Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar
   Emre Kongar Kitapların Listesi
   Green Bullet Remzi Kitabevi

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

  Green BulletAydınlanma
  Green BulletBavul Dergi
  Green BulletMedya Notu
  Green BulletRemzi Kitap Gazetesi

Kitap Söyleşileri

  Green BulletNUTUK
  Green Bullet21. Yüzyılda Türkiye
  Green BulletABD'nin Siyasal İslam'la Dansı
  Green BulletBabam, Oğlum, Torunum
  Green BulletBen Müsteşarken
  Green BulletDemokrasimizle Yüzleşmek
  Green BulletHerkesten Bir Şey Öğrendim
  Green Bulletİçimizdeki Zalim
  Green BulletKızlarıma Mektuplar
  Green BulletTürk Toplumbilimcileri
  Green BulletYazarlar, Eleştiriler, Anılar
  Green BulletYozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe

Yazılar

  Green BulletUyanan Ejderha: Çin
  Green BulletTrajikomik
  Green BulletKişisel - Genel

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

ÇATLAK!
 

1970'li yılların ortasında "Türkiye'nin Toplumsal Yapısı" adlı kitabımda "Gelenekçi Liberaller" ile "Devletçi Seçkinciler" ayrımını yaptığım zaman çok eleştiri almıştım...

Hem Ortodoks Marxistler, hem muhafazakârlar, hem liberaller, hem de gardrop Atatürkçüleri karşı çıkmıştı bu paradigmama!

Oysa bugünkü AKP iktidarı odağında yaklaşık on yıldır devam eden muhafazakâr-liberal-Cemaat ittifakı, ne denli doğru bir çözümleme yaptığımı göstermiş bulunuyor.

* * *

Daha sonra aynı paradigmayı 1990'llı yılların sonunda yazdığım "21. Yüzyılda Türkiye" adlı kitabımda da koruyarak geliştirdim.

Aradan geçen yıllar zarfında artık haklılığım anlaşılmış, eleştirilerin dozu da azalmış hatta bazı yazarlar bu yaklaşımımı benimseyerek Türkiye'deki siyasal kamplar hakkında yaptıkları kendi analizlerini de bu paradigmaya dayamaya başlamışlardı.

Aslında Türkiye'nin Osmanlı'dan gelen ve Cumhuriyet döneminde devam eden toplumsal yapısı açısından çözümleme mantığım çok basit bir olguya dayalıydı:

Osmanlı İmparatorluğu Sanayi Devrimi'ni ıskalayarak, endüstrileşme sürecinin dışında kaldığı için, toplumsal sınıflar klasik Batı çizgisinde, yani sermaye sınıfı ve işçi sınıfı ekseninde gelişememişti...

Nitekim yeni Cumhuriyet'in kuruluşu da bu nedenle bir sınıfsal devrim ile değil, bir Kurtuluş Savaşı sonunda Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kafalarındaki çağdaş ulusal-endüstriyel-demokratik devlet modeline göre oluşturulmuştu.

Kökleri daha Osmanlı dönemindeki Batılılaşma çabaları sırasında atılan bu modelin uygulayıcılarına "Devletçi Seçkinciler" demiştim.

Toplumda sermaye birikimi olmadığı ve bunun doğal sonucu olarak burjuvazi ile birlikte işçi sınıfı da gelişemediği için bu kadro, mevcut feodal yapının bir bölümü ve sivil-asker bürokratlarla ittifak içinde, Atatürk Devrimleri adı verilen çağdaş Cumhuriyet modelini uygulamaya başlamıştı.

Bu harekete karşı iki muhalefet gelişti:

Birinci muhalefet çizgisi, din-tarım imparatorluğunun feodal yapısının devletle bütünleşemeyen kesimlerinden, din ve gelenek kökenli olarak ortaya çıktı.

İkinci muhalefet ise bu devrimlerin devlet eliyle yapılmasına karşı çıkan ademi merkeziyetçi, liberal, yoksul ve sınıf bilincinden yoksun kalabalıklara dayalı yazarlardan ve politikacılardan geldi.

Bu iki çizginin Cumhuriyet'e karşı muhalefeti "Gelenekçi Liberal" cephe ittifakını doğurdu.

İşte bu iki karşıt cephenin mücadelesi alttan alta, (ayrıntılar için benim kitabıma bakılabilir) bütün Cumhuriyet döneminde sürdü...

Ve günümüzdeki AKP iktidarı odağında, dışardan da destek alarak topluma egemen oldu.

* * *

Elbette Türkiye'deki toplumsal ve ekonomik gelişme çağdaş sınıflar çizgisinde ilerledikçe bu cepheler de dağılacak ve ilişkiler sermaye sınıfı-işçi sınıfı ilişkileri eksenine oturacaktı ama olaylar tam böyle cereyan etmedi:

Teknolojik gelişmeler, Sovyetler'in yıkılması ve Küreselleşmenin ABD öncülüğünde tüm dünyaya egemen kılınması, sermayenin yaygınlığını ve gücünü arttırırken, işçi sınıfının hem sübjektif hem de objektif gelişmesini durdurdu.

Bu nedenle başta İdris Küçükömer olmak kaydıyla, pek çok sosyal ve siyasal bilimciyi yanıltan klasik Batı modeli çözümlemeleri ülkemizde hâlâ tam geçerli değil...

İttifaklar hâlâ siyasal-ideolojik düzlemde gerçekleştiriliyor.

Üstelik sınıfsal gelişmelerin Küreselleşme bağlamında duraklaması bir yana, sahneye yeniden ırk ve din kavramları yani kimlik siyaseti egemen oldu.

* * *

2011 seçimlerinden hemen önce başlayan ve seçimlerden sonra artarak süren, AKP-Cemaat birlikteliği ile liberaller arasındaki çatlak işte böyle bir sürecin sonunda ortaya çıktı.

Önce Cemaatçi yazarlarca "yol ayrımı" olarak dile getirilen, sonra özgürlüklerin sınırını "25 kuruşa simit yok artık" diyerek çizen Başbakan Erdoğan tarafından bizzat ifade edilen "Gelenekçi Liberal" cephe içindeki bu çatlak, bugüne kadar olduğu gibi bugün de sınıfsal temellerden yoksun...

Artık sınıfsal farklılıkların yerini alan din ve ırk farklılıkları ekseninde oluşan, üstelik de demokrasi ve insan hakları temelinde ortaya çıkan siyasal bir sürtüşme!

* * *

Bakalım iki yüzlü emperyalizm bu çatlak çerçevesinde hangi yüzünü çevirecek Türkiye'ye:

İnsan hakları ve demokrasi şampiyonluğu yapan yüzünü mü...

Yoksa "Benim emrinde olduğun sürece her türlü otoriterliğe ve totaliterliğe izin var" yüzünü mü?

Ve bu çatlak çerçevesinde yaşanacak itiş kakışlar daha ne kadar mide bulandırıcı davranışa ve yazıya yol açacak!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 15 Nisan 2019

Valid HTML 4.01 Transitional