Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

DOĞADA BAHAR,
HÜCREDE BAHAR!

 

Sevgili okurlarım, bundan üç hafta önce, baharın güzelliğini algılarken, "içerdekileri" unutmamamız gerektiğini vurgulayan "Silivri'de Bahar" başlıklı bir Pazar yazısı yazmıştım.

Aslında "içerdeki" arkadaşlara bir seslenişti bu.

Cuma günü Mustafa Balbay da, okurlarından birinin çağrıştırdığı bir bahar yazısı kaleme aldı.

O da "dışardakilere" sesleniyordu.

Yazıyı gözlerim buğulanarak okudum...

Sonra sonu gelmez düşüncelere daldım...

Derken, hemen hemen aynı zamanda, biri dışardan içerdekilere, öteki içerden dışardakilere yazılmış bu iki bahar yazısını birlikte sunmak bana ilginç bir fikir gibi geldi; bilmem katılır mısınız?

Anımsayacaksınız, Balbay'ın yazısı aslında iki bölümdü.

Birinci bölümde harika bir okur mektubunu anlatıyordu.

Ben sadece bahara ilişkin olan ikinci bölümü alıntıladım.

* * *

SİLİVRİ'DE BAHAR
Emre Kongar (Cumhuriyet, Şişli, 16 Mayıs 2010)

Bahar geldi.
Yaşam yeniden canlandı...
Çiçeklendi, renklendi.
Doğa kıpır kıpır...
Doğa mis gibi.
İnsanlar daha bir genç...
İnsanlar daha bir mutlu...
İnsanlar daha bir umutlu.

* * *

Silivri'de hüzün var:
Dört duvarın...
Parmaklıkların...
Yitirilmiş özgürