Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

ABD'NİN SİYASAL İSLAMLA TEHLİKELİ DANSI-II
 

ABD'nin Siyasal İslam'la ittifakı Soğuk Savaş dönemine dayanır.

İkinci Dünya Savaşı biter bitmez başlayan Soğuk Savaş'ta Siyasal İslam, (yani İslami ilkelerin siyasette ve devlet yönetiminde kullanılması) ABD tarafından hemen devreye sokuldu.

Siyasal İslam ABD açısından dört türlü işleve sahipti.

Birinci ve en önemli işlevi, Sovyetler Birliği'nin Güney Sınırının, İslam ülkelerinden oluşan bir Yeşil Kuşak'la çevrilmesiydi:

Batı'da Türkiye ile başlayan Yeşil Kuşak, CENTO ve SEATO ile Güney'den, Sovyetler'in doğusuna kadar uzanıyordu.

Böylece Sovyetlerin Batı sınırında Kuzey'den Güney'e inen ve son yapı taşı Türkiye olan NATO, Batı'dan Doğu'ya doğru uzanan Yeşil Kuşak'la birlikte Sovyetleri tam bir abluka altına alıyordu.

Elbette NATO'nun en Güney, Yeşil Kuşak'ın en Batı ülkesi olan Türkiye bu abluka içinde, her iki sınırın birleştiği kilit taşı konumundaydı.

ABD açısından Siyasal İslam'ın ikinci işlevi, İslami ideolojinin antikomünist amaçla kullanılmasında yatıyordu:

İslami ideoloji sayesinde ABD'nin Soğuk Savaş müttefiki olan devletlerin sadece yönetimleri değil, halkları da antikomünist bir koşullanma ile biçimlendiriliyordu.

Türkiye'de kökleri zaten tarihe dayanan "Moskof Düşmanlığı", bir de Siyasal İslam'dan kaynaklanan antikomünizm ile birleşince, ülke bütünüyle bir komünizm paranoyasının pençesine düşmüş, bütün demokrat, özgürlükçü veya muhalif hareketler antikomünizm yaklaşımıyla boğulmuştu.

Ne yazık ki dünyanın eğitim sistemine hâlâ baha biçilmez bir örnek olarak gösterilen Köy Enstitüleri projesi de bu antikomünist paranoyaya kurban edilmişti.

ABD için müttefik ülkelerde rejimlerin demokratikliği değil, antikomünistliği önemliydi.

Antikomünist olan diktatörlükler de sonuna kadar destekleniyordu.

ABD'nin dünyadaki iki stratejik ortağından biri olan Suudi Arabistan (öteki İngiltere'dir) bunun en güzel örneğiydi.

Antikomünizmden ve bunu besleyen Siyasal İslam'dan sapan rejimlerin hepsi ABD için potansiyel tehlike arz ediyordu.

Bu bağlamda Endonezya'nın sol eğilimli diktatörü Sukarno, devrilmiş ve yüzbinlerce Endonezyalının katli sonunda Siyasal İslam'a yakın olan Suharto diktatörlüğü kurulmuştu.

Tabii Siyasal İslam'a dayalı diktatörleri deviren milliyetçi darbeler de ABD için bir tehlike oluşturuyordu:

Klasik örnek, Kral Faruk'u deviren General Necip darbesi ve sonra onun yerini alan Albay Nasır diktatörlüğüydü.

Ortadoğu'da yaygınlaşan ve bugün kalıntıları Suriye'de devam eden, Baasçılık, İslam'ı kullanmakla birlikte sol bir ideolojiyi de yansıttığı için elbette çok tehlikeliydi.

Aynı biçimde "İslam Sosyalizmi"ni savunan Kaddafi'nin "Yeşil Devrimi" de tam bir tehdit oluşturuyordu.

Ne yazık ki, her türlü laik, demokratik ve milliyetçi akımlar da, antikomünist Siyasal İslam'dan sapmalar olarak değerlendiriliyordu ABD tarafından.

Nitekim Türkiye'de 27 Mayıs müdahalesinin getirdiği 1961 Anayasası'nın yine askeri darbelerle 1971'de hacamat edilmesi ve 1980'de tümüyle ortadan kaldırılıp Siyasal İslama yol açan devletçi bir Anayasa ile ikamesi de bu yaklaşımın bir sonucuydu.

Soğuk Savaş döneminde Siyasal İslam'ın üçüncü bir işlevi, çatışma veya doğrudan sıcak savaş ortamlarında da kullanılmasıydı;

Örneğin Afganistan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgali, doğrudan ABD tarafından, Usame Bin Ladin liderliğinde Suudilerin işbirliğiyle örgütlenen El Kaide direnişiyle bozguna uğratılmıştı.

Örneğin Türkiye'de, 6. Filo'nun ziyaretini protesto eden solcu öğrenciler, mukaddesatçı gençler tarafından örgütlenen saldırılarla hırpalanmıştı.

Siyasal İslam'ın dördüncü bir işlevi, doğrudan Sovyetler Birliği'nin içine yönelikti:

Sovyetler Birliği kendisini dinci ve milliyetçi akımları reddeden, onları aşan, bir sınıf diktatörlüğü, daha spesifik bir deyişle, bir Proletarya Diktatörlüğü olarak tanımladığından ve devlet düzenini de böyle örgütlediğinden, başta Ortodoksluk ve Müslümanlık olmak üzere bütün dini akımlar ve mezhepler, Sovyetler Birliği halklarını ideolojik açıdan etkilemek için destekleniyor, kullanılıyordu.

Görüldüğü gibi Siyasal İslam, Soğuk Savaş döneminde ABD için yaşamsal öneme sahip bir ideolojiydi.

Arkası yarın...


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 19 Ağustos 2019

Valid HTML 4.01 Transitional