Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

YILBAŞI SEVİNCİ ZEHİR OLURKEN...
 

İnsanoğlunun doğadan esinlenerek geliştirdiği...

Kendi yaşamını ölçmek için kullandığı takvime göre...

Bugün yeni yılın ilk günü.

Yapay da olsa...

Yeni bir başlangıç:

Eskiyle hesaplaşma...

Yeni umutlara doğru yelken açma!

* * *

İnsanoğlu bunu bir şölene dönüştürmüş...

Belki de acımasız yaşamın gerçeklerinden bir geceliğine de olsa kaçmak için:

Sevdiklerimiz anımsanır...

Armağanlar verilir...

Toplantılar, eğlenceler düzenlenir.

* * *

Ben bu yılbaşında, hayatım boyunca aldığım armağanlar arasında çok seçkin ve unutulmayacak bir yere sahip olan iki armağan birden aldım...

Ve ne yazık ki buna karşın yılbaşı sevincini yaşayamadım...

Çünkü yılbaşım "zehir oldu"!

* * *

Birinci armağan bir çiçek demetiydi.

Çok güzel düzenlenmiş, çeşitli çiçeklerden oluşan bir demet.

Çocukluğumun önemli bir bölümünü doğayla iç içe geçirmiş olmama karşın, çiçeklerin isimlerini pek bilmem.

Zarif bir vazodaki çiçeklerin neler olduğunu Yılmaz Özdil'in dün Hürriyet'te çıkan yazısından öğrendim:

Pembe antoryumlar...

Sarı lilyumlar...

Kırmızı gerberalar...

Beyaz lisyastüsler.

Bana gelen çiçek demeti, Özdil'e de aynı kişi tarafından yollanmıştı:

Tutuklu yargılandığı için dört duvar arasında çile dolduran, Türkiye'nin medarı iftiharı, yüzlerce hayat kurtarmış, binlerce öğrenci yetiştirmiş, organ nakli öncümüz, dünya çapındaki cerrahımız, Prof. Dr. Mehmet Haberal.

Haberal yine ön almış, bizim ona yollamamız gereken "özür çiçeklerini", o bize "yılbaşı çiçekleri" olarak göndermişti.

Ben onları "Acı çiçekleri" olarak algıladım.

Haberal ve onun gibi dört duvar arasındakilerin trajedisi karşısında dışarda olan bizlerin düştüğü çaresiz durum, bu yılbaşı armağanının yaratması gereken sevinci aldı götürdü...

Büyük bir utanca ve acıya dönüştürdü!

* * *

İkinci büyük armağanı Yılmaz Özdil'den aldım.

"Yılbaşı" başlıklı dünkü makalesinde, benim bir yazımdaki anımın "Hafızasına mıh gibi çakıldığını" belirtiyordu.

Yılmaz Özdil gibi, gazetedeki ve televizyondaki sorumluluklarından dolayı her gün ülke ve dünya gündemindeki binlerce haberi radarıyla tarayan, aralarından önemli olanları seçen, bültenler hazırlayan, köşe yazıları yazan ve yaptığı bütün işler toplumda ses getiren bir gazeteci-yazarın "hafızasına mıh gibi çakılan" bir anı kaleme alabilmiş olmak...

Yayınlanmasının üzerinden çok uzun bir zaman geçtikten sonra bile bunun çok anlamlı bir yazıda çarpıcı bir biçimde kullanıldığını görmek...

Ve bunun Prof. Mehmet Haberal hakkında olması...

Bana hayatım boyunca verilmiş olan en anlamlı armağanlardan biriydi.

Tabii armağanın asıl sahibi ben değildim...

Prof. Mehmet Haberal'dı...

Ben de bu armağanı Haberal ile paylaştığım için onur duymuştum...

Ama bu büyük armağana da sevinemedim...

"Hayatı zindan etmek"...

"Yılbaşını zehir etmek"...

Gibi deyimlerin anlamını daha iyi duyumsayarak giriyorum yeni yıla!

Yılmaz Özdil'in dünkü yazısı mutlaka okunmalı, kesilip saklanmalıdır:

"Minnettar olunması gereken insan içerdeyken, ruhu prangalı olan bizler dışarda mıyız sahiden?" diye soruyordu yazıyı bitirirken!

Editörün notu; Sn. Özdil'in ilgili yazısı için bağlantı.

  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 17 Haziran 2019

Valid HTML 4.01 Transitional