|
Kitaplar Sürekli Yazılar Kitap Söyleşileri Yazılanlar |
AYDINLANMA EMRE KONGAR AHLÂK ÜZERİNE İKİ FELSEFE SORUSU
İnsanın da öteki hayvanlar gibi doğuştan, birtakım yönsemeleri, iç güdüleri vardır. Korkulu yerlerden kaçması, beslenmesi, üremesi, yavrularını koruması; özetle, yaşamak istemesi hakkıdır. Tek başına yaşadığı düşünülen böyle bir insanın yaşaması da zorunludur ve kendini hayat kavgasının gidişine kaptırarak, hiçbir AHLÂK kaygısı duymadan yaşayabilir de. Fakat, insan, sosyal bir hayvandır. Yani, daima toplum halinde yaşamıştır. Toplumlar da varlıklarını korumak, birlikte yaşayabilmek için, bazı davranışlarını ötekilerinden üstün tutmuşlar, böylece bireyin biyolojik gereksemeleriyle ilgisiz görünen birtakım kurallara bağlanmışlardır. En ilkelinden, en gelişmişine kadar bütün toplumlarda var olan bu kurallar, toplu yaşamanın zorunlu bir koşuludur. O halde, insan toplumu olan her yerde bir AHLÂK'lı yaşayış vardır. Fakat, ilk insanlar için, AHLÂK problemi yoktur. Toplumun ortaklaşa yaşama kurallarına uymakla, bilinçsiz de olsa, görevlerini yaptıklarına inandıklarından, ilkel bireylerin bir AHLÂK kaygıları da yoktu. Fikir bakımından gelişmeyen insanlarda duygular da gelişmeyeceğinden, AHLÂK problemi üzerinde düşünme, fikirce olgunlaştıkça gerçekleşmiştir. SOSYOLOJİ gösteriyor ki, AHLÂK kuralları, toplumdan topluma ve zamandan zamana değişmektedir. Birbiriyle ilişkide bulanan toplumlar, eşya ve teknoloji ile birlikte, bazı tinsel (ruhsal) değerleri de değiştirdiler. Değişen yaşama kuralları karşısında, ZEKÂSI ve BİLGİSİ gelişen insan, kendi içinden de, AHLÂKLI yaşayış için bazı yargıların geldiğini duyarak, bunları uzlaştırmak istedi ve AHLÂK problemi üzerinde düşünmek zorunda kaldı. AHLÂKLI yaşamın iki kaynağı ve görünüşü vardır: 1- OBJEKTİF YÖN: Toplumda gerçekleşmiş olan gelenekler, görenekler ve hukuk kuralları. 2- SÜBJEKTİF YÖN; VİCDAN: Bireyde gerçekleşen görev, hak ve sorumluluk duyguları ile, iyi ve kötü, doğru ve yanlış hakkındaki değer yargıları. VİCDAN'a, kişiselleştirilerek içselleştirilmiş AHLÂK da diyebiliriz. * * * Yukardaki genel bilgilerden sonra, "Ahlâk, Vicdan, Felsefe, Siyaset ve İktidar" konularında İLK olarak. DEMOKRATİK SİYASAL İKTİDAR'ın görevi ile ilgili bir soru sorarak düşünmeye başlamak istiyorum: Bir Demokratik Siyasal İktidarın görevi, toplumdaki AHLÂKÎ KURALLARI ve VİCDANÎ YARGILARI geliştirmek, onları gerçeğe, özgürlüğe, bağımsızlığa, laikliğe, kardeşliğe, iyiye, doğruya, güzele, barışa, dayanışmaya ve adalete doğru yönlendirmek değil midir? İKİNCİ Felsefe (Siyaset?) sorusu olarak şunu sormak istiyorum: Bir iktidar, bu AHLAKÎ ve VİCDANÎ görevine rağmen, toplumun AHLÂK KURALLARINA ve bireyin VİCDAN YARGILARINA karşı eylemlerde bulunuyorsa, halk ve millet olarak toplum ile vatandaş ve seçmen olarak birey ne yapmalıdır? Felsefe ve siyaset işte tam bu noktada kesişir: ÇÜNKÜ YANIT, SENİN HEM BEYNİNDE HEM YÜREĞİNDE YANİ KİŞİLİĞİNDE, HEM AHLÂKINDA HEM DE VİCDANINDADIR EY OKUR! (Bu yazı, ister hapiste olsun, ister dışarda, "Ahlâklı olan ve vicdanının sesini dinleyen" HERKES için, ahlâklı ve vicdanlı bir toplum ve onun iktidarı için yazılmıştır!) |
| Tweet |
Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.
Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta
Son güncelleme tarihi 26 Ekim 2026