Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

NEOFAŞİZM DÜNYAYI, İSLAM ALEMİNİ VE TÜRKİYE'Yİ TEHDİT EDERKEN...
 

Sevgili okurlarım, son kitabım "İçimizdeki Zalim" üzerinde çalışırken pek çok kaynak taradım.

"Yeni Dünya Düzeni" veya "Küreselleşme" sürecinde, üç dönüm noktasının yazarları etkilediği anlaşılıyor.

Birinci dönüm noktası 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılması ve onu izleyen, özellikle Doğu Avrupa'da, Balkanlarda ortaya çıkan yeni devletler, yeni oluşumlar.

İkinci dönüm noktası 9 Eylül 2001'de El Kaide'nin Amerika'daki İkiz Kulelere yaptığı saldırı; ve bunun ardından hem yaygınlaşan radikal, siyasal, dogmatik İslami terör tehdidi, hem de ABD'nin Irak'ı işgali.

Üçüncü dönüm noktası ise 2008 dünya ekonomik krizi.

Bu üç dönüm noktası kimi zaman birbirini izleyen ve pekiştiren, kimi zaman da diyalektik olarak ters yönde etkiler doğuran bir takım yeni süreçleri gündeme getirdi.

Bunların en önemlilerinden biri "Neofaşizm".

Dünyadaki neofaşizm tehlikesine dikkat çeken en önemli yazarlardan biri de Columbia Üniversitesi tarih profesörlerinden Robert O. Paxton.

"The Anatomy of Fascism" adlı kitabında (Vintage Books, 2005) klasik faşizmi farklı bir görüş açısıyla inceleyen Paxton, Almanya gibi uygar bir toplumun, efsaneler, semboller ve duygu sömürüsüyle, nasıl ilkel bir devlete dönüştüğünü yeni yaklaşımlarla açıklıyor.

Kitabın "Faşizm Hâlâ Olanaklı mıdır" bölümünde, neofaşizmin ortaya çıkışını haber veren olayları özet olarak şöyle sıralıyor:

"Balkanlar'daki etnik temizlik...

Komünizm sonrası Doğu Avrupa'da aşırı milliyetçiliğin keskinleşmesi...

İngiltere, Almanya, İskandinavya ve İtalya'da göçmenlere karşı 'dazlak' şiddetinin artması...

Neofaşist bir partinin 1994'te Silvio Berlusconi hükümetine katılması...

Nazilerle işbirliği yapan Jörg Heider'in Şubat 2000'de Avusturya hükümetine girmesi...

Fransız sağının lideri Jean-Marie Le Pen'in, 2002 Mayıs'ında Fransız başkanlık seçimlerinin birinci turunda şaşırtıcı biçimde ikinci sıraya yükselmesi...

Aynı ay, Hollanda da göç karşıtı Pym Fortuyn'un şimşek gibi yükselişi...

Son olarak bütün dünyadaki radikal sağcı grupların yükselişi ve bu yükselişin aşırı sağcı eylem ve söylemleri canlandırışı." (s.173).

Tabii yazar Avrupa üzerinde odaklandığı için, Ortadoğu ülkeleri ve İran, gözlem alanı dışında kalmış.

Paxton, popüler Amerikan faşizminin, dinci, siyah karşıtı, ve 11 Eylül 2001'den beri anti-İslam olduğunu söylüyor.

Batı Avrupa'da seküler ve anti-Semitik olmaktan çok anti-İslamcı olduğuna işaret ediyor.

Rusya ve Doğu Avrupa'da da, dinci, anti-Semitik, Slav milliyetçiliğine dayalı ve Batı karşıtı olduğunu açıklıyor.

Neofaşizmin (yeni faşizmin) gamalı haç yerine, geniş kitlelerin daha güncel ve yerel olan simgelerini kullandığını söylüyor. (s.174).

Dünyaya özellikle de değişim rüzgarlarının artık bir fırtınaya dönüştüğü bölgelere baktığımızda bu fırtınanın "Demokrasileri", ve "İnsan Haklarını" tehdit ettiğini görmemek olanaksız.

Batı ve Doğu Avrupa, Balkanlar ve Kafkaslarda bu fırtına neofaşizmi yayarken, onlardan farklı özellikler taşıyan İslam dünyasında ise bambaşka biçimdeki süreçleri tetikliyor:

Batının bir parçası olan bölgelerde halk hareketlerinden kaynaklanan bu neofaşistik oluşumlar, İslam dünyasında halkların demokrasi talepleri biçiminde ortaya çıkıyor fakat nereye doğru gelişeceği henüz tam bilinemiyor:

Bir yandan otoriter yöneticilerin direnişleri ve baskıları artarken, öte yandan reform hareketleri gündeme geliyor.

Halkların henüz tam biçimlenmemiş ve örgütlenmemiş demokrasi taleplerinin ise, demokratik süreçlere mi, yoksa İran örneğinde olduğu gibi otoriterlikten totaliterliğe doğru bir gidişe mi yol açacağı daha belli değil.

Jeopolitik açıdan bütün bu oluşumların göbeğinde yer alan ülkemizdeki değişmelerin yönü ise çok daha karmaşık:

Demokrasimiz gelişiyor ve derinleşiyor mu, yoksa "İleri Demokrasi" adı verilen yeni bir isim ve simge ile neofaşizme doğru mu yol alıyor?

Bu gidiş bir kader değil!

Bizlerin etkileyeceği bir süreç.

Her zamankinden daha bilinçli ve aktif bir biçimde demokrasiye ve insan haklarına sahip çıkmamız gerek.

Söylemlere değil, eylemlere bakmamız önemli:

Bireyler, örgütler, medya, yargı ve bütün anayasal kurumlar daha özgür, daha bağımsız ve daha demokratik bir çizgide mi gelişiyor, yoksa daha sınırlı ve kısıtlı, daha denetimli, izlenen, kaydedilen ve baskıyla yönlendirilen bir topluma doğru mu gidiyoruz?

Bu soru hem Türkiye, hem İslam dünyası, hem de bütün dünya için geçerli!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 26 Ağustos 2019

Valid HTML 4.01 Transitional