Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

NEFRET SÖYLEMİ ETİKETLEMEYLE BAŞLAR
 

Popüler kültürün büyük kötülüklerinden biri insanları araştırmaktan ve düşünmekten alıkoymasıdır...

Popüler kültürün pençesine düşmüş tüketiciler, özellikle de gençler, hiçbir araştırma hatta düşünme ve karar verme zahmetine girmeden, ortalıkta dolaşan moda kalıplar ve sloganlar aracılığıyla tutum ve davranış geliştiriyorlar:

Tekrarlanın pazarlama sloganlarını, egemenlerin değer yargılarını benimsiyor, onlara göre düşünüyor, onlara göre konuşuyor, onlara göre tüketiyorlar.

Hem kolay hem tehlikesiz hem de prim yapan bir davranıştır bu "sürüye katılmak"...

Böylece insanlar kabul görür, zaten oluşmamış kişiliklerini sürü psikolojisi içinde eriterek rahata ererler!

Andy Warhol'un "Birgün herkes onbeş dakikalığına meşhur olacak" sözüyle vurguladığı ve çok iyi yakalayarak, ünlü olduğu popüler kültür süreci budur:

Birbirini tekrarlayan imgeler, birörneklik ve bu sürüleşmenin "estetiği!".

* * *

Bu düşünce, konuşma, iletişim ve alış veriş kalıpları, sloganları kimler tarafından nasıl üretilir, nasıl yayılır?

Siyaset ve pazar, popüler kültürü üreten iki önemli kaynaktır:

Siyasal liderler, politikacılar, siyasal düşünce kalıplarını, sloganlarını üretir...

Takipçileri onları kopyalar ve geniş kitlelere mal eder.

Üreticiler, reklamcılar, pazarlamacılar, tüketim kalıplarını, alış veriş davranışlarını belirleyen düşünce ve sloganları üretir...

Mankenler, sanatçılar, sporcular, ve onları sevenler bunları kopyalar ve geniş kitlelere mal eder.

* * *

Elbette bu süreç içinde medyanın rolü yaşamsaldır:

Siyasetteki ve pazardaki moda eğilimleri, kalıpları sloganları sadece haberleştirmekle kalmaz,..

Bunları yaldızlar, allar pullar...

Kimi zaman "bilimsel!" analizler yapar...

Sevilen sanatçılarla, sporcularla özdeşleştirir...

Geniş kitlelere yayar.

* * *

Bu yapı, genel olarak siyaset, bilim, kültür, sanat ürünlerinin nicelik olarak daha fazla tüketilmesine yardımcı olur...

Ama artık nitelik, yani kalite ve seviye, nesnel değerlere göre pek ölçülmez...

Genellikle arkasındaki siyasal veya parasal gücün büyüklüğü ile topluma yansır:

İnsanlar bu konularda önlerine konulan kalıplara ve sloganlara göre düşünmeye, konuşmaya, davranmaya başlar.

Çok satılan kitapların arka kapakları, çok dinlenen müziklerin tanıtım sözleri, kitap okumanın, konser dinlemenin yerini alır...

İki satırlık kulaktan dolma bir sloganla, saatlerce ahkâm kesilir!

Aynı davranış biçimi siyasette de görülür:

Ciddi sorgulama, araştırma, çözümleme yapılmaz...

Liderlerin söylemleri, kullandıkları sloganlar, takipçileri ve taraftarları tarafından benimsenir...

Sürekli tekrarlanır ve dogmalar haline getirilir.

* * *

Şimdi işin en tehlikeli tarafına geliyoruz:

Böyle bir yapı içinde, demokratik siyaset, vatandaşların kökenleri ve kimlikleri ne olursa olsun, devlet karşısındaki eşit olduğu ilkesine dayalı değil de...

Kimlik aidiyetleri üzerinden yapılıyorsa...

Bir inanç, bir etnik grup ötekileri eziyorsa...

O toplumda, din, mezhep, ırk, milliyet kimlikleri üzerinden ayrışmalar başlar...

Bu ayrışmalar, zamanla düşmanlığa dönüşür...

Ve demokrasi ile temel insan hak ve özgürlükleri ancak lafta kalır!

Bu yozlaşma sürecini yaratan, hızlandıran ve sonunda demokrasiyi tahrip eden süreçteki eylem ve söylemler, kimlik bazındaki yabancılaştırıcı, dışlayıcı, ötekileştirirci, düşmanlaştırıcı nefret söylemleridir.

Herhangi bir gruba, özellikle de azınlıkta olan gruplara yönelik söylemler, hele bir de yasal yaptırımlarla, hapis ve sürgün cezalarıyla destekleniyorsa, artık o ülkede demokrasi ve insan hakları değil, nefret söylemlerine dayalı kin ve intikam egemen olur.

Bunun ilk adımı da, insanların, hiç de hakları olmadığı halde, üstelik kimi zaman temelsiz iftiralar olarak, başkalarını yaftalaması etiketlemesi ile atılır.

Muhalifler önce farlı kimlik aidiyetleri ile damgalanır, etiketlenir...

Daha sonra o kimlikler üzerinden, ayrımcı, dışlayıcı, suçlayıcı saldırılar, nefret söylemleri başlar...

* * *

Demokrasimizi yaşatmak istiyorsak, kimlik siyasetinden, insanları etiketlemekten, ve bunların sonucu olan nefret söylemlerinden, her yerde, ama özellikle de siyasette ve medyada kaçınmak gerekir!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 2 Aralık 2019

Valid HTML 4.01 Transitional