Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

TERÖRÜN İKİ KAYNAĞI VE İKİ TUZAK
 

Dış kışkırtmaları ve desteği bir yana bırakırsak, bir toplumda terörü besleyen iki sosyolojik, sosyal psikolojik ve psikolojik kaynak vardır:

1) Kimlik siyaseti.

2) Nefret söylemi.

* * *

Bunlar hem sosyolojik, hem sosyal psikolojik hem de psikolojik boyutları olan iki kaynaktır:

Kimlik siyaseti ve nefret söylemi, hem toplum, hem grup hem de birey düzeyinde teröre kaynaklık eder:

Çünkü "kimlik bilinci" ve "nefret duygusu" toplumdaki farklılıklardan, bireyin toplumla bütünleşmesi, eğitimi bağlamında, "ötekileştirme" süreçlerinden doğar...

Grup içinde pekiştirilir...

Ve bireyin kişiliğini oluşturur.

* * *

Kimlik siyaseti ile nefret söylemi birbirini pekiştiren iki süreçtir:

Kimlik siyaseti insanları dinsel-mezhepsel veya etnik çizgiler ekseninde böler, ayrıştırır, ötekileştirir...

Nefret söylemi ise onları "hainlik" çerçevesinde birbirine düşman eder, bu ayrışma ve bölünmeyi teröre, isyana ve savaşa kadar giden bir yoğunlukta derinleştirir.

* * *

Tarihe bakıldığında bugünkü devlet sınırlarının çoğunun bu tür kimlik siyaseti üzerinden ve nefret söylemi ile oluştuğu görülür.

En klasik örnekler, Osmanlı'nın bölünmesi, Sovyetler'in dağılması, Yugoslavya'nın parçalanması ve bu arada Hindistan-Pakistan ayrışmasıdır.

En son örnekleri Mısır'da ve Suriye'de görüldüğü gibi, aynı sınırlar içinde yaşayan halkların arasındaki huzursuzlukların, devlet baskısının ve şiddetinin yanında çatışmaların ve isyanların temelinde de yine bu iki kaynak yatar.

Ayrıca IRA'dan, ETA'ya, Tamil Kaplanları'ndan PKK'ya kadar, dünyanın her yerindeki terör eylemlerinin temelinde bu tür kimlik siyasetinin ve nefret söyleminin yattığı açıkça görülür.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kimlik siyasetinin sadece terör örgütleri değil, bu örgütlerle mücadele edenler tarafından da kullanılmasıdır.

Her iki taraf da kimlik siyaseti ve nefret söylemi üzerinden ayrışır, saflar keskinleşir ve sonunda şiddet ve bölünme kaçınılmaz olur.

* * *

Bu çerçevede, son günlerde ülkemizin tümünü sarsan terör olaylarına soğukkanlı bakarak çözümler aradığımızda ortaya iki genel strateji çıkmaktadır:

1) Ayrıştırıcı, bölücü kimlik siyasetinden kaçınmalı...

2) Ve hiç kimse, kendini ait hissetmediği etnik gruba (Kürtlere veya Türklere) karşı asla nefret söylemine başvurmamalıdır.

Ne yazık ki Sovyetler çöktükten sonra başlayan Küresel dönemde, Huntington'un teorik öncülüğünde, ABD'nin desteğiyle, kimlik siyaseti bütün dünyaya egemen olmuştur.

Ülkemiz de bundan kaçınamamış, özellikle son on yılda bölücü kimlik siyaseti, iktidar tarafından da kabul görmüş ve ülkemiz birinci tuzağa yakalanmıştır.

Bereket versin en azından şimdilik, PKK'nın bütün çabalarına karşın, toplumumuz yine de etnik nefret söylemi tuzağına düşmemiş, nefret söylemini terör örgütü ile sınırlayabilmiştir.

* * *

Teröre boyun eğmek istemiyorsak, onu lanetlemeli...

Ama bir an önce kimlik siyaseti terk edilmeli...

Ve etnik kökenli nefret söyleminden özenle kaçınılmalıdır.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 2 Aralık 2019

Valid HTML 4.01 Transitional