Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

DIŞİŞLERİ BAKANININ ULUSÇULUKLA HESAPLAŞMASI II
 

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Perşembe günü özetlediğim ve alıntı yaptığım konuşmasının eleştirisine olumlu bir noktadan başlamak istiyorum:

Davutoğlu'nun Kürt sorunu konusunda, "Kürt sorunu iki temelde ele alınabilir. Tarihin derinliğine kadar giden kadim birliktelik ve modern bir devletin eşit vatandaşları olma bilinci ve hakkı." diyerek koyduğu teşhis ve önerdiği çözüm ilkeleri doğrudur:

Keşke hem tarihten gelen toplumsal ve siyasal birlikteliği, hem de demokrasi ve insan hakları bağlamında vatandaşlığın temsil ettiği çağdaşlığı birleştirme başarısını, tüm politikalarını dile getirirken uyguladığı ve dışa vurduğu zihinsel ve duygusal yaklaşımında sürdürebilseydi.

Ne yazık ki, genel yaklaşımı, çağını yakalamak bir yana, Endüstri Devrimi'nin, ondokuzuncu yüzyılın bile gerisine düşen, din-tarım imparatorlukları döneminin bir tür ümmetçiliğini ve imparatorluk özlemlerini andırıyor.

* * *

Türkiye'de, İslamcı kültürün bir kesimi, hepsi değil, dogmatik bir grubu, bir tür "Milliyetçilik düşmanlığı" yapar.

Bunun nedeni, önce ideolojik olarak Endüstri Devrimi'nin milliyetçilik ideolojilerinin, din ideolojilerinin üstüne gelmesi, onları gölgelemesi ve hatta Fransız Devrimi'nde olduğu gibi bazen onları tümüyle baskılamasıdır.

Buna bir de, Osmanlı tarihinde milliyetçilik akımlarının imparatorluğun parçalanma sürecinde oynadığı rol eklenir ve, İslamcı kültür, hem ideolojik planda, hem de tarih bağlamında "milliyetçilikten" hazzetmez.

Oysa, insanlık, artık bırakın din-tarım imparatorluklarının dine dayalı ideolojik dönemini, onun üstüne gelen Endüstri Devrimi'nin milliyetçilik ideolojisi dönemini bile geçerek Bilişim Devrimi'nin demokrasi ve insan hakları dönemine girmiştir.

Ama nasıl milliyetçilik ideolojisi, dinin etkisini silemediyse, demokrasi ve insan hakları ideolojisi de milliyetçilik ideolojisi yok edemeyecektir...

Çünkü din ve milliyet, insanların, toplumların genlerine işlemiştir ve birer "kimlik" işlevi görür!

Elbette insanlığın henüz kapısını araladığı bu yeni Bilişim Devrimi döneminde milliyetçilik, milli devlet (ulusçuluk, ulusal devlet veya ulus-devlet) kavramları da tartışmaya açılmış, fakat çok kısa bir süre sonra insanlığın ulusal devletlerden vazgeçemeyeceği anlaşılmıştır.

Bu konuda yapılmış pek çok araştırma ve yazılmış pek çok kitap vardır ama sadece, yeni ideolojik dönemi "Tarihin Sonu" adlı kitabıyla ilan eden Francis Fukuyama'nın daha sonra kendisini düzeltmek için yazdığı, "Devlet İnşası" adıyla Türkçeye de çevrilmiş olan kitabına bakmak yeterlidir.

* * *

Davutoğlu ilginç bir biçimde "milliyetçilik" değil, "ulusçuluk" diyor.

Elbette Türkiye'nin bugün içinde yaşadığı "kavram ve terim kargaşası" bağlamında bu tercihin de bir anlamı var:

Davutoğlu, bu terminoloji ile "milliyetçiliğin" Cumhuriyet dönemindeki yorumuna atıf yapıyor; ama eleştirilerine Osmanlı dönemindeki milliyetçilik akımlarını da dahil ediyor.

Şu sözleri ise asıl referans noktasının çağın gerisine düştüğünü ve Osmanlı'nın çöküşünü yanlış yorumladığını gösteriyor:

"19. yy ideolojisi olan ulusçuluk Avrupa'da feodalite ile bölünmüş yapıları bir araya getirip ulus devletleri doğurdu. Bizde ise tarihten gelmiş organik yapıları dağıtarak geçici ve suni karşıtlıklar ve kimlikler ortaya çıkardı. Hepimizin bu ayrıştırıcı kültürle hesaplaşma zamanı geldi."

Ne yazık ki bu sözleri, sadece Endüstri Devrimi'ni değil, Osmanlı tarihini ve toplumsal yapısını da yanlış yorumladığını ve gerçekleri kabul etmediğini, çünkü tarihe ve günümüze sadece kendi ideolojik açısından baktığını gösteriyor.

"Hesaplaşma" bağlamında söyledikleri de bu yaklaşımının kanıtı:

Bununla hesaplaşma zamanı gelmiştir. (Nasıl? E.K.)

Herkesin toplumsal kültürel kimliği, dili başlı başına insanlık birikimi açısından değerlidir. (Doğru, E.K.)

Ama bu bölünme değil birleşme vasıtası olarak değerlendirmeli ortak aidiyet bilincini güçlendirecek şekilde yorumlanmalıdır. (Nasıl? E.K.)

İki yüzyıl önce şehirlerimizde mahallelerimizde iç içe yaşayan Türkler, Ermeniler, Araplar, Rumlar, Arnavutlar ve daha bir çok farklı etnik ve dini kimlik bugün bu organik yapıdan koparılmış durumda. (Gözlem doğru, teşhis yanlış, EK.)

İki doğru üzerine kurulmuş bir yanlışı ayrıca, "hesaplaşma" ve "aidiyet bilincinin güçlendirilmesi" gibi belirsizlikleri vurguluyor bu sözler:

İfadedeki anahtar sözcük "organik yapı" terimidir.

Davutoğlu'nun özlem duyarak anlattığı "organik yapı" bir din-tarım imparatorluğu yapısıdır.

Nitekim "Yeni Osmanlıcılık" sorusuna verdiği yanıtta rüyasını ve yapılanları anlatırken bu yaklaşımı daha belirgin olarak ortaya çıkıyor:

"Geçen sene En Az Gelişmiş Ülkeler Zirvesin gerçekleştirdiğimizde de, Somali ve Arakan'a giderek mazlumlarla kucaklaştığımızda da evet bütün insanlık için adalet arayan bir rüya adına hareket ediyorduk."

(Siz yine de konuşmanın tümüne bakın, internette var.)

* * *

Dış politikada bir haftada değişen Libya ve NATO politikası, Suriye konusunda alınan sert viraj, "komşularla sıfır sorundan" "her komşuyla yeni sorunlar" noktasına gelinmesi ve benzeri tutarsızlıklar bir yana...

Davutoğlu'nun sorunu şurada:

Bilişim Devrimi'nin ilk aşamalarında ortaya çıkan ve sonradan yanlış olduğu için terk edilen "ulusal devlet karşıtlığını" demokrasi ve insan hakları bağlamında "ulusçulukla hesaplaşmak" için kullanıyor, ve zaten yanlış olduğu için terk edilen bu yaklaşıma dayalı olarak oluşturduğu çözüm hedefini de ileriye değil, geriye, hem de çok geriye dönük siyasal yapılarda, ideolojik olarak inanca dayalı dönemlerde arıyor...

Bu çelişkinin yarattığı dış politika başarısızlıkları ile de, Türkiye sonu belirsiz, sıcak savaş gibi maceralara sürükleniyor.

* * *

Aslında bir akademisyen olarak Davutoğlu'na sempati besliyorum...

Kendisiyle, siyasete girmeden önce, bir açık oturumda birlikte konuşmuş, fikirlerini ilginç bularak, saygıyla ve öğrenerek dinlemiştim.

Ama bir akademisyen olarak ilginç yaklaşımlar sergilemek, özgün modeller önermek başka, Türkiye Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanı olarak bu "ilginç fikirlerini" veya "özgün modellerini" uygulamaya aktarmaya çalışmak başka...


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 19 Ağustos 2019

Valid HTML 4.01 Transitional