Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

1 Nisan 2013

ABD, Atatürk'ü Yeniden mi Keşfediyor?

ABD Başkanı Demokrat Obama'nın, ikinci döneme başladığında bir Cumhuriyetçi'yi, Chuck Hagel'i Savunma Bakanı olarak ataması sadece ABD'nin iç politikası ve Başkanlık ile Kongre arasındaki dengeler bakımından değil Türkiye bakımından da önemli.

Chuck Hagel, bir Atatürk hayranı ve her vesileyle bunu dile getiriyor.

Olayı sadece Türkiye'nin, ABD'nin Ortadoğu politikasında kullanacağı bir müttefiki olması açısından görmek olanaklı elbette.

Ama Türkiye'nin hızla laik ve demokratik düzenden bir Ilımlı İslam (demokrasiyi bir araç olarak kullanan, Amerikancı İslam) düzenine, Batı'dan Ortadoğu'ya kaymakta olduğu düşünülürse bu atamanın bazı yan sonuçlarının olabileceği de akla gelebilir.

Bu konuda hem haber hem de yorum açısından çok güzel bir yazıya rastladım dün:

Hürriyet'in Washington temsilci Tolga Tanış çok ilginç bir makale yazdı.

Benim bugüne kadar dile getirdiğim ve savunduğum pek çok gerçeği ve görüş açısını hem haber hem de yorum açılarından destekleyen bir yazı bu.

Bu nedenle hem okurlarımı bilgilendirmek, hem da Tanış'ın ilginç perspektifinden haberdar edebilmek için, kendisinden izin alarak, yazının tümünü aşağıya alıyorum...

Yazıya ayrıca basın ahlâkı, moda deyimiyle "medya etiği" açısından da bakmak olanaklı:

Tanış sansasyonun değil, gerçeğe uygun haberin ve bilginin peşinde; kendisinin sansasyonel olabilecek bir haberini öldürmek bahasına gerçeği arıyor ve elde ettiği sonuçları okurlarıyla paylaşıyor!

"Atatürk mü, Müslüman Kardeşler mi?

Bir tarafın tutuculuklarına Atatürk'ü alet etmeyi bırakma, diğerlerinin de Atatürk'e itibarını iade etme vakti gelmedi mi?

Washington'da bir masanın etrafında 50 kişilik bir grubuz. Ortadoğu'nun yakın döneme kadar önemli liderlerinden birini dinliyoruz. Ülkesinin Arap Baharı'nı nasıl gördüğünü, bölgenin nasıl kalkınacağını anlatıyor.

Konuştu uzun uzun... Soru faslına geçildi. Özellikle Körfez ülkelerinin ne kadar çok parası olduğundan, nasıl büyük eğitim yatırımları yaptıklarından bahsetmeye başladı. Sonunda ben de el kaldırdım. İçerisi think tank'çi, stratejist, diplomat dolu. Ki birçoğu 'Bitse de rapor edecek bir şey olmadan gitsek' diye bekliyor muhtemelen.

Neyse... 'Buyrun' dedi moderatör. Ben de teşekkür ettim. 'Çok kısaca Türkiye'yi nasıl gördüğünüzü de öğrenebilir miyim?' dedim. O ana kadar hiç bahsetmemesine şaşırdım hem. Hem de bir yandan hikâye lazım. Yiyip içip sırdaş olup kalkacak değilim.

Anlatmaya başladı. 'Atatürk'ün kurduğu modern cumhuriyet', 'İçinde İslamcıları eriten seküler sistem', 'Bölgenin güçlü ülkesi...' Güzel şeyler söylüyor. Ben de dürüst konuşayım. Biraz da bunları anlatır diye düşünerek sormuştum zaten. İyi haber için.

Ama sorun...

Bir süre sonra AK Parti'den bahsetmeye başladı. Ama AK Parti demiyor. 'Müslüman Kardeşler' diyor. 'Müslüman Kardeşler Türkiye'de şunu başardı, bunu yaptı.' Gaf desen... Bir değil, iki değil, üç değil. Müslüman Kardeşler aşağı Müslüman Kardeşler yukarı...

