Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

BU GARİP HABERLER DOĞRU OLABİLİR Mİ?
 

Medyada sürekli olarak bazı garip haberler çıkıyor.

Muhabir olsam, bunların peşine düşer, gerçeği ve ayrıntıları arardım...

Gazete yöneticisi olsam, arkadaşlarımı bunları tahkik etmekle ve ayrıntılandırmakla görevlendirirdim.

Bugün sadece üç tanesi üzerinde duracağım.

Birinci haber Melih Aşık'ın sütunundan, 14 Mart 2013 tarihli, "Tuhaf casuslar..." başlığını taşıyor:

"İzmir merkezli Askeri Casusluk Davası diye bilinen davada 85'i tutuklu toplam 253 TSK mensubu 9 aydır yargılanmayı bekliyor. CHP'nin 'Cezaevleri İnceleme ve İzleme Komisyonu' üyeleri Veli Ağbaba, Nurettin Demir ve Özgür Özel dün düzenledikleri basın toplantısında kamuoyuna çok ilginç bazı bilgiler aktardılar. Bakın neler:

-Sanıkların evlerinde yapılan aramalarda bulunan hard disklerin tamamı aynı marka ve modelde. Üstelik bunların tümü siyah poşetler içinde ve buzdolaplarının üstünde ele geçirilmiş. Aranan poşetler bulunur bulunmaz, daha başka delil olabilir mi diye merak edilmemiş, aramalar sonlandırılmış.

-Hard diskler bulunurken ev sahiplerinin hiçbiri evde değil. Ne kendilerinin ne de avukatlarının gelmesi beklenmemiş.

-Sanıkların, 'hard disklerin üzerinde parmak izi aransın ve DNA kontrolü yapılsın' şeklindeki talepleri istisnasız reddedilmiş. Teknik yetersizlik gerekçe gösterilerek hiçbirinin imajı sanıklara ya da avukatlarına verilmemiş.

-İddianameye göre casuslukla suçlanan sanıklar gizli bilgileri eskort kızlar aracılığıyla vali yardımcılarına, kaymakamlara, daire başkanlarına, uzmanlara vb. vermişler. Ancak bu bürokratların hiçbiri bu davada ne şüpheli ne de sanık. Dahası, ifadelerine dahi başvurulmamış.'"

* * *

Üç CHP'linin iddiaları doğru olabilir mi?

Türkiye'de yargı gerçekten böyle mi işliyor?

Bu davanın, olayların ardında ne var?

Gerçekler nelerdir, yeni bir komplo ile mi karşı karşıyayız?

* * *

İkinci haber yine Melih Aşık'tan, aynı tarihli, "Uyutucu tablet..." başlığını taşıyor:

"CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter açıklama yapıyor:

'Fatih Projesi'nin Kamu İhale Kanunu kapsamı dışında tutulan mal ve hizmet alımları sonucu; 47.000 tablet bozuk çıkmıştır.

Yüzyılın projesi olarak sunulan Fatih Projesi, 2 yıl geçmeden iflasın eşiğine gelmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı 47.000 bozuk tablet için hangi firmaya kaç TL bedel ödediğini ve bozuk tabletler konusunda nasıl bir yaptırım uygulanacağını kamuoyuna açıklamalıdır.'"

* * *

Milli Eğitim Bakanlığı'nın Fatih projesini sorgulamak bir yana, burada başka çok ciddi sorular var...

Yeni Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, düzgün bir entellektüeldir; herhalde bu sorulara aydınlık getirir!

* * *

Üçüncü haber Cumhuriyet'te 15 Mart 2013 tarihinde Hatice Tuncer tarafından "Prof. Hilmioğlu Kötüleşiyor" başlığıyla "Adli Tıp randevu vermiyor" altbaşlığıyla yayınlandı, aslında son derece kısa:

"Ergenekon davasında Prof. Fatih Hilmioğlu'nun avukatı Mehmet Sever, müvekkilinin hastalığının ilerlemesine karşın Adli Tıp Kurumu'nun işi ağırdan alarak randevu vermediğini söyledi."

* * *

Silivri davalarıyla ilgili olarak gerek TÜBİTAK, gerekse Adli Tıp Kurumu gibi uzman devlet kuruluşlarının tutum ve davranışları büyük önem taşıyor.

Acaba bu kurumlar uzman oldukları daldaki gerçekleri aramak ve buldukları nesnel bilgileri aktarmak yerine, kendilerini yargıç yerine koyup, kafalarında "suçlu" ya da "suçsuz" gibi önyargılar oluşturarak mı hareket ediyor?

Yoksa, Mehmet Haberal'a rapor veren doktorların hapsedilmesi gibi baskı olaylarının etkisinde kalarak görevlerini yapmaktan mı kaçınıyorlar?

Sanık ya da sokaktaki vatandaş, devletin uzman kuruluşlarına da güvenemezse kime güvenecek?

* * *

Gazetelerde ve televizyonlarda, hemen hemen her gün akıl almaz olaylara ilişkin haberler veriliyor...

Bunların önemli bir bölümü de adalet mekanizmasının işleyişiyle ilgili.

Normal bir demokratik ülkede halkı ayağa kaldıracak, siyasal ve idari sorumluları hesap vermeye zorlayacak haberler bunlar...

Ama galiba bizimki gibi "İleri demokratik" ülkelerde artık "ahvâl-i âdiye" oldular!


Not: Dünkü yazımda 14 Mart Tıp Bayramı, 14 Mayıs olarak yazılmış, özür dilerim.

  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 17 Haziran 2019

Valid HTML 4.01 Transitional