Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

ZALİMİN TOPLUMSAL VE BİREYSEL PSİKOPATOLOJİSİ-I
 

Sevgili okurlarım, önce Tuncay Özkan'ın doğum gününü kutlayalım ve sonra ilave edelim:

Kimse zalim doğmaz...

Sonradan olur!

* * *

İnsanlar da bütün öteki canlılar gibi bencil doğar.

Çünkü doğa, yaşamını sürdürebilmesi için insanı da, öteki canlılar gibi, yeme, içme, korunma ve üreme içgüdüleri ile donatmıştır.

Ama insanı öteki canlılardan ayıran çok başka bir özellik vardır...

Kendini geliştirmesini, doğa ile mücadelesini sağlayan akıl!

İşte bu akıl, insanın kendini eğitmesine de yol açar...

Doğa ile ve başka insanlarla uyum içinde yaşamasını sağlar!

Tarih içinde gelişen, kendini geliştiren, teknoloji ve ideoloji üreten insan, ortak akıl aracılığıyla "vicdan" sahibi olur!

Hiçbir bebek vicdanlı doğmaz...

Vicdan, her insana sonradan, ailesi, okulu, arkadaşları, toplumu tarafından tohumlanır.

Her insana tohumlanan vicdan, aileden aileye, toplumdan topluma, zamandan zamana değişir.

Vicdan, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırmamızı sağlar:

Toplumsallaşmanın, toplumun bireye verdiği "bilincin" önemli bir parçası, hatta doğrudan bir yansımasıdır.

Tarih boyunca vicdan, sürülerin, ailenin, aşiretlerin bireydeki yansıması olmuştur.

Zaman içinde özellikle de Tek Tanrılı Dinler'in gelişmesiyle, din ve mezhep doğrudan bir vicdan aktarıcısı olmuştur:

Bireylerin vicdanı, içine doğdukları toplumun, örf ve adetleri ve inançları ile yoğrulmuştur.

Endüstrileşme ile ortaya çıkan uluslaşma süreçleri, bu toplumsal vicdana milliyetçilik boyutunu eklemiştir.

Bu aşamalarda dini veya milli değerlere dayalı ayrımcı vicdan, "başkalarına" yönelik her türlü zulmü meşru sayar.

Tüm tarihe, Haçlı seferleri gibi damgasını vuran din savaşları, Fatımilerin İslam Halifesinin gözlerini oyup hapse atması, Katoliklerin Protestanlara yönelik Sen Bartelemi katliamı gibi mezhep çatışmaları, İkinci Dünya Savaşıyla tüm dünyayı kana bulayan ırkçı-milliyetçi faşist yaklaşımlar hep bu "vicdanın" yansımalarıdır.

Daha sonra devreye insan hakları, demokrasi gibi kavramlar girmiş ve çağımızda vicdan artık tüm insanlığı kapsayan, eşitliğe, adalete, barışa ve hoşgörüye dayanan bir nitelik kazanmıştır.

* * *

Peki ama ne haksızlıklar bitiyor...

Ne adaletsizlikler...

Ne zulüm...

Ne savaşlar...

Ne de işkence!

Madem artık bireye aktarılan vicdan, barışa, eşitliğe, adalete, insan haklarına dayanıyor, neden hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bu vicdansızlıklar yaşanıyor?

Bu sorunun iki yanıtı var:

Birinci yanıt şu:

Çünkü dünya, yani insanlık aynı anda, birörnek bir biçimde ve aynı hızda değişmiyor.

Belli toplumlar, gruplar ve bireyler, insanoğlunun yukarda özetlediğim gelişme ve değişmesini izleyememiş, geri kalmışlar.

Bunlar, dünyayı hâlâ din, mezhep, ırk, milliyet ayrımcılığı ve savaş açısından görüyor.

İkinci yanıt ise daha vahim:

Gücü elinde bulunduran gelişmiş toplumlar, kendi toplumlarında geçerli olan vicdani değerleri, uluslararası paylaşım kavgasında uygulamıyor:

Kendi ülkelerinin, vatandaşlarının, refahı ve mutluluğu için başka ülkelerle olan ilişkilerinde, farklı vicdani değerleri uygulamaya sokuyor.

* * *

Böylece "Zalimin" toplumsal psikopatolojisinde:

  1. Toplumsal geri kalmışlık (dincilik, mezhepçilik, ırkçılık, milliyetçilik)...
     
  2. Dünya kaynaklarının paylaşım kavgası (emperyalizm)...
     
  3. İçte farklı, dışta farklı vicdani uygulamalar (ikiyüzlülük)...

Öne çıkmaktadır.

Yarın: Zalimin bireysel psikopatolojisi!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 19 Ağustos 2019

Valid HTML 4.01 Transitional