Hiçbir şey demedim. Salondakilerden de ses çıkmadı. Öylece kapandı oturum.

Yapabilirsiniz tabii. 'Şu önde gelen kritik ülkenin lideri AK Parti'ye 'Müslüman Kardeşler' dedi' diye yazdınız mı tamam. Ama yine de sormam lazım. Adını mı unuttu? Başka bir şey mi var? Çünkü dediğim gibi aslında güzel şeyler söylüyor. Ama söylediği tam diplomatik sorun sebebi.

Yanına gittim. Durumu anlatıp acaba adı mı aklına gelmedi diye 'Bir düzeltme yapmak ister misiniz?' dedim.

Yanımızda da Al Arabiya'dan biri duruyor. 'Bence mutlaka düzeltin' dedi lidere.

Lider de bana dönüp, 'Evet, lütfen Müslüman Kardeşler dediğimi yazmayın. Sorduğunuz için teşekkürler' dedi. 'Ama' dedi sonra, 'unutmayın, öyle olmasalar bile yakınlar.'

Belki kendi elimle hikâyeyi öldürdüm. Ama en azından bu haliyle anlatabilirim. Ve bu haliyle bile önemli olduğunu düşünüyorum. Şundan:

Ortadoğu'ya damga vurmuş üç liderin, ölümlerinden sonra onların yerine geçen üç çocuğu da yakın döneme kadar Başbakan Erdoğan'a çok yakındı. 'Protégé' denir. Erdoğan'ın (59) kolladığı, yaşının da etkisiyle abilik yaptığı protégé'leriydi belki bu çocuklar. Babasını 2000'de kaybedince Suriye'nin başına geçen Beşar Esad (48). Kral Hüseyin 1999'da ölünce Ürdün'ü devralan Kral Abdullah (51). Ve babasını 2005'te bir suikastta kaybeden eski Lübnan Başbakanı Saad Hariri (43).

TÜRKİYE NE KAZANDI?

Ama Arap Baharı'ndan sonra her şey tersyüz oldu. Önce ilk hayal kırıklığını Suriye'de yaşadı Başbakan. Esad bildiğini okudu. Sonra Atatürk'e gözyaşı döken Abdullah çark etti. Ve geriye bir tek Saad kaldı. O da şimdilik.

Sorum şu: Elbette kimse Suriye'de yaşanan vahşetten sonra Esad'ı savunacak değil. Ya da bir krallık hiçbir zaman yaşadığımız çağın akıl öğreteni olacak değil. Ama en hafif şekliyle söylersem, son iki yıldır perçinlenen bu Müslüman Kardeşler algısı Türkiye'ye ne kattı? Bu kutuplaşmada Türkiye bundan ne kazandı?

Hafta içi Amerikan Savunma Bakanı'na Atatürk hakkındaki soruyu sorduğumda gözleri parladı birden. Cevap verdikten sonra sorduğum için teşekkür ettiği yetmedi. Sorunun sonunda sözü yanındaki Dempsey'ye bıraktıktan sonra da bana bakıp kafasını salladı. Diyeceğim... Dünyanın en büyük devrimlerinden birini yapmış bir adam yıllar yılı nasıl statükonun elinde hapsolmuş aklım almıyor ama... Artık Türkiye'nin kalkınmasının 10 yıl önce değil, bu cumhuriyetin ilkeleri konulduğunda başladığını söylemenin zamanı gelmedi mi? Bu gelişmeyi o cumhuriyetin yetiştirdiği beyinlerin başardığını kabul etme vakti değil mi? Müslüman Kardeşler meselesi biraz fazla ileri gitmedi mi?

İki taraf için de söylüyorum. Artık insanların tutuculuklarına Atatürk'ü alet etmeyi bırakması, diğerlerinin de Atatürk'e itibarını iade etmesi gerekmiyor mu?"


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 10 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional