Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

FAŞİZMİN OLAĞANLAŞMASI
 

Toplumların demokratikleşmesi tarihte çok kan ve gözyaşı dökülerek sağlanmış bir ilerlemedir.

Batı Avrupa eksenli olan demokratikleşmenin altında, temelleri Amerika'nın keşfine kadar uzanan Endüstrileşme ve esas olarak onsekizinci yüzyıldan itibaren etkisini hissettirmeye başlayan Aydınlanma süreçleri yatar.

Asıl kan ve gözyaşı, toplumsal ve siyasal düzenin kilisenin otoritesinden kurtarılması ve yeni ortaya çıkan sermaye ve işçi sınıflarının hem kilise ve toprak ağaları ile hem de birbirleri ile olan mücadelesi sırasında dökülmüştür.

Avrupa'nın Yeni Çağ ve Yakın Çağ tarihleri bu mücadelelerin yol açtığı yerel ve evrensel savaşların tarihidir.

İnsanlık tarihi açısından bu süreçlerin harika bir özeti ve çözümlemesi değerli biliminsanı Server Tanilli'nin Uygarlık Tarihi adlı çalışmasında görülebilir.

Sonuç olarak insanlık, önce kilisenin ve toprak ağalarının egemenliğinden kurtulmuş, daha sonra da evrensel insan hakları ve demokrasi gelişmiştir.

Tarihsel olarak insan hakları ve demokrasi, işçi sınıfının mücadeleleri sonunda sistemin bir parçası haline gelebilmiştir.

Bir başka deyişle, sermaye sınıfı yani burjuvazi, tek başına insan haklarının ve demokrasinin gelişmesi için yeterli değildir.

Ancak, sermaye sınıfının büyümesi için, gelişmesi zorunlu olan işçi sınıfının güçlenmesi ile insan hakları ve demokrasi, insanlığın ortak bir ideali haline gelebilmiştir.

Sermaye ve işçi sınıflarının mücadelesinde kazanılan haklar, tek tek, zaman içinde birikerek, "Demokrasiyi olağanlaştırmıştır".

* * *

Tabii, "bir insan bir oy" ilkesine dayalı çağdaş demokrasinin yerleşmesi ve "olağanlaşması" da çok kolay ve çok sancısız olmamıştır.

Demokrasiyi, çoğunluğun diktatörlüğüne karşı koruyacak olan kurumlar ve kurallar ancak zaman içinde geliştirilebilmiş, "olağan demokrasi" faşizan saldırılara karşı yavaş yavaş zırhlandırılmıştır.

Demokrasinin zırhını oluşturan kurum ve kuralların başında da demokratik düzeni yani temel hak ve özgürlükleri koruyacak olan yargı mekanizmasının bağımsızlığı ve tarafsızlığı gelmektedir.

İkinci Dünya Savaşı'na yol açan Faşizm çılgınlığından sonra, iktidarların demokrasinin kurumlarına ve kurallarına saygılı davranmasını denetlemek üzere kurulan Anayasa Mahkemeleri, evrensel kabul gören bir mekanizma olmuştur.

* * *

Demokrasilerin en büyük düşmanı radikal dinci veya şöven milliyetçi çoğunluklardır.

Çünkü demokrasi esas olarak çoğunluk yönetimine dayanır.

Ama bir demokrasiyi öteki rejimlerden ayıran en önemli özellik, çoğunlukların gücünü sınırlayan temel hak ve özgürlükler, özellikle de ifade özgürlüğü, muhalefet ve azınlık haklarıdır.

İkinci Dünya Savaşı'na yol açan Faşizm çılgınlığı, bize demokratik rejimlerin mutlaka ama mutlaka radikal dinci ve şöven milliyetçi çoğunluklara karşı korunması gerektiğini öğretmiştir.

Çünkü demokratik rejimin temel hak ve özgürlüklerinden yararlanarak otoriter ya da totaliter yönetimini güçlendirmeye çalışan hiçbir iktidar bunu "Demokrasiyi rafa kaldıracağım" diyerek yapmaz:

Tam tersine demokrasi içerisindeki her faşizan adım, radikal dinci ya da şöven milliyetçi duyguları sömürerek, "sözde demokratikleşme" adına atılır!

Atılan adımların gerçekten "Demokratikleşme" mi yoksa "Faşistleşme" mi olduğunu saptamak çok kolaydır:

"Demokratikleşme" ile "Faşistleşme" arasındaki ayrımın mihenk taşı, muhalefet hakkı, azınlık görüşlerinin özgürlüğü, medya özgürlüğü, bireysel yaşamın dokunulmazlığı ve bütün bunları koruyacak olan yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığıdır.

* * *

Tam bu noktada faşizme kayan siyasal iktidarların demokratik rejim içinde "Faşizmi olağanlaştırması" sürecine geliyoruz:

Faşizme kayan bir siyasal iktidar, bir takım "rutin" gözüken eylemlerle, ifade özgürlüğü, medya özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, özel yaşamın dokunulmazlığı gibi kavramların altını oymaya başlar.

Örneğin, medya mülkiyetiyle oynar, kendine yandaş medya yaratır.

Örneğin radyo ve televizyonların üst kurulundaki siyasal etkisi yoluyla tüm medyayı denetim altına alır.

Örneğin yasalara eklediği özel mahkemeler, gizli tanık, itirafçılık ve benzeri düzenlemelerle, adil yargılanma hakkını zedeler.

Örneğin özel yaşamın teşhir edilmesine yol açan "haber sızdırmalarıyla" ve bu sızdırmaları cezasız bırakmakla özel yaşamın dokunulmazlığını yok eder.

Tek tek kamuoyunun dikkatini çekmeyen bu eylemler, aslında demokratik rejimin normal işleyişine yapılan sessiz müdahalelerle "Faşizmi olağanlaştırır".

Kamuoyu bir süre sonra, kitlesel tevkiflerle, artık görünür hale gelen hak ve özgürlük kısıtlama ve sınırlamalarıyla karşılaştığında ise yapılacak hiçbir şey kalmamıştır...

Çünkü artık "Faşizm olağanlaşmıştır"!

Çünkü artık haksızlık ve adaletsizlikler sineye çekilmiştir...

Çünkü artık içeri atılanlar orada unutulmuştur...

Çünkü artık tek tek insanların sesi duyulmaz olmuştur...

"Olağan demokrasinin" "olağan faşizme" dönüşmesine yol açan bu gidiş ise ancak sandıktaki "ortak demokratik ses" yoluyla durdurulabilir!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 19 Ağustos 2019

Valid HTML 4.01 Transitional