Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

27 Mayıs 2013

Gençlere Ben Güveniyorum Ama Halk Gittikçe Güvenini Yitiriyor Galiba!

Abbas Güçlü ile "Genç Bakış" programı için 22 Mayıs Çarşamba gecesi, Kocaeli Üniversitesi'ne gittik.

Bu toplantıdaki izlenimlerimi Cumhuriyet'teki köşemde Cuma günü "Gençler Öfkeli" başlığı ile yazdım; merak edenler bu sitenin "Aydınlanma" bölümüne gidip 24 Mayıs tarihli makaleye bakabilir.

Yazımı "Gençlere güvenimi ve inancımı sürdürmekte haklı olduğumu düşünüyorum!" diyerek bitirmiştim.

Bugün bu yargıma katılmayanlar olduğunu belirtmek istiyorum ama önce konuşmam için bir başka kaynağa daha işaret etmeliyim:

Benim yazımla aynı gün Abbas Güçlü de sorulara verdiğim yanıtların bütünsel bir özetini Milliyet'te kendi köşesinde verdi.

Oldukça güzel ve toparlayıcı olan bu özeti aşağıya aynen alıyorum.

* * *
"Şiddet, şiddetle besleniyor

Prof. Dr. Emre Kongar, önceki gece Genç Bakış'ta konuğumuzdu. Türkiye'de ve dünyada giderek artan şiddet olaylarının sosyolojik değerlendirmesini yaptı. Çarpıcı analizler getirdi. İşte Kocaeli Üniversitesi'nde gerçekleşen programdan satır başları:

Futboldaki şiddet!

- Şiddete bakmak için Türkiye'nin yapısındaki çok önemli bir çelişkiye bakmak lazım. Türkiye şu anda insanlık tarihinin üç halini birlikte yaşıyor. Tarım devrimi dönemi, endüstri devrimi dönemi ve bilişim dönemi. Bir insanı hem çocuk hem genç hem yaşlı yaptığınız zaman, o insan nasıl fıttırırsa, Türkiye de o şekilde bir fıttırma durumunda.

- Türkiye'de her konu kuralla, barışla, uygarlıkla tartışarak değil, itiş kakışla, kaba kuvvetle, susturarak, döverek halledilmeye çalışılıyor. Türkiye'deki ailelerin 3'te 2'sinde çocuklar, yarısında da kadın olan eşler şiddet görüyor. Dayakla büyüyen, büyüdüğünde, dayak yemeden laf anlamıyor veya birine bir şey anlatmak istediği zaman adam gibi anlatmıyor, döverek veya zor kullanarak anlatıyor. Aileden böyle görmüş. Korkunç bir şey.

- Futbol şiddetinde maalesef kulüplerin de parmağının olduğu bir taraftar şiddeti, bir maganda şiddeti söz konusu. Bütün kulüpler, maçlarında bedava bilet dağıtır. Önce bütün futbol takımlarının bu bedava biletle beslenen amigoluk ve amigolukla beslenen şiddete dur demesi lazım.

Nasıl önlenir?

- Şiddet siyasette de egemendir ailede de futbolda da üniversitede. Şiddetten kurtulmamız, herkesin inancına ve düşüncesine, kendi inanç ve düşüncemize istediğimiz saygıyı göstermemizle olacaktır. Bunun başka yolu yoktur. Ailede, ülkede huzurun sırrı da, kalkınmanın sırrı da uygarlığın sırrı da burada.

- Reyhanlı'da patlayan bombalar Türkiye'nin hiç de üzerine vazife olmayan Suriye'deki olaylara müdahaleci olmasından dolayı patlamıştır. Suriye'nin iç savaşı geldi bize bulaştı Reyhanlı'da.

- Seçmen uluslararası veya ulusal olaylara göre tavır belirleyen bir seçmen değil, iktidara oy veren bir seçmen. İktidar ne derse onu destekliyor. Söyledikleri birbirinin tersi olsa da. Seçmen eğer iktidar ya da muhalefette eğer bir lidere ve partiye inanmışsa seçmen birbiriyle çelişen eylem ve söylemlerine uzun süre müsamaha ediyor. Bu siyasal davranış biçimini gözden kaçırırsak hiçbir şey anlayamayız.

Akil insanlar!

- Akil İnsanlarla ilgili bana teklif gelmedi. Gelseydi kabul etmezdim. Akil insanlar meselesi, Kürt sorunu ya da PKK sorunu için oluşturulmuş bir görev. Barış süreci deniyor denen soruna ilişkin çözümü halka anlatmak veya o çözüme halkın ne tepki verdiğini öğrenmek. Barış süreci nedir? Nereyle savaştayız ne barışı? Benim anlayışımla demokrasi ve insan hakları denen bir sorunun çözümü için oluşturulan bir süreç bu. Böyle bir süreç varsa bu süreci oluşturanlar anlatsın

- 30 yıldır terör yapan, cinayet işleyen bir örgütün üyelerine terörist denmeyecek aktivist denecek. Tamam eğer eyleme son veriyorsa bu dahi olabilir. Müzakere de konuşulabilir. Ama o ülkede aynı anda birtakım yazarlar, çizerler, profesörler, subaylar, ordu komutanları, çok tartışmalı delillere dayalı olarak 4-5 yıl gibi tutukluluklarla yargılanıyor ve adalet konusunda ciddi sorunlar yaşanıyorsa, kimse kusura bakmasın ben ülkemde olup bitenlere demokrasi ve insan hakları çerçevesinde bakarım ve bu ne iştir diye de sorarım.

Kim bölücü?

- Demokratikleşme ve insan hakları etnik bazda, din ve mezhep bazında olmaz. Kürt, Türk bazında olmaz. Demokrasi ve insan hakları insanlık bazında olur. Her kim ki herhangi bir mezhebi veya dini veya ırkı öne çıkararak hak istiyor, onun sonu kana ve savaşa gider. İnsan haklarına, eşitliğe, kardeşliğe gitmez.

- Bütün birleştirici kimlikler aynı zamanda bölücüdür. Kendi dışındakilere bölücüdür. Kimlik siyaseti yaptığınız vakit, kaçınılmaz olarak bölücülüğe düşersiniz. İnsanlık siyaseti yapacaksınız.

- Dünyada ve Türkiye'de olup biten her şeyin sorumlusu Amerika değil. Böyle düşünmek kendimize hakarettir. Amerika tabii ki dünyada çok etkili ama bizim de elimiz armut toplamıyor. Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının da bir iradesi bir kültürü var. Eğer Amerika her şeye hakim olsaydı İran'da Humeyni başa gelemezdi, Mısır'da Amerika'nın adamı olan Mübarek iktidarı değişmezdi.

- Dünyada çeşitli siyasal yapıları etkilemeye çalışan çeşitli örgütlenmeler vardır ama bütün dünyadaki pislikler Amerika'nın, Yahudilerin, Masonların, Müslüman teröristlerin yaptıklarıdır gibi şeyler yanlıştır, doğru çözümler bulunmasını da engeller.

Özetin özeti: Şiddetten kurtulmanın yolu onu besleyen kaynakları yok etmektir..."

* * *

Şimdi Cumhuriyet'teki yazım üzerine okurlardan gelen olumsuz tepkilerden iki örneği sizle paylaşmak istiyorum, çünkü bunlar, okurlarımın gençlik konusundaki iyimserliğime katılmadıklarını gösteriyor:

Önce gençlerimizin içinde bulunduğu genel ortama ilişkin bir gözlemle başlayalım:

* * *
"Sayın Emre Kongar,

Sizler; insana, canlıya saygılı kişiler, ve sizlerden nefes alma, el alma olanağına varmış insanlarla konferanslarda, köşe yazılarında, kitaplarla birbirinizi ağırlarken ötedeki yetmiş dört milyon kişiyi kimler, nasıl ağırlıyor biliyor musunuz?

Elbette biliyorsunuzdur! Gene de bugünkü yazınızın ilk paragrafını okuyup heyecanla bu yazıya başladım.

Sizlere, kitaplarınıza, söyleşilerinize ulaşamayan o milyonlar iktidara karar veriyor. Bu milyonlar içinde çırpınan yüzlerce, belki binlerce kişi desteklenmedikleri, seslerini duyuramadıkları, sizlere ulaşamadıkları için boğuluyor, yutuluyorlar. Bunlar için yeterince açık kapınız, ya da uzanıp tutacak eliniz, onları aydınlatacak araçlarınız olmadığından ya pes ediyor ya da çevre yönlendirmesine katılıyorlar.

Kitapçılarda rengarenk, son teknolojilere göre üretilmiş, içeriği bin beş yüz yıl öncesine dayanan kitaplar, yap-bozlar,oyuncaklar. Mahallelerde koro çalışmaları. İlahiler herkesin ağzında. Biz seksen yıldır 'Çıktık açık alınla...'dan başka bir şey koyamadık ortaya. Ha, bir de 'Sarı saçlım, mavi gözlüm..' var. Atatürk'ü saçından, gözünden öteye tanıyamadık, tanıtamadık.

