Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

ADALETSİZLİK, DEONTOLOJİ VE GELECEK
 

Deontoloji, günlük dilde genellikle tıp ve ilgili meslekler için kullanılmakla birlikte, çok kısaca ve kabaca, bir meslek grubunun uyması gereken ahlâk kuralları demektir.

Örneğin deontolojik olarak, savcılar, yargıçlar ve avukatlar insan haklarını ve adaleti, hekimler, hemşireler ve öteki sağlık personeli insan hayatını ve sağlığını birinci derecede korumakla mükellef mesleklerin mensuplarıdır.

Bir örnek vermek gerekirse, hekimlerin meslekî deontolojisinin ifadesi olarak Hipokrat yemini akla gelir.

Ama her mesleğin ahlâk kuralları, yani deontolojisi vardır.

Örneğin gazeteciler için hem uluslararası hem ulusal örgütler, Türkiye'deki "Basın Ahlâk Yasası" gibi pek çok deontolojik belge hazırlamışlardır.

* * *

Aslında, dürüstlük, kurallara ve yasalara uymak, başkalarının hak ve özgürlüklerine, inançlarına kendi hak ve özgürlükleri, inançları için istenilen saygıyı göstermek, belki de "Genel Ahlâk" kuralları içinde, meslekî deontolojinin de temellerini oluşturur.

Birlikte yaşamanın birinci koşulu, uyulan kuralların adil olması ve insanların bu kurallar çerçevesinde güvenliklerinin, özgürlüklerinin ve haklarının sağlanmasıdır.

Hiç kuşkusuz bunu sağlamak, vatandaşa hizmet için var olan, devletin görevidir.

Peki devlet adına iş yapan güvenlikçiler, adalet mensupları ve hatta hekimler sizin için güvensizliğin ve adaletsizliğin kaynağı oluyorsa, o toplumda ne yaparsınız?

Bakın, AKP iktidarının kurduğu yargı düzeninde seçilen Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu ne diyor:

"Şu memlekete baktığım zaman, affınıza sığınıyorum, işte polis, emniyet teşkilatımız savcı olmuş, bilirkişi de hakim olmuş, mübaşir de yazı işleri müdürü olmuş, ondan sonra 'adalet' diye bağırıyoruz. Yok ya. Böyle bir şey olmaz. Mümkünatı yok."

* * *

Ne yazık ki adalet mekanizması bu hale düşünce ülkede hiçbir kurum, hiçbir meslek bundan sakınamıyor...

Çünkü tam bir "havuç ve sopa politikası", güvenlik ve yargı kurumlarının baskısıyla her kuruluşa egemen oluyor...

Her meslekten bilirkişiler de, bilirkişilik görevi yapan Adli Tıp da, TÜBİTAK da, polis teşkilatı da, savcılar da yargıçlar da, (ben söylemiyorum, Danıştay Başkanı söylüyor) "mümkünatı olmayan" bir biçimde, ülkedeki adaletin, demokrasinin ve insan haklarının altını oyuyor!

İşte Prof. Mehmet Haberal'a rapor veren hekimleri hapse atan...

Hekimlerin hapse atılmasıyla yaratılan korku ortamında, Prof. Fatih Hilmioğlu'nu ölümcül hastalıklarla boğuşmasına karşın tahliye etmeyen...

Silivri yargılamalarındaki haksızlık ve hukuksuzlukları protesto eden tutuklu yakınları hakkında dava açan...

Mahkemelerdeki haksızlık ve hukuksuzlukları protesto eden İstanbul Barosu'nu mahkemeye veren...

Delil değerlendirmesi yapmayan...

Savunma hakkını kısıtlayan...

Polis tutanaklarını iddianame, iddianameleri de karar haline dönüştüren...

Mahkûm olmuş teröristlere, ırz düşmanlarına tanık olarak itibar eden, Eski Genelkurmay Başkanına ve Kuvvet Komutanlarına itibar etmeyen...

Perinçek'i, Balbay'ı, Özkan'ı, Gürüz'ü, Başbuğ'u ve onlar gibi daha yüzlerce asker ve sivili tutuklu yargılayan, mahkûm eden düzen, işte böyle bir düzendir!

* * *

Ne hazindir ki, böyle adaletsiz bir düzende deontolojiyi savunmak da kahramanlık haline gelmiştir...

Ne utanç vericidir ki, çeşitli meslek sahipleri, başta yargı ve güvenlik mensupları olmak kaydıyla, ama onları izleyen hekimler ve gazeteciler de dahil, hem genel ahlâk hem de meslekî ahlâk kurallarına uymakta zorlanmaktadırlar!

Belki de uçları Hasdal'a, Ankara'ya, İzmir'e, Malatya'ya, Trabzon'a uzanan Silivri davalarının Türkiye'ye yaptığı en büyük kötülük budur:

Adaletle birlikte, genel ahlâkın ve her türlü deontolojinin altını oymak, "Kural Toplumu" yerine "Korku Toplumu" yaratmak!

* * *

Silivri, sadece bugünümüzü değil, geleceğimizi de ipotek altına almış görünüyor:

Kimsenin sakınamayacağı, bir gün herkesin başına gelebilecek olaylarla, uzun yıllar kanayacak yaralar açarak!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 17 Haziran 2019

Valid HTML 4.01 Transitional