Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

9 Temmuz 2012

Mahremiyete Tecavüz Unutuldu Mu?

Kürtaj ve sezaryen tartışmaları Uludere faciasını unutturdu...

Suriye krizi ve üstüne gelen Silivri davalarındaki tahliye sorunu da kürtaj ve sezaryen tartışmalarını izleyen "mahremiyete tecavüz" olaylarını unutturacak mı?

Aslında "unutulan" bir şey yok...

Tartışılan konular sadece gündemden düşüyor, o kadar!

AKP iktidarı gündem değiştirmekte son derece mahir:

Bir konuda başı belaya girince, derhal tartışılacak bir başka konu icat ediyor...

Ama konular toplumun, kamuoyunun gündeminden düşse de belleğine kazınıyor.

Bugün on, yirmi, otuz hatta seksen yıl önceki olayları nasıl gündeme getirip tartışıyor ve hesap soruyorsak ilerde de bu konuların yeniden gündeme geleceğinden ve çok, hem de çok tartışılacağından ve hesap sorulacağından hiç kuşkunuz olmasın.

* * *

Aslında ister Uludere'yi unutturmak için olsun, ister başka bir nedenle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kürtaj ve sezaryen konularını gündeme getirmesi iyi oldu:

Resmi makamların çeşitli yollarla aile mahremiyetine, insanların cinsel yaşamına kadar nasıl müdahale ettiği ortaya çıktı.

Olay kürtaj üzerinden kadın hakları, doğum kontrolü, aile planlaması, insan hakları bağlamına kadar genişledi...

Kadınlar, haklarına sahip çıktılar ve uyumadıklarını gösterdiler.

Sezaryen konusu ise, AKP'nin yanlış sağlık politikalarının temelini oluşturan "performans sistemini" tartışmaya açtığı ve yarattığı sorunları gündeme getirdiği için yararlı oldu.

Tartışmalar ve ortaya dökülen bilgiler bunlarla da kalmadı:

Laboratuarların hamilelik testi yapanların kayıtlarını Sağlık Bakanlığı'na ve aile hekimlerine bildirdikleri, bunların da aileleri aradığı ortaya çıktı.

Çeşitli açıklamalara karşın, bir türlü tam yalanlanamayan bu haber, tam tersine bazı ifadelerle ve resmi demeçlerle teyit edildi.

Derken ikinci bir haber daha patladı:

Eczaneler de doğum kontrolü ilaçları alanların kayıtlarını resmi makamlara bildiriyordu.

Pek doğal olarak bu "mahremiyeti fişleme" girişiminin alt yapısı da hazırlanmıştı:

Elektronik reçete, aile hekimliği ve benzeri uygulamalar bu fişlemelerin ve "mahremiyete tecavüzün" temelini oluşturuyordu.

Şimdi Suriye krizi ve Silivri davaları nedeniyle bu tartışmalar küllenmiş gibi görünüyor...

Ama bu durum kimseyi aldatmasın...Olay bütün ciddiyetiyle önemini ve vahametini koruyor.

Aşağıda alıntıladığım İsmet Berkan'ın Hürriyet'te çıkan 29 Haziran 2012 tarihli yazısı sadece bir örnek...

Bireylerin ve toplumun bunları unutacağını sanmak aymazlıktan başka bir şey değildir:

* * *
"Özel hayatın dokunulmazlığı sözde Anayasa emri ama...

ANAYASAMIZIN 20. maddesi şöyle başlıyor: 'Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.'

Aynı Anayasa'mızın 11. maddesi ise şöyle: 'Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.'

Sizin sağlığınız veya hastalığınız, sizin hamileliğiniz veya hamilelikten korunmak/istenmeyen hamileliği sonlandırmak için yaptıklarınız da özel hayatınızdır.

Ama bakın, meğer taa 1980'de çıkmış bir kanunumuz varmış; hastaneleri, labaratuvarları gebelik testi pozitif çıkan kadınların isimlerini Sağlık Bakanlığı'na vermeye mecbur tutan.

Bu kanunun başta yazdığım Anayasa hükümlerine aykırı olduğuna kuşku yok.

Devam edelim.

Sağlık Bakanlığı, doğal olarak Türkiye'de sağlıklı hamilelikler yaşanması, bebek ölümlerinin azalması, doğumların hastane ortamında yapılması için aktif tedbirler alıyor. Onların işi bu ve açıkçası işleri iyi yaptıkları da istatistiklere yansıyor zaten.

Ancak anlaşılan bakanlık bu 'aktif tedbir' işini biraz abartmış durumda. Anayasaya aykırı olduğunu iddia ettiğim yasanın da yardımıyla bakanlık içinde GEBESİS adı verilen bir bilgisayara dayalı veri merkezi oluşturulmuş. Türkiye'nin dört bir yanından gebelik testi sonuçları bu sisteme giriyor. Yani bakanlık, kim gebe biliyor.

Ardından bu gebeler, gebelerin bağlı bulunduğu Aile Hekimleri'ne bildiriliyor.

Son skandal işgüzar bir aile hekiminin gebenin babasına mesaj atması yüzünden ortaya çıktı. Aslında iyi ki de çıktı. Yoksa arkadaki bu dehşetengiz yapıyı bilmeyecektik.

Gebeliklerin sağlıklı yaşanması için 'aktif tedbir' almak, gebeyi kolundan tutup doktora götürmek midir, yoksa insanlara gebelik dönemiyle ilgili bilinçlendirici eğitim vermek midir?

Biz 'aktif tedbir' meselesini bir hayli abartmış durumdayız. Bu da totaliter ülkelerin bile akıl edemediği yöntemlerle yapılmış, insanları tek tek kayda alıp onları gebedir-değildir diye fişlemekle yapılmış.

Seveyim, toplum için iyi bir şey yapayım derken boğarak öldürmek tam böyle bir şey.

O bilgilerin güvenliğinden kimse yüzde 100 emin olamaz. Yanlış olan, o bilgileri elde tutmak.

Devlet CRM yapar mı? Maalesef yapıyor...

AİLE Hekimi sistemi çok iyi bir sistem. Bakanlık da bunu oturtmaya çalışıyor. Ama bu zorlama değil gönüllü bir sistem olmalı. Hastanın gönüllülüğü esas olmalı. Hastalar Aile Hekimi'ne zorlanmamalı.

Bizim kızımız 2010 Ağustos ayında doğdu. Benim ihmalkarlığım yüzünden nüfusa kaydı Ekim ayını buldu.

Nüfusa kaydın üstünden üç gün geçmemişti ki, bizden sorumlu aile hekimi ev telefonumuzdan aradı. Ben, hekimin ev telefonumuzu biliyor olmasından ötürü dehşete kapıldım bir kere; çünkü kendisini hiç görmemiş, ona kaydolmamıştım bile.

Hadi bu dehşetengiz özel hayat ihlalini bir kenara bırakıp devam edeyim. Hekim telefonda bebeğimiz için bizi kutladıktan sonra, 'Kontrola ve aşılamaya getirin' dedi, emreder bir tonda.

Biz de kendi çocuk doktorumuz olduğunu, aşılarının orada yapıldığını söyledik. Hemen doktorun ismini sordu.

Herhalde aşıları takip için soruyorlar diye düşündüm, verdim. Birkaç hafta sonra çocuk doktorumuza bebeğimizi götürdüğümde, aile hekiminin bebeğimizle ilgili bütün bilgileri aldığını öğrendim.

Sonra bir kez daha evimizi aradı aile hekimi. Bu kez tersledim.

Neden sonra öğrendim, aslında aile hekimine gitsem bebeğimizin temel bazı sağlık harcamaları çok daha aza, hatta bedavaya gelecekti bize ama bu tavır yüzünden ben tepki gösterdim, bedelini de ödedim.

Benim için (ve elbette bütün vatandaşlar için) son derece iyi olan, iyi sonuçları olacak bir uygulamanın benim özel hayatımı tehdit ederek gündeme gelmesi bu tepkime neden oldu.

Bunu da sonradan öğrendim: Aile hekimi de, performansına göre ücret alıyordu ve kendini pek de uygun olmayan biçimde pazarlayarak performans arttırmaya çalışıyordu aslında.

Kısacası devlet eliyle ve devlete emanet olması gereken bilgiler yoluyla CRM adı verilen pazarlama yöntemi uygulanıyordu.

Anayasa emirlerini hiçe sayan devlet.

BU köşenin okurları hatırlayacak, TC Kimlik Numarası uygulamasının özel hayatımızı tehdit eden yönlerini ara ara yazıyorum.

Aslında evli olmadan hamile kalan ve bu durum da babasına haber verilen genç kızın başına gelenler TC Kimlik Numarası'nın varlığının doğurduğu kötü sonuçlardan sadece biri.

Kızımı nüfusa kaydettiriyorum, onun bir TC Kimlik Numarası oluyor. Numara oluşur oluşmaz bilgi aile hekiminin bilgisayarına gidiyor. Aile hekimi o numarayla baktığında, benim ailemin ev adresini ve ev telefonumuzu karşısında görüyor. Ve alıyor telefonu eline bizi arıyor. Yaptığının feci bir özel hayat ihlali olduğu aklına bile gelmiyor. Aynen hamile kızın babasına SMS atılırken de bu ihlalin akla gelmediği gibi.

Çünkü mesele, bu fişleme bilgilerinin Sağlık Ocağı'ndaki hemşireden ve doktordan Noter'deki katibeye, polis memurundan tapudaki görevliye, herhangi bir avukattan kargo şirketi çalışanına kadar herkese açık olmasından kaynaklanıyor.

Açık açık söylüyorum: Devletin yaptığı fişlemedir. Hepimizin adresini bilmeleri fişlemedir. Fişlemenin kendisi zaten vahim bir durum.

Ama daha da vahimi bu fişleme bilgilerinin neredeyse herkese açık olması, her isteyenin TC Kimlik Numaranızı bilmesi halinde sizin hakkınızda her şeyi öğrenebilmesidir.

Bundan daha vahim bir özel hayat ihlali olabilir mi?

Anayasayı hiçe sayan bir devletimiz var, ey ahali."

* * *

Berkan'ın yazısı olayın bütün rezaletini ortaya döküyor...

Bunun zaman içinde unutulacağını ya da üstünün örtüleceğini sanmak büyük bir safdillik...

Çünkü arkasında anayasa ihlaline kadar giden ve bugün de lanetlenen fişleme uygulaması ve "mahremiyete tecavüz" var!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 17 Aralık 2018

Valid HTML 4.01 Transitional