Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

GEORGE ORWELL VE CELAL ÜSTER NEREYİ ANLATIYOR
 

Silivri cezaevi nüfusu sürekli artıyor.

Son odatv ve gazeteci tutuklamalarına ek olarak kalp hastası olan Prof. Mehmet Haberal da hastaneden cezaevine nakledildi.

Bu arada sanıklara ve sanık avukatlarına da deliller tam olarak açıklanmıyor.

Aslında bu durumu edebi açıdan en iyi Kafka'nın Dava adlı kitabı yansıtır ama ben bugün bir başka başyapıttan söz edeceğim:

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört.

Asıl adı Eric Arthur Blair olan George Orwell, 1984 adlı kara ütopya romanını yazmadan önce, Hayvan Çiftliği kitabı ile zaten üne kavuşmuştu.

1949 yılında, 47 yaşındaki erken ölümünden ancak bir yıl önce basılan 1984, ününe ün kattı.

Orwell, totaliter rejimlerin egemen olduğu yıl olarak belirlediği 1984'ten 30 yıl sonra, insanlığın 21'inci yüzyılında, 1940'lı yıllarda çizdiği resmin hâlâ "gerçek ve yakın" bir tehlike oluşturduğunu görse acaba ne derdi?

* * *

1984'te, dünya üç büyük devlete bölünmüştür:

Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya.

Kitap bu devletlerden Okyanusya'da geçer.

Bu devletlerin hepsi birbirleriyle sürekli savaş halinde bulunmaktadır.

Ama zaman zaman Okyanusya'nın düşmanı ve müttefiki değişmekte, tarih de hemen bu güncel gerçeğe göre yeniden değiştirilmekte ve yeniden yazılmaktadır.

Okyanusya'da insanlar devamlı olarak, devlet yani devlete egemen olan parti tarafından izlenmektedir.

Her yerde çift taraflı görüntü veren tele-ekranlar vardır.

Bunlar hem yayın yapar, hem de bulundukları yerdeki ses ve görüntüleri merkeze taşır.

Hiç kimse hiçbir zaman bunların denetim alanının dışına çıkamaz!

İnsanların düşünceleri ise "Yenisöylem" diliyle biçimlendirilmektedir.

Çünkü bu dil bireyleri sadece partinin istediği biçimde düşünmeye ve düşüncelerini de bu biçimde ifade etmeye koşullamaktadır.

Zaten ayrıca bir "Düşünce Polisi" de kurulmuştur.

Devletin ya da devleti denetleyen Parti'nin belirlediği düşüncelerin dışına çıkanlar, mevcut düzeni sorgulamaya çalışanlar bu Polis tarafından izlenir, yakalanır ve işkenceden geçirilerek beyinleri yıkanır, "düzeltilir".

Parti görüşlerinin yani Devlet düzeninin egemenliği "çiftdüşün" yöntemiyle sağlanır:

Yani insanların tüm düşünceleri ve yaşamları sadece "yenisöylem" diliyle değil, "çiftdüşün" sistemiyle de biçimlendirilir."

Çiftdüşün" düzenini kuran ve işleten egemen partinin sloganları şunlardır:

Savaş barıştır.

Özgürlük köleliktir.

Cahillik güçtür.

* * *

Ben 1984'ü ilk kez, 1958 yılında, Doğan Kardeş Yayınları'nın "Işık Kitapları" dizisinin beşinci kitabı olarak V. Turhan ve S. Tonguç çevirisiyle yayınlandığında okumuştum, lise son sınıftayken.

Sonradan başka çevirileri de çıktı.

Orwell'in bu muhteşem totaliter düzen eleştirisini Celal Üster yeniden tertemiz bir dille Türkçe'ye çevirdi.

Kitabın başına da "Bir İnsanlık Karabasanı" başlığıyla harika bir çözümleme yazmış.

1984'ü, yirmi yaşındayken ikinci kez okuduğunda Mamak Askeri Cezaevi'nde olduğunu belirtiyor ve kendi yaşamıyla romanın kahramanı Winston'un yaşamı arasındaki koşutluğa işaret ederek şunu söylüyor:

"Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, benim yaşadığım hücreler ya da koğuşlardan başka bir şey değildi."

Merak ediyorum, acaba Silivri'de yatanlar Kafka'nın Dava'sını veya Orwell'in 1984'ünü okuduklarında ne hissediyorlardır?


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 9 Aralık 2019

Valid HTML 4.01 Transitional