Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

7 Temmuz 2014

Cumhurbaşkanlığı Seçimine Katılmanın Önemi.

Aslında cumhurbaşkanlığı seçimi maskaralığı, herkesin gözü önünde cereyan ediyor...

Bütün dünya ve Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakan olarak katıldığı, bu nedenle de eşitlik ve adalet ilkesinin açıkça ihlal edildiği seçimi ibretle seyrediyor:

Bu kadar gözlemcinin gözü önünde oynanan bu oyuna kimse seyirci kalamaz...

Bu ihlalin mutlaka bir sonucu olmalı; olacak!

* * *

Sedat Ergin, 4 Temmuz Cuma günü, seçmen aritmetiğini, "Cumhurbaşkanı seçimi ilk turda bitebilir mi?" başlığıyla yazdığı yazıda açıkça ortaya koydu:

"CUMHURBAŞKANI seçimi ikinci tura kalmadan 10 Ağustos'taki ilk turda sonuçlanabilir mi?

Soruyu şöyle de yöneltebiliriz:

Hangi faktörlerin yan yana gelmesi, 12'nci cumhurbaşkanının ilk turda seçilebileceği bir sonucu yaratabilir?

Bu sorulara, 30 Mart yerel seçimlerinin sonuçlarını veri olarak aldığımız bir çerçeve üzerinden yanıt aramaya çalışalım.

Bunun için 30 Mart sonrasındaki seçim analizlerimizde başvurduğumuz bir modeli esas alabiliriz. Bu yöntemde, A) 51 ilde 'İl Genel Meclisi' için siyasi partilere verilen oylar ile B) Kalan büyükşehir statüsündeki 30 ilde 'İlçe Belediye Meclisleri' için kullanılan oyları topluyoruz. Bu tercihimiz, 81 ilin toplamında parti aidiyeti üzerinden verilen oyları en gerçekçi yansıtan bir çerçeve olmasından kaynaklanıyor.

Bir tahmin yürütmek için 30 Mart'ın bu kriterler üzerinden yansıttığı güç dengesini baz alalım. Bu durumda sandıkta yüzde 1'in üzerine çıkmış olan partilerin aldıkları oy miktarları ve oranları -yaklaşık olarak- şöyle gözüküyor: AK Parti: 19 milyon 434 bin (% 43.3), CHP: 11 milyon 481 bin (% 25.6), MHP: 7 milyon 909 bin (% 17.6), BDP-HDP: 2 milyon 967 bin (% 6.6), SP: 1 milyon 243 bin (% 2.7), BBP: 710 bin (% 1.6)

Yerel seçimde katılım oranı yüzde 89.4 oranında gerçekleşmiştir. Yukarıdaki tabloda yüzde 1'in altında oy alan partilerin ve bağımsız adayların aldıkları oyları da dahil ettiğimizde kullanılan geçerli oyların toplamı 44 milyon 875 bine yaklaşıyor. Bu durumda yüzde 50 eşiği 22 milyon 435 bin dolayındadır.

Şimdi bir an için cumhurbaşkanı seçiminin aynı katılım oranı ve partiler arasında 30 Mart'taki sayısal güç dengesi üzerinden gerçekleştiğini varsayalım.

Bu takdirde birinci turda AK Parti adayı olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 19.4 milyon, CHP-MHP'nin ortak çatı adayı Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu 19.3 milyon ve BDP-HDP adayı Selahattin Demirtaş 2.9 milyon oy alıyor.

Görüleceği gibi, bu senaryoda birbirine oldukça yakın bir oy aralığında duran hem Erdoğan hem de İhsanoğlu, varsayımda cumhurbaşkanı seçilebilmek için gerekli yüzde 50 eşiği olan 22.4 milyon oyun üç milyon kadar altında kalıyorlar.

Bu senaryoya göre, ilk turda cumhurbaşkanı seçilmek isteyen adayın yüzde 50'ye ulaşabilmesi için ne yapıp yapıp diğer partilerden 3 milyon kadar ödünç oy alması gereklidir.

Burada Erdoğan'ın stratejisi açısından Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi'nin oyları stratejik bir önem kazanıyor. Çünkü teorik olarak bu iki partinin toplamda iki milyona yaklaşan oylarını eklediğinizde, AK Parti adayı yüzde 50 sınırına iyice yaklaşıyor ama yine de bir milyon kadar eksiği çıkıyor.

CHP-MHP ortak adayına destek verecek olan Demokrat Parti, Demokratik Sol Parti ve Bağımsız Türkiye Partisi'nin 30 Mart'taki oylarının toplamı 573 bin dolayındaydı. Bu üçlü desteğin çatı adayına etkisi, SP-BBP ikilisinin AK Parti adayına yapabileceği potansiyel katkının gerisinde kalıyor.

Görüleceği gibi, bu senaryoda ilk turda zafer açısından ek destekler de yeterli olmuyor. İşte bu noktada yurtdışından gelecek oylar aradaki farkın kapatılmasına yardımcı olabilir. Yüksek Seçim Kurulu verilerine göre, yurtdışında 2 milyon 754 bin kayıtlı seçmen var. Bunun 1 milyon 350 bini, yani yarısı Almanya'da yaşıyor.

Yüzde 50 eşiğinin çok az altında kalmış bir aday için yurtdışından kuvvetli bir desteğin gelmesi sonuç açısından belirleyici olabilir.

Tabii bu senaryodaki ihtimallerin yüzde 89.4 gibi bir katılım oranı üzerinden şekillendiğini unutmayalım. Katılım oranının düşmesi, yüzde 50 eşiğini de aşağı çekeceği için önde giden adayın işini çok kolaylaştıracaktır.

Bunu basit bir aritmetik hesapla gösterebiliriz.

Katılım oranının yüzde 89.4 olduğu ve sandıkta 44.8 milyon oyun kullanıldığı bir senaryoda yüzde 50 eşiği 22.4 milyondur.

Katılımın yüzde 78'e düştüğünü ve 39 milyon geçerli oyun kullanıldığını varsayalım. Yüzde 50 eşiği 19.5 milyona inecektir. Bu eşik hem AK Parti hem de CHP-MHP ikilisinin 30 Mart'ta sandıkta aldıkları oy miktarlarına çok yakındır.

Buradan geleceğimiz sonuç şudur: Katılım oranı, cumhurbaşkanı seçiminin ilk turunda partilerin alacağı oy miktarı kadar belirleyici olacaktır. Seçmen tabanını seferberlik ruhu içinde bir blok halinde sandığa taşıma başarısını gösteren aday ipi göğüslemede avantajlı olacaktır.

Önde giden iki adaya bakıldığında, AK Parti'nin daha organize, daha enerjik ve kuvvetli bir dayanışma ruhu içinde hareket ettiği, buna karşılık çatı adayının iki destekçisinden biri olan CHP'nin benzer bir görüntü yansıtmaktan uzak olduğu gözleniyor.

Bu gidişat değişmediği ve CHP seçmenlerinin katılımının 30 Mart'ın gerisine düşmesi halinde görünen şudur: A) SP-BBP tabanını yanına çektiği ve B) Yurtdışından da makul bir destek alabildiği takdirde, Erdoğan'ın ilk turda kazanma olasılığı yabana atılmamalıdır."

* * *

Ertesi gün Yalçın Doğan da bu konudaki genel eğilimleri ve yapılan kara propagandayı şöyle özetliyordu:

"MAKİNELİ tüfek gibi, TV'lerde ağızlardan çıkan her ses, pek azı hariç, toplum 'Tayyip Erdoğan artık Cumhurbaşkanı' bombardımanı altında. Buna bir anket ekleniyor, 'İlk turda yüzde 55'le seçilir'.

Oysa, bir başka anket daha var. Gezici Araştırma'nın yaptığı ankete göre, birinci turda,

1- Tayyip Erdoğan yüzde 47.2, Ekmeleddin İhsanoğlu yüzde 45.5, Selahattin Demirtaş yüzde 7.3. Burada çok kritik olan şu: Sandığa gitmeyenlerin oranı yüzde 17.3. Gitmeyen bu yüzde 17'nin yüzde 65'i CHP ve MHP, yüzde 25'i AKP, yüzde 10'u HDP seçmeni.

2- Buna karşılık, seçmenin büyük çoğunluğu sandığa giderse, Erdoğan yüzde 43.7'ye düşüyor, İhsanoğlu yüzde 48.9'a yükseliyor, Demirtaş'ın da oyu artıyor, yüzde 7.8. İkinci tur bir anda çok kritik.

Başka anketler de biliyorum. Hepsinde düğüm aynı. Seçime katılım oranı sonucu etkiliyor.

Desteklediği adayın kazanamayacağına inanan bir kitle var, o kitle CHP-MHP'de toplanıyor. Ve onlar çok yüksek bir oran. 'Nasıl olsa Erdoğan kazanır' diye düşünen bu kitle yanılıyor. Sandığa giderse sonucu etkileyecek ama bunu bilmiyor.

Bu kitle genellikle 10 Ağustos'ta tatilde. 'Sonuç zaten belli, şimdi kalkıp oy vermeye neden gideyim' diye düşünen bu insanlar, oy kullanmayarak Erdoğan'ın ekmeğine yağ sürüyor.

Oy kullanmayarak, Erdoğan'a oy vermiş oluyor.

Bu durumun AKP çoktan farkında. 'İlk turda yüzde 55 ile seçilir' diye bas bas bağırması bundan dolayı.

Sırf katılımı düşük tutmak için. CHP, MHP ve HDP seçmeninde 'Benim adayım seçilemez, tatilden vazgeçip oy kullanmak işe yaramaz' düşüncesini pekiştirmek için. Aynı zamanda kendi seçmenini bütünüyle sandığa çekmek için.

Hepimizin kaderi seçime katılım oranına bağlı."

* * *

Sevgili okurlarım, AKP, seçimi ilk turda alabilmek için, bir yandan "Nasıl olsa Erdoğan seçilecek" propagandasını yaparken, öte yandan da CHP ve MHP adına, ortak aday için "Yok birbirinden farkları" dezenformasyonunu körüklüyor...

Böylece hem CHP ve MHP'nin içini karıştırıyor, hem de Başbakan Erdoğan'ın ilk turda seçimini garantilemeye çalışıyor.

* * *

Oysa gerçek hiç de AKP'nin söylediği gibi değil:

Ne Erdoğan ve İhsanoğlu birbirinden farksız...

Ne de Erdoğan için ilk turda yüzde 51 garanti.

Her şey, özellikte ilk turdaki seçmen katılımına ve ikinci turda yapılacak ittifaklara bağlı.

Zaten AKP bunu bildiği için sürekli olarak bütün kanallarda ve gazetelerde, yukardaki iki propagandayı bastırıyor.

Bu propagandaları yapan veya onlara alet olan ve (siyasal partiler boykot kararı almadan) sandığı boykot etmeyi özendiren her görüş AKP'nin ekmeğine yağ sürüyor...

Kendilerine "İlerici", "Solcu", "Atatürkçü" "laik" gibi etiketler yakıştıranlar veya bu etiketler altında sahte kimliklerle kamuouyunu etkilemeye çalışanlar, sadece Recep Tayyip Erdoğan'a hizmet ediyor!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional