Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

KİMİN VESAYETİ?
 

Vesayet aslında Arapça bir sözcük:

Emir, talimat anlamına geliyor.

Bir kişinin mirasını yönetmek, onun talimatını yerine getirmek anlamında.

Bu işi yapana vasî (a kısa i uzun okunur) deniyor.

Esas olarak bir hukuk terimi.

Zamanla, kendi kendini yönetemeyecek, doğru karar veremeyecek biçimde engelli olan kişilerin işlerini yürütmek üzere mahkemece tayin edilen kişilere de yaygınlaştırılıyor.

Halk dilinde vesayet, bir kişinin veya grubun arkasında, onu yöneten, onu denetleyen, asıl emirleri veren güç anlamına da geliyor.

* * *

On yıllık AKP iktidarı, siyasal söylemleri, siyasal terminolojiyi de etkiliyor...

Özellikle Başbakan Erdoğan'ın söylemleri, kullandığı terminoloji, hem kendi taraftarları hem de ona aynı mantıkla yanıt vermeye çalışan muhalifleri tarafından benimseniyor.

Vesayet terimi de AKP iktidarının siyasal tartışmalarda yaygın olarak kullandığı bir sözcük.

Özellikle "askeri vesayet" için kullanılmaya başlandı.

Demokrasi karşıtı, olumsuz bir deyim olarak yerleşti:

Vesayet denilince akla, demokrasinin kurum ve kurallarını zedeleyen, perde arkasında etkili olan bir askeri bir güç gelmeye başladı.

Elbette "askeri vesayet" aynı zamanda "darbe" ile de ilişkilendirildi ve böylece olumsuz anlamı iyice pekiştirildi.

Ayrıca "darbe tehdidi" toplumu yeniden biçimlendirmek için, bir "korku ögesi" olarak kullanılmaya başlandı ve böylece vesayet sözcüğünün olumsuz çağrışımları iyice güçlendirildi.

Bu gelişme iki sonuç verdi:

Birinci olarak, muhalifler, demokrasiden uzaklaştığını düşündükleri iktidar için, "askeri vesayet" ile aynı olumsuz anlamları taşıyan "sivil vesayet" terimini kullanmaya başladı.

"Askeri vesayet" nasıl "askeri darbe" ile ilişkilendirildiyse, "sivil vesayet" de "sivil darbe" terimi ile ilişkilendirildi.

İkinci olarak, iktidar ve destekçileri, bu kez bağımsız ve tarafsız yargıyı hedeflerine oturttu:

"Yargı vesayeti" deyişi demokrasinin (daha doğrusu AKP iktidarının) üstündeki bir denetim ve önündeki bir engel olarak anlamlandırıldı.

Yargıçlar yönetimi anlamına gelen "Jüristokrasi" de, "yargı vesayetinin" olumsuz anlamını pekiştirmek, siyasal iktidardan bağımsız ve tarafsız olan yargıyı yıpratmak için kullanılan bir olumsuz terim olarak kullanılmaya başladı.

Yürütülen yaygın ve etkili bir kampanya sonunda, 12 Eylül 2010 referandumuyla yargı, siyasal iktidara (yani AKP'ye) bağımlı hale getirildi.

Böylece on yıllık iktidarı süresinde silahlı kuvvetleri ve yargıyı tam denetime alan AKP iktidarı "askeri vesayet" ve "yargı vesayeti" terimlerini kullanmaktan vazgeçti...

Ama onun yerine muhaliflerin kullandığı "sivil vesayet" ya da daha doğru bir deyişle "AKP vesayeti" tek başına kaldı ve yaygınlık kazandı.

* * *

Bu arada yargının evrensel hukuk kurallarına uymayan tutumu, özellikle de kitlesel ve uzun tutukluluk uygulamaları iki "vesayet odağını" daha tartışmaya açtı:

Yargıdaki uygulamalar içteki ve dıştaki kamuoyunda ciddi rahatsızlıklar yaratmaya başlayınca önce, emniyetin ve yargının üzerindeki bir "Gülen Cemaati vesayeti" gündeme geldi.

Yaygın olarak konuşulmaya başlayan bu iddia, AKP iktidarınca yalanlanmadı, tam tersine, sanki sorumluluk iktidarda değilmiş gibi bir izlenim yarattığı için pasif bir biçimde desteklendi de.

Bunun üzerine Gülen Cemaatine yakın yazarlar cemaati aklamak amacıyla, Silivri'de görülen davaların arkasında ABD'nin olduğu biçiminde bir iddiayı kamuoyuna taşıdı ve böylece ABD de bir "vesayet odağı" olarak denkleme dahil oldu.

Derken MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması olayı yeni bir fırtına estirdi; "yargı vesayeti" terimi, "Gülen Cemaati vesayeti" kavramı ile birlikte yeniden ortaya çıktı.

AKP iktidarı, bu olayı doğrudan kendisine yapılmış bir saldırı olarak algılayan ve bunu açıkça belirten Başbakan Erdoğan'ın arkasında saf tuttu.

Bunun üzerine iktidara yakın yazarlar, "emniyet ve yargı içinde odaklanmış bir gruptan" söz ederek açıkça Gülen Cemaatini hedef aldı.

Artık "Gülen Cemaatinin vesayeti" gündeme oturmuştu.

AKP iktidarı ile Gülen Cemaati arasında başlayan bu "asıl vesayet" tartışması, iktidarın, Özel Yetkili Mahkemelerin yetkilerini sınırlayan bir yasa tasarısı üzerinde çalışmaya başlamasıyla kamuoyuna da yansıdı.

Gülen Cemaati'nin buna yanıtı gecikmedi:

Bir yandan "darbe tehdidi" yeniden bir umacı olarak gündeme getirilirken, öte yandan, Cemaate yakın yazarlar (sözcüler?) "AKP'ye destek veren seçmenlerin vesayeti" adı altında, açıkça kendilerinin vesayetini ilan etti.

Böylece "askeri vesayet" ile başlayan, iktidarca "yargı vesayeti" ve muhaliflerce "sivil vesayet" ile devam eden tartışmaya, önce kamuoyunca "Gülen Cemaati vesayeti", sonra da Gülen Cemaatince "ABD vesayeti" dahil edildi.

Şu anda Gülen Cemaati, seçmen vesayeti kavramından hareketle siyasal iktidar üzerindeki "kendi vesayetini" açıkça telaffuz etmiş ve hatta AKP'ye üstü kapalı bir biçimde tehditler de savurmuş bulunuyor.

Bu tartışma ne sonuç verecek...

Evrensel hukuk ve hukuk devleti kuralları uygulanmaya başlanacak mı, yoksa yargıda işler daha mı kötüye gidecek?

Yaşayarak göreceğiz!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 17 Haziran 2019

Valid HTML 4.01 Transitional