Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

İSMET İNÖNÜ NEDEN BAŞKANLIK REJİMİNE GEÇMEMİŞTİ?
 

Ne hikmetse, Türkiye'deki başkanlık rejimi tartışmaları ya görevdeki cumhurbaşkanları, ya da cumhurbaşkanı olmaya hazırlanan başbakanlar tarafından gündeme getiriliyor.

Ciddi tartışmalar ilk kez, Evren'den sonra cumhurbaşkanı olmaya hazırlanan Özal tarafından başlatılmıştı.

Özal'ın bu konudaki girişimi, cumhurbaşkanı seçileceği sırada yapılan yerel seçimlerde ANAP'ın oyu yüzde 20'lere düştüğü için, başarılı olamadı.

Ama gerek başbakanlığı gerekse cumhurbaşkanlığı sırasında hem federasyonu hem de bölgesel özerkliği başkanlık rejimi ile birlikte tartışmaya başladığı için Türkiye'de başkanlık rejimi ile federasyon ve bölgesel özerklik kavramlarının birlikte düşünülmesine yol açtı.

Özal'dan sonra Cumhurbaşkanı seçilen Demirel'in de yumuşak bir tutumla da olsa bu rejimi tartıştığını görüyoruz.

Bugünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu tür tartışmalara pek girmedi.

Tam tersine rektör atamaları gibi bazı yetkilerin fazla olduğundan ve cumhurbaşkanına gereksiz bir yük yüklediğinden söz etti.

AKP ise çeşitli vesilelerle cumhurbaşkanlığının yetkilerinin fazla olduğunu ve başkanlık rejimini benimsemediğini zaten sürekli olarak ifade etmişti.

Şimdi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına aday olması gündeme gelince AKP yön değiştirdi ve başkanlık sistemini savunmaya başladı.

Bu arada AKP'nin karşılaştığı her sorunu ve engeli yasa çıkararak veya referanduma giderek "duruma özel" çözümlerle aşma davranışı, sadece yasal sistemi değil, siyasal sistemi de yozlaştırıcı etkiler yapmayı sürdürdü:

İlk oylamalarda Abdullah Gül'ün Meclis'teki nisap tartışmalarından dolayı cumhurbaşkanı seçilememesine ve oy çoğunluğu konusundaki tartışmalarda Anayasa Mahkemesi'nin bu engeli onaylamasına karşı da referanduma gitti ve cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini sağladı.

Böylece parlamenter demokraside, halk oyuyla doğrudan seçilmiş bir cumhurbaşkanlığı gibi garip ve tutarsız, çeşitli sürtüşmelere yol açacak yeni bir durum ortaya çıktı.

* * *

Bugün, başkanlık rejiminin AKP tarafından ısrarla savunulmasına karşı, kamuoyunun eğilimlerinde parlamenter rejim lehine bir ağırlık görülüyor.

CHP ve MHP de başkanlık rejimine karşı net bir tavır koydu.

Bu durumda AKP'nin BDP ile ittifak aradığı ve Hürriyet'teki dünkü yazısında Yalçın Doğan'ın da belirttiği gibi "Al özerkliği, ver başkanlığı" gibi bir anlaşma yapmak istediği gündeme geldi.

AKP'den bu konuda çıkan sesler henüz netleşmedi:

Kimileri federasyon ve özerklikle başkanlık rejiminin ilgisi olmadığını söylerken, kimilerinin de özerklik konusunda BDP'ye göz kırpmaya başladığı anlaşılıyor.

Geçen gün "'Kişiye özel' dikilecek olsa, 'Başkanlık elbisesi' en çok Mustafa Kemal Atatürk'e yakışırdı.

İstememiş...

'Kişiye özel' temeller üzerinde devlet yönetilemeyeceğini bildiği için...

Halkına, meclisine, partisine, arkadaşlarına ve en önemlisi, kendine güvendiği için." diye yazmıştım.

Bugün bir başka konuyu gündeme getirmek istiyorum:

Türkiye'ye Çok Partili Sistemi getiren İsmet İnönü, yeni rejimin düzenlemelerini yaparken, acaba neden kendini ve makamını güvenceye alacak bir başkanlık rejimine geçmemişti...

Üstelik de çağdaşları arasında Hitler, Mussolini, Franco, Roosevelt, Truman, Stalin gibi örnekler varken!

Bence, bugüne ışık tutması bakımından düşünmeye ve tartışmaya değer bir konu.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 9 Aralık 2019

Valid HTML 4.01 Transitional