Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

DIŞ POLİTİKAYI İÇ POLİTİKADA KULLANMAK: TÜRKİYE SAVAŞA MI SÜRÜKLENİYOR?
 

Sevgili okurlarım, dünya büyük bir değişim ve kapitalist sistemin yarattığı büyük bir bunalım içinde.

Ortadoğu bölgesi ve bölgedeki savaş, dünyanın bu hızlı değişiminden, kapitalizmin büyük bunalımından en çok etkilenecekler arasında.

Ortadoğu ve buradaki savaş nereye gidiyor?

ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın daha seneler önce ifade ettiği gibi bölgede sınırlar değişecek mi?

Türkiye bu süreçten nasıl etkilenecek?

Bu soruların yanıtları ne "günlük çıkarlara odaklı işportacı mantığıyla", ne stratejik derinlik taşıdığı öne sürülen ama içi bir türlü doldurulamayan "komşularla sıfır sorun" politikasıyla verilebilir.

Hele hele, ırkçı, dinci, ya da milliyetçi, mezhepçi tepkilerin, popülizmi ve halk dalkavukluğunu körükleyen mantığıyla hiç verilemez.

Bu soruların yanıtlarını bulmak için, tarih, siyaset, sosyoloji ve ekonomi bilimlerinin ışığında dünyayı ve Ortadoğu'yu iyi irdelemek gerekir.

Ama önce, Ortadoğu savaşı bağlamında, Türkiye'nin bu konudaki dış politikasının, iç politikada malzeme olarak kullanılmasının çok tehlikeli bir strateji olduğunu ve ülkeyi savaşa sürükleme riski taşıdığını belirtmek istiyorum.

Bu riski abarttığımı düşünenler olabilir.

Ama daha şimdiden bir yardım gemisinde dokuz canımızı yitirdiğimiz düşünülürse...

Başta AKP iktidarının sorumluları olmak kaydıyla, hemen hemen herkesin "Biz böyle bir şey beklemiyorduk, çok şaşırdık..." diyerek, öngörüsüzlüklerini, ve tedbirsizliklerini açıkladığı anımsanırsa...

Türkiye'nin AKP iktidarının önderliğinde bir savaşa sürüklenme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu riski açıkça ortaya çıkar.

* * *

Şimdi birbirinden tamamen farklı olan iki yazara bakarak savaş riskinin değerlendirelim:

Önce dünyadaki büyük değişmeyi ve kapitalizmin bunalımını irdeleyen değerli ekonomi profesörü Erinç Yeldan'ın, dünkü Milliyet'te Devrim Sevimay ile yaptığı röportajın girişi:

"...Daha önemlisi, iktisadi tarihteki bu tip son dört-beş dalga hep militarize olmuş bir küresel ortam, artan askeri harcamalar ve ne yazık ki çoğunlukla da açık savaşla geçirilmiş durumda.

Eğer bu hakikaten bizim gözlediğimiz gibi sistemin derin bir krizi ise bugün yaşadığımız küresel krizin ardından bir savaş konjonktürü oluşabilir.

Bu savaş da öyle hemen bir James Bond filmlerindeki gibi topyekûn nükleer üçüncü dünya savaşı şeklinde değil, bölgesel, yerel savaşlar, etnik huzursuzluklar, aşırı gerginlikler şeklinde de yaşanabilir.

Önemli olan bu krizin, ileride yaşayacağımız günlerde Türkiye'yi ve bölgemizi etkilemesi muhtemel iktisadi sosyal sonuçları arasında 'düzeltici savaş' (corrective war) olarak nitelendirilen bir konjonktürün de olma olasılığıdır, demiştik."

Görüldüğü gibi, değerli biliminsanı Yeldan, dünyadaki bu büyük değişimin ve kapitalist sistemin bunalımının, bölgede Türkiye'yi de içine alacak bir sıcak savaşa yol açabileceğini çok açık olarak vurguluyor.

Tabii bu noktadan itibaren, Türkiye'nin, Türkiye'yi yönetenlerin vizyonları, stratejileri devreye giriyor.

AKP iktidarı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ortadoğu'ya, Ortadoğu savaşına nasıl bakıyor?

Bugüne kadarki tutum ve davranışlara, söylemlere bakılırsa Erdoğan, Ortadoğu savaşını, Filistin'in trajedisini, İsrail'in saldırgan ve vahşi siyasetini, iç politika malzemesi yapmaya yönelik bir strateji izliyor.

Tabii bu stratejinin en önemli aracı, Türkiye'nin, geniş kitleleri seferber edebilmek için savaşta aktif bir taraf rolünü üstlenmesi, hiç olmazsa bu görünüme bürünmesi.

Referandum ve seçim süreçlerinin başladığı bir ortamda, Kemal Kılıçdaroğlu'nun verdiği ivme ile yükselen CHP oyları karşısında, Türkiye'nin gündemine hakim olmak ve onu istediği çizgide değiştirmek için kullanılan bir "savaşta taraf olma" stratejisi, sonunun ne olduğu bilinmeyen bir maceraya girmek gibi görünüyor.

Geniş kitlelerin dinci, mezhepçi ya da ırkçı, milliyetçi çizgilerdeki manipülasyonu, tarih boyunca bütün iktidarlara çok cazip bir yöntem gibi gelmiştir.

Ama yine tarih bize gösteriyor ki, bu yola başvuran bütün iktidarlar sadece kendi ülkelerini değil, dünyayı da kana bulamış ve sonunda, bırakın yarar sağlamayı, mutlaka ama mutlaka bundan zarar görmüşlerdir.

Başbakan'ın son bunalım karşısındaki tutum ve davranışlarını eleştiren sadece ben değilim.

Sabah'ta Nazlı Ilıcak bile Başbakan'ın siyasal ve İslamcı söyleminden duyduğu rahatsızlığı şöyle aktarıyordu:

"...Ama Tayyip Erdoğan, biraz daha soğukkanlı davranmalı, konu katiyen siyasi malzeme gibi görülmemeli. Böyle bir izlenim dahi yaratılmamalı.

Başbakan, mağdur Arap kitlelerine sahip çıkarken, İslami vurgulardan özenle kaçınmalı. Zira olay İsrail tarafından, AK Parti'nin Milli Görüş geçmişiyle izah ediliyor.

Sivil toplum örgütlerinin İslami duyarlılık sergilemesi doğal. Fakat devlet katında, daha laik bir dil ya da üslup kullanılması, hem uluslararası camiada tezimizi güçlendirir; hem de yurtiçinde tek yumruk olmamızı kolaylaştırır diye düşünüyorum."

* * *

Sevgili okurlarım, gelecekteki muhtemel bir savaş tehlikesini öngörmek, riskleri işaret etmek, ne kötümserlik ne de körü körüne muhalefettir...

Sadece gerçekçi, barışçı ve yurtseverce bir uyarıdır!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 9 Aralık 2019

Valid HTML 4.01 Transitional