Mevlutlarda yapılan konuşmalar, dağıtılan kitaplar, düzenlenen inanç turları, belli inançlarda kişilerin ölüm yıldönümlerinde Türkiye'nin dört bucağında, köylerinde binlerce kişiyi toplayarak etli pilav, ayran, helva eşliğinde yapılan konuşmalar, dağıtılan kitaplar, bir önceki toplantıyla ilgili sorular ve bir sonraki toplantının yeri insanları bir araya getiriyor. Yüz dönüm ve altındaki arazilerde çalışan insanlar her yıl "Bu sene olacak." Umuduyla düzenli çalışıyorlar ve çocuklarının tarım dışında ekmek kazanabilmeleri için uğraşıyorlar. Vaatlere kanıyorlar. Sünnet ve düğün tek eğlenceleri. Bu yemekli gövde gösterileri, anlamadıkları Arapça sözler ve ilahilerle göbekten bağlanıyorlar birbirlerine. Köyler içinde gelişen bu anlayış orada da muhtarları belirliyor.

Anaokul, ilkokul öğrencileri, anneler Kuran kurslarında ARAPÇA Kuran okumayı öğreniyorlar. Dinimizin hiçbir güzel öğretisine bulaşmayan, anlamadan okumayı öğrettiğimiz bu insanlardan beklentimiz diğer okumalarında da anlamadan okumayı öğrenmeleri olmasın. Okul sınavlarımız bilgiyi özümsemiş, kafasında bir sentez oluşturmuş insanlara değil ezberlediği bilgiyi olduğu gibi aktaran öğrencilere prim veriyor. Köylerde çocuklarla ilgili hiçbir gelişme olanağı yok. Üç -altı yaş için kurulu plastik oyuncaklı parklarda on iki yaşa kadar çocuklar eğlenmeye çalışıyor. Sigara, alkol, taciz alışkanlığı ilkokullarda çok yaygın.Gençliğimizde lise, üniversitelerde öğrencilerin göğüs ceplerinde sigara bir madalya gibi taşınırdı. Şimdi gerektiğinde gösterilen cep çakıları, bıçakları moda.

Öğretmenler on sekiz saat ders artı nöbetlerini iki günde bitirip geri günlerde serbest bırakılmaktan bir gocunma hissetmiyor, bunu sorgulamıyorlar. Çünkü ne yazık ki büyük bir öğretmen kitlesi yetersiz konu bilgili, yetersiz eğitim psikolojisi bilgili ve öğretimi amaçlamış çalışan değiller.

Geçenlerde bir televizyon anketinde bir kişiye, 'Piramitler İstanbul'dan kaçırılmış, ne dersiniz?' dediklerinde, 'Yanlış. Antikalarımız kaçırılmamalı. Her halde deniz yoluyla kaçırmışlardır.' cevabına anketçi mesleğini sorunca cevap, 'Tarih öğretmeniyim.' olmuştu.

Sayın Kongar, ihmal ettiğimiz milyonlarca kişi de diğerleri gibi insanca yaşamı hak ediyor. Kahvelere daha büyük puntolarla basılmış, siyasetten çok tarımı, tarım ürünlerinin değerlendirilme konularını, tarımsal kredi biçimlerini, çocuk eğitimi olanaklarını, halk sanatlarının nasıl değerlendirilebileceği konularını işleyen broşürler dağıtılsa, okullara çağdaş eğitimi gösteren filmler oynatma olanağı verilse, muhtarlarla köylerini, mahallelerini geliştirecek konuşmalara girişilse, teknolojik gelişmelerden bahsedilse ne güzel olur. Türkan Saylan sadece kızların eğitimine yönelerek bu konuda bir çığır açtı. Bir çok dernek de kendi başlarına tüm sorunları halletmek yerine tek bir konuya odaklansalar sanırım çok daha başarılı olurlar.

Kitaplarınız, konuşmalarınız , yazılarınız pek çok kişiyi aydınlatıyor. Sağ olun, var olun. Ancak ülkemizin daha çok kişinin bilinçli ve gönüllü çalışmasına gereksinimi var.

Saygı ve sevgilerimle

R. K."

* * *

Asıl sert eleştiri ise şu mektupta ortaya çıkıyordu:

"Sayın hocam ben senin kadar iyimser değilim.

Her şeyin farkında olan profili çizen bu gençler menfaati görünce 90 derece dönüyorlar.

İspatı çok:

Nerde o eski tüfekler?

Cevap vereyim:

Akil insan oldular ya da o yörüngedeler.

Yalan mı!

İyi hafta sonları.

M. G."

* * *

Her iki mektupta da ortaya konulan gözlem ve yargılar hiç kuşkusuz bir takım gerçekleri yansıtıyor...

Ama belki hoca, belki de iflah olmaz bir iyimser olduğum için, ben umudumu koruyorum gençler için...

Onları dışlamayalım tam tersine kucaklayalım!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional