Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

10 Mart 2014

İlker Başbuğ'un Salıverilmesinden Sonra Silivri Cezaevinin Kapısında Yaptığı Konuşma.

Bir Genelkurmay Başkanı...

AKP iktidarı tarafından atanmış...

Yıllarca birlikte çalışılmış...

Cumhurbaşkanı ve Başbakanla en üst düzeyde en gizli konularda üçlü toplantılar yapmış...

Emekli olduğu zaman Üstün Hizmet Madalyası almış...

Ve "Terör örgütü kurmak ve yönetmekle" suçlanıp hapse atılıyor!

Hangi mahkeme tarafından?

Şimdi, yaptıkları hukuksuzluklardan dolayı kaldırılmış olan ve "Parelel yapının" aleti olduğu iddia edilen mahkeme tarafından.

* * *

Orgeneral İlker Başbuğ, son yıllarda Genelkurmay Başkanlığı yapmış olanlar arasında en kültürlü olanıdır.

Terör ve Atatürk konularında yazdığı kitaplar çok satanlar arasındadır.

Genelkurmay Başkanlığı sırasında verdiği demeçler, hep demokrasiden yana, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yasal sınırları içinde kalarak savunulmasına yönelik vurgularla bezenmiştir.

İşte bu komutan, 26 ay tutuklu kaldıktan sonra salıverildiği cezaevinin kapısında bir konuşma yapıyor ve hem duygularını hem de kendisine ve arkadaşlarına yapılan haksızlıkları açıklyor.

Bence Türkiye'nin yakın tarihi ve yaşanan hukuk skandalları konusunuen yetkili ağızlardan birinden aktaran ciddi bir belge.

Bu konuşmadan, Cumhuriyet'teki köşemde, dünkü yazımda söz etmiştim.

Ama önemli bir belge niteliği taşıdığı için burada tamamını yayınlıyorum.

* * *
Hepiniz sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

6 Ocak 2012 günü hatırlarsınız şöyle demiştim:

'26. Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanarak tutuklandı. Takdir Yüce türk milletini aittir.'

Aradan tam 2 sene 2 ay, 26 ay geçti toplam. Bizi cezaevinde, 26 ay, nefret ve intikam duygularıyla hareket edenler, burada tuttu.

Benim 26 ay, hayatımdan çaldılar. Beni, 26 ay hürriyetimden yoksun bıraktılar.

Yüce Türk milletine en derin şükranlarımı sunuyorum.

Bugün benim serbest bırakılmam bir başlangıçtı.

Benim gibi suçsuz bulunan arkadaşlarım da en kısa zamanda hürriyetlerine kavuşacaktır. Bu gerçekleşmez ise bugün benim serbest kalmamın, hürriyetimi kazanmamın hiçbir önemi ve anlamı olmaz.

Çünkü ben ne kadar suçsuz isem bugün geride bıraktığım Tuncer Kılınç Paşa, Hurşit Tolon Paşa, Hasan Iğsız Paşa, Tuncay Özkan, Doğu Perinçek de benim gibi suçsuzdur. Ayrıca, bugün benim serbest bırakılmamda kullanılan gerekçeler hepsi için geçerlidir. Onlar da en yakın zamanda, bu zindanlarda tutsak tutulanlar, mutlaka ve mutlaka en kısa zamanda hürriyetlerine kavuşacaktır.

Cezaevi, 26 ay... Bu da tarihin garip cilvesi midir? 26'ıncı Genelkurmay Başkanı 26 ay... Enteresan.

Cezaevi, acı, ızdırap, çile çekmektir. Ama bütün bunlara rağmen şu an içimde hiçbir şekilde nefret ve intikam duyguları taşımıyorum. Çünkü bunu duyanlar aslında kendilerini de bir felakete sürükler. Nefreti, sevgi alt eder. Biz öyle yetiştik. İçimiz sevgi dolu.

Bizim tek bir isteğimiz var, adalet. Ve bu adaletin gerçekleşmesinin elbette takipçisi olacağız.

Adalet deyince şunu demek istiyorum: Ümraniye'de bulunan bir kaç el bombasından harekete ederek sanal bir örgüt yaratmak isteyenler... Kimler bunu planladı? Eğer Türkiye tekrar bir hukuk devleti olmak istiyorsa bunu yapanlar mutlaka bulunmalıdır.

Danıştay cinayetini sanal Ergenekon terör örgütüyle birleştirmek projesi kime aittir? Teğmen Mehmet Ali'ye kumpas kuranlar belli. Bunlar cezasız mı kalacak? Asla! Mutlaka cezalandırılacak. Eğer tekrar hukuk devleti olmak istiyorsak... Hanefi Avcı daha ne kadar içeride tutulacak? İnsafsızlıktır, ayıptır.

Bunu kimler istiyor? Yeter artık.

Hurşit Tolon Paşa'yı bildiğiniz gibi, bir gizli tanığın ifadesine dayandırılarak menfur Zirve Cinayetiyle ilişkilendirmeyi planlayan, uygulayan güçler kimdir? Ne garip tesadüftür ki bu gizli tanık aynı Tuncay Güney'e benzemektedir. Bu gizli tanık kimdir? TSK'dan atılmış bir uzman çavuş. Bu da Tuncay Güney gibi bir müddet sonra Hristiyan olur, papaz olur.

Kimler oynuyor bu oyunu?

Balyoz davasında 51 numaralı harddisk'in TÜBİTAK dışında başka bir bilirkişi tarafında incelenmesi için yırtındık adeta! Niçin bunun önü kesildi? Kimler bunlar? Mutlaka bunlar bulunmalı.

İşin en vahimi bugün çeşitli arkadaşlarımız hastadır. Morale ihtiyaçları var. Ama bu hakimlerde vicdan yok. Ben bunların vicdan taşıdığına inanmıyorum. Bu hasta insanlar, morale en çok ihtiyacı olduğu zamanda içeride tutulur mu?

Vicdan yok, Allah korkunuz da mı yok.

Bugün elbette önemli bir olay yaşandı. Dün çıkarılan bir kanunla bu Özel Yetkili Mahkemeler bir çukura gömüldü. Bu Özel Yetkili Mahkemelerin çukura gömülmesi elbette Türkiye Cumhuriyeti'nin demokrasi yolunda bir adım ileri gitmesine büyük bir katkısı oldu. Büyük bir adım oldu.

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en kritik dönemlerinden birini yaşamaktadır. Özellikle, yargı alanında maalesef bütünüyle ayakta kalan bir tek kurum vardır: Anayasa Mahkemesi... Bu süreçte Anayasa Mahkemesi'nin tarihi bir hükümlülük ve sorumluluk yüklendiğinin bilincindeyim. Umuyorum ve inanıyorum ki Anayasa Mahkemesi bugüne kadar almış olduğu doğru kararlarla tarihe not düşen durumunu bu önümüzdeki zor dönemde de başarıyla sürdürerek Türkiye'nin bir an önce demokrasiye dönmesinde önemli bir rol oynayacak.

İki yanımda, bir yerde hocam Türkiye Barolar Birliği Başkanı, solumda avukatım İlkay Sezer... Onların bu süreçte bizlere sağladığı katkı için burada bütün Türk milletinin huzurunda sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Biz tek bir şey istiyoruz, adalet istiyoruz. Bu adaletin gerçekleşmesi için görev başında nasıl mücadele ettiysem dışarıda da aynı şekilde mücadeleme devam edeceğim. Ta ki son arkadaşa buradan çıkıncaya kadar.

* * *

Aslında bu konuşma, "Silivri Edebiyatı" diye nitelendirilen, belge ve anı niteliğindeki kitaplara önemli bir katkı malzemesi...

İlerde bu dönemi irdeleyenler için ilginç bir belge:

Başbuğ, kendisi ve kendi durumunda olanlar için adalet istiyor, hukuk kurallarının uygulanmasını istiyor.

Bir komploya kurban edildiklerini ve bunu yapanların bilindiğini vurguluyor...

Kin yerine sevgiyi öne çıkarıyor...

Komployu kuran ve uygulayanların hukuk devleti kavramı içinde mutlaka sorumlu tutulmalarını istiyor...

Hasta tutuklulara özellikle gönderme yapıyor...

Hukuk, adalet, vicdan ve Allah korkusunu dile getirerek Silivri yargıçlarını itham ediyor...

Kendi durumunda olan arkadaşları için dışarda da mücadeleye devam edeceğini söylüyor.

Nitekim, salıverildiğinin ertesi günü Balyoz sanıklarının yakınlarının düzenlediği eyleme ve bu konuda yazılmış kitapların toplu imza gününe katılarak, bu dediğini eylemleriyle de destekliyor.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 17 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional