Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

OYUN KURAMI AÇISINDAN İYİMSER BEKLENTİLER...
 

Siyaset gibi, iş yaşamı gibi, rekabetin güçlü olduğu alanlarda beklentiler önemlidir.

Her oyuncu, rakibinin ne yapacağını tahmin ederek davrandığı için, uzlaşmacı beklentiler uzlaşmayı, çatışmacı beklentiler çatışmayı doğurur.

Elbette bu doğurma süreci her zaman işlemeyebilir:

Bir oyuncunun, rakipleri ne yaparsa yapsın, kararlı bir çatışmacı tutumu tüm süreci etkileyebilir...

Ama rakiplerinin tutum ve davranışlarından etkilenmeyen bir oyuncunun son tahlilde başarılı olması çok zordur.

Çünkü bir oyuncu, ancak mutlak gücü elinde bulunduruyorsa öteki oyunculara karşı sürekli olarak uyguladığı dayatmalardan bir sonuç alabilir ki, bunun da kalıcı olması olanaklı değildir.

Bu söylediklerim "oyun kuramının" alfabesi olarak da düşünülebilir.

* * *

2011 seçimleri sonucunda oluşan Meclis'teki dört oyuncunun, AKP, CHP, MHP ve BDP'nin ne yapacağı, sadece kendi ilan ettikleri amaçlara, ilkelere, programlara ve projelere değil, aynı zamanda karşılarındaki oyuncuların tutum ve davranışlarına ve her birinin bu tutum ve davranışlar hakkındaki beklentilerine de bağlı olacaktır.

* * *

Acaba Meclis'teki dört aktörün bir araya gelmeleri ve Türkiye'nin önündeki hem iç hem de bölgesel sorunları çözmekte uzlaşmacı bir tutum sergilemeleri olanaklı mıdır?

Bugün bu soruya olumlu ve iyimser bir görüşle yaklaşma denemesi yapmak istiyorum.

Burada dile getireceğim çözümlemeler ve beklentiler elbette nesnel bir takım verilere dayanacak ve bütün oyuncuların uzlaşmacı bir tutum sergilemelerinin gerekçeleri üzerinde odaklanacaktır.

Önce baş oyuncu olan iktidardan başlayalım:

AKP, seçimlerde oylarını arttırmış, dolayısıyla hem Recep Tayyip Erdoğan hem de AKP başarılı olmuştur.

Bu gerçek, hem kişi olarak Erdoğan'ın hem de parti olarak AKP'nin özgüvenini arttırmış ve her ikisini de başarısızlığın ezikliğine ve bu ezikliğin yol açacağı saldırganlığa tutsak olmaktan kurtarmıştır diye düşünebiliriz.

Bu özgüven tazelemesinin, uzlaşmacı bir tutumu beslemesini umut ederek, devam edelim:

Oy artışına karşın AKP Meclis'te tek başına Anayasa yapacak bir çoğunluğa erişememiştir.

Bu eksikliğin de onu öteki oyuncularla uzlaşmaya yöneltmesini beklemek çok gerçek dışı olmaz.

Anamuhalefet partisi CHP'ye gelince:

Hem aldığı oyu hem de Meclis'teki sandalye sayısını önemli ölçüde arttıran bu parti göreceli de olsa bir başarı çizgisini yakaladığını ilan etmiştir.

Böylece o da yenilmişliğin getireceği komplekslerden ve hırçınlıktan uzak durabilir.

Ayrıca CHP, gerek ilan ettiği Demokrasi Projesi ile, gerekse Kılıçdaroğlu'nun bütün kampanya süresince vurguladığı insan hakları, demokrasi ve uzlaşmacılık ilkeleriyle zaten uzlaşmacı bir tutuma kendisini angaje etmiş durumdadır.

MHP açısından:

Kurulan bütün tuzaklara ve yapılan bütün saldırılara karşın bu parti barajı aşma ve Meclis'teki varlığını koruma başarısını göstermiştir.

Lider Devlet Bahçeli, bütün engellemeleri ve kışkırtmaları aşarak partisini bir arada tutmayı, demokratik sistem içinde kalmayı ve seçmeniyle güven ilişkisini sürdürmeyi gerçekleştirebilmiştir.

Var olma sorununu halletmiş bir parti olarak MHP'nin de sorun çözücü bir tutuma karşı soğuk durmayacağı beklenebilir.

Gelelim BDP'nin bağımsız olarak Meclis'e soktuğu milletvekillerine:

Her şeyden önce, BDP'nin yüzde on barajının aşmakta gösterdiği örgütlenme başarısı kendilerine yüksek bir özgüven kazandırmış olmalıdır.

Ayrıca genel beklentileri aşan bir sandalye sayısına ulaşmış olmaları da bu özgüveni pekiştirici bir ögedir.

Kürt sorununun bir terör olayı olarak görülmesinin hiçbir tarafa bir yararı olmadığı artık iyice kanıtlanmıştır.

Zaten bu milletvekillerini Meclis'e yollayan bir siyasal hareketin başlaması, terörle bir yere varılamayacağına ilişkin inancın sonucu değil midir!

Üstelik bağımsız adayların arasında farklı geçmişlerden gelen birkaç kişinin bulunduğu da bilinmektedir.

Bu açıdan BDP'nin de uzlaşmacı bir yaklaşım izlemesi çok makuldür.

Sonuç olarak:

Meclis'teki bütün oyuncuların uzlaşmacı bir yaklaşım izlemeleri için her türlü gerekçe vardır.

Bu gerekçeleri birbirleri açısından gözlemleyerek, öteki oyuncuların da uzlaşmacı bir tutum ve davranış sergileyeceklerini düşünürlerse, Türkiye'nin sorunlarının çözülmesi çok daha sarsıntısız ve verimli bir yöntemle gerçekleşebilir.

* * *

Yukardaki satırların çok iyimser olduğu ve gerçekleri tam yansıtmadığı düşünülebilir.

Ben de zaten "Böyle olacak" demiyorum...

İyimser bir görüşle bakarsak "Böyle de olabilir" diyorum...

Ve "Böyle olmasını istiyorum!"


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 17 Haziran 2019

Valid HTML 4.01 Transitional