Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

3 Mart 2014

Dörtlü Koalisyonun ABD Ayağı Ne Diyor? Yolsuzluklar ve Demokrasiden Sapış.

2002 Seçimleriyle iktidara gelen AKP aslında dörtlü bir koalisyondu:

İçerde AKP (ki kendi içinde Milli Görüş, Amerikancı İslam, dinci sağın bir bölümü, orta sağ ve kendilerine liberal diyen maskeli bir grup koalisyonuydu) ve Fethullah Gülen Cemaati...

Dışarda ABD ve AB.

Başbakan'ın istikrarsız ve tutarsız, buram buram fırsatçılık kokan, güvenilmez iç ve dış politikası bu dörtlü koalisyonu zaman içinde zayıflattı ve sonunda çökertti.

Bir yandan AKP ve Cemaat birbiriyle kanlı bıçaklı olurken, öte yandan Erdoğan'ın demokrat olmayan gerçek yüzünü gören ABD ve AB de desteğini çekti.

Elbette bu dış desteğin çekilmesinde, Mısır ve Suriye politikalarındaki tutarsızlık ve güvenilmezlik büyük bir rol oynadı ama Türkiye'nin gittikçe AB standartlarından uzaklaşması, ülkedeki insan hakları ihlallerinin zirve yapması ve son rüşvet ve yolsuzluk konuları da çok etkili oldu.

* * *

Bu konuda Sedat Ergin, Amerika'nın son yayınladığı insan hakları raporunu 1 Mart tarihli yazısında çok iyi çözümlemişti.

Ergin, daha önceki raporlarla karşılaştırdığı için, yazısı çok anlamlı.

Tarihe kalacak bir belge olarak bu yazıyı kendisinin de izniyle aynen aşağıya alıyorum.

* * *

"ABD: 'Soruşturmada yargı hükümet etkisi altında'

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın önceki gün açıkladığı 2013 yılı insan hakları raporunun Türkiye bölümünü geçen yılki raporla karşılaştırmalı olarak okuduğumda önemli bir farklılık dikkatimi çekti.

Raporda bir konu var ki, daha önceki yıllarda olmadığı kadar kuvvetli bir vurgu ve yer kazanmış: Yolsuzluklar...

Bunun iki nedeni var. Birincisi, ABD Dışişleri'nin İnsan Haklarından Sorumlu Bakan Yardımcısı Uzra Zeya'nın raporu açıklarken belirttiği gibi, bu yıl bir yöntem değişikliği olarak 'yolsuzluk' ve 'hesap verilebilirlik' konularında eskiye kıyasla daha ayrıntılı bilgilendirme yapılmış.

Zeya, ikinci nedeni şöyle açıklıyor:

'Türkiye söz konusu olduğunda, rapor yasal haklara saygı, adalete etkili erişim ve hukukun üstünlüğü için yürütülen soruşturmalarda adli süreçlerin bağım-sızlığına dönük kaygılarımızı yansıtıyor.'

Raporu okuduğumuzda, Zeya'nın 'adli süreçlerle ilgili kaygılarını' 17 ve 25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları bağlamında kayda geçirdiğini anlıyoruz.

* * *

Metinde şunu görüyoruz: Geçen yılki raporun girişteki genel özet bölümünde yolsuzluklara hiçbir vurgu yapılmamış. Oysa bu yılki özette Türkiye'deki başlıca insan hakları sorunları sıralanırken, polisin aşırı güç kullanımı, güvenlik güçlerinin yol açtıkları ölümler gibi kategorilere bu yıl 'yolsuzluklar' da eklenmiş.

Görüleceği gibi, Obama yönetimi, Türkiye'deki yolsuzlukları artık bir 'insan hakları sorunu' olarak görüyor.

Şöyle bir ifadeye de yer veriliyor raporun girişinde: 'Dikkate değer bir nokta, kolluk kuvvetleri ve yargının yürütmenin etkisi altında olmasıdır. Hükümet 17 Aralık'taki yolsuzluk operasyonu ve bunu izleyen skandalda binlerce polis ve savcıyı başka görevlere atamıştır.'

* * *

Bir de başlı başına yolsuzluklara ayrılan bir bölüm var. Bu bölümde geçen yıl olduğu gibi 'hükümetin yolsuzlukla ilgili yasaları etkin bir şekilde uygulamadığı ve yolsuzluğa karışan bazı kamu görevlilerinin cezasızlıktan yararlandıkları' saptaması tekrarlanıyor. Ayrıca, AB'nin ilerleme raporunda 'milletvekilleri ve kamu görevlilerinin yolsuzluklar alanındaki dokunulmazlıklarının sınırlanmasında hiçbir ilerleme olmadığı' yolundaki eleştirisi aktarılıyor.

Bu bölümde Türkiye'deki son güncel gelişmelere şu şekilde yer veriliyor:

'17 Aralık 2013 tarihinde İstanbul Başsavcılığı, pek çok şüpheli hakkında rüşvet, para aklama ve kamu arazilerinin suiistimale konu olması suçlamalarıyla ilgili tutuklama tedbiri uygulamıştır. Savcı Muammer Akkaş, 25 Aralık tarihinde benzer suçlamalar üzerinden 41 kişinin tutuklanması talimatını vererek, ikinci bir soruşturma başlatmıştır. Ancak tutuklama işlemleri icra edilmemiştir. Şüphelilerin pek çoğunun AKP'nin tepe kademeleriyle ailevi ve/ya da iş bağlantıları vardır. Bunlar arasında üç bakanın oğulları, CEO'lar ve başka tanınmış yetkililer de bulunmaktadır.

Yetkili makamlar, yolsuzlukla suçlanan kişilerin soruşturulduğunu, haklarında iddianame hazırlandığını ve mahkûm edildiğini gösteren bir sicil tesis etmemiştir. Yargının yolsuzlukla ilgili davalara bakarken tarafsız davranmadığı yolunda kaygılar vardır.'

* * *

İlginçtir ki, raporun 'adil yargılanma hakkı' ile ilgili bölümünde de yolsuzluklar meselesiyle karşılaşıyoruz. Burada, hükümetin 17 Aralık soruşturmasının başlamasının ertesi günü savcıları ve 400 dolayında polisi görevden aldığı ya da başka görevlere atadığı kaydedilerek, AB'nin Genişleme Komiseri Stefan Füle'nin 27 Aralık'ta 'yargının bağımsızlığını hedef alan tehditler konusundaki kaygılarını açıkladığı' hatırlatılıyor, ayrıca adli kolluk yönetmeliğindeki değişiklikten eleştirel bir şekilde söz ediliyor.

ABD'nin raporu, 'gözlemcilere ve medyaya' atıfla 'hükümetin soruşturmaya verdiği tepkilerin, ciddi nitelikteki yolsuzluk iddialarını itibarsızlaştırmayı ve bastırmayı hedeflediğini' de belirtiyor.

* * *

ABD Dışişleri Bakanlığı raporunun, 17 Aralık sonrası süreçle ilgili olarak AK Parti hükümetine dönük kuvvetli bir eleştiri taşıdığı tartışma götürmez.

Belki de bu raporu ABD Başkanı Barack Obama'nın 19 Şubat tarihinde yaptıkları telefon görüşmesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a 'hukukun üstünlüğü' konusunda verdiği mesajla birlikte değerlendirmek daha isabetli olacaktır.

Beyaz Saray'dan aynı gün yapılan açıklamada, Obama'nın Erdoğan'a 'hukukun üstünlüğüne dayanan politikaların önemini belirttiği' vurgulanmıştı. Açıklamaya göre, Obama bu politikaların önemini dört başlıkta gerekçelendirmişti: finans piyasalarına güven vermek, öngörülebilir bir yatırım ikliminin geliştirilmesi, Türkiye ile ABD arasında ikili ilişkilerin gelişmesi ve Türkiye'nin geleceğinin yararı...

Bir ABD Başkanı, Türkiye Başbakanı'na telefonda 'hukukun üstünlüğü'nden söz etme ihtiyacını neden duyar ki?


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional