da ve maalesef bu zamanda da çoktur. Ancak konuyu uzatmamak bakımından, katliamların birincil derecede sorumlularından biri olan dönemin Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak, 'Dersimlileri askere almayın, silah kullanmayı ve savaş taktiklerini öğrenirlerse bize saldırırlar' diyecektir. Fevzi Çakmak aynı zamanda, Dersimlilerin okşanmakla kazanılamayacağını, silahlı kuvvetlerin müdahalesinin Dersimliye daha çok etki edeceğini bildirmiştir' (NTV Tarih Dergisi, Sayı 11)

Karsu Osmanlı tarihinde, özellikle de 1500'lü yıllardan itibaren Alevi/Bektaşilerin baskı altına alınmaları ve idam fermanlarını hatırlatıyor. Dersim harekâtı konusunda 'Biz bunu yapanlara Osmanlı kafalılar diyoruz' diye ekliyor.

ATATÜRK'ÜN HASTALIĞI

Sayın Karsu Cumhuriyet'teki yazısında 'Atatürk'ün ağır hasta olduğu günlerde' Seyit Rıza'nın mektubuyla ilgilenemediğini yazmış, ben ise Atatürk'ün 1937'de hasta olmadığını belirtmiştim. Karsu, Rıza'nın mektubunun Atatürk'e ulaşmamış olabileceğini de belirterek şöyle diyor:

'Vurgulamak istediğim şudur: 1937'de hastalık/yorgunluk belirtileri ortaya çıkan, 22 Ocak 1938'de Dr. Nihat Reşat Belger tarafından siroz hastalığı teşhisi konulan ve özel doktoru Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp tarafından da aynı teşhisin paylaşılmış olduğu Atatürk, 1938 yılı boyunca ağır hastalığın pençesi altındadır. Ankara'dan ve devlet erkânından uzakta bir durumda İstanbul'da hasta yatağında tedavi görmekteyken, Dersim'de gerçekte neler olup bittiğinden haberdar olması ve olayları yönlendirmesi olanaksızdır. Kaldı ki, Atatürk'ün Alevi toplumuna karşı duyduğu yakınlığın ve Alevilerin de Atatürk'ü ve devrimlerini destekledikleri pek çok kaynakta bulunabilecek olgulardır.'

Sayın Karsu Atatürk'ün 20 Mayıs 1938'de Mersin ve Adana'ya gitmesini ise, Hatay meselesinde 'Atatürk hasta' görüntüsünü gidermeyi amaçladığını belirtiyor.

Celal Bayar'ın 29 Haziran 1938'de Meclis'te Dersim için 'bu meseleyi kökünden söküp atacaklarını' söylemiş olduğu da bilinmektedir.

Fakat 'Tarihte usul' açısından; bütün bunlar Atatürk'ün 1937'de, hatta 1938 ortalarına kadar Dersim sorunuyla ilgilenemeyecek kadar ağır hasta olduğunun kanıtı olmaz. Ayrıntıya girmiyorum, aksine, ilgilenmiştir.

'KİMLİK' AÇISINDAN

Sayın Karsu, Cumhuriyet'teki yazısı için, 'tarihçi kimliği ile değil, ancak en başta 'yaşam hakkı' olmak üzere, insan hak ve özgürlüklerinden yana kimliğiyle' yazdığını belirtiyor. 'Dönemin koşullarını, zalim uygulamalarını, bunları uygulayan önyargılıların kimliklerini ve değerlendirmelerimi bir makaleyle dile getirmeye çalıştım.' diyor.

'Bir daha Dersim'ler, Maraş'lar, Çorum'lar, Madımak'lar olmasın' diye vurguluyor.

Ben de zaten Sayın Karsu'nun Cumhuriyet'teki yazısını bu duygularla yazdığını, buna saygı duyduğumu fakat bir de 'tarihte usul' yani metot açısından bakmak gerektiğini yazmıştım.

Sayın Karsu, duygularına saygı duyduğum için teşekkür ediyor. Sanıyorum, karmaşık bir konuya çeşitli açılardan bakılabileceği ve uygarca müzakere edilebileceği konusunda güzel bir örnek verdik.

Ben de Sayın Karsu'ya ilgisi ve zarif üslubu için teşekkür ediyorum."

* * *

Evet değerli okurlarım, böylece konu daha iyi aydınlanmış oluyor.

Nurettin Karsu'ya mektubu için, ona yanıt yollayan ve sütunumda gruplayarak özetlediğim ileti sahiplerine ilgileri için, Taha Akyol'a konuyu sütununa taşıdığı için çok teşekkür ediyorum.

Yukarda da belirttiğim gibi bu konuda yarın son bir yazı daha yazacağım.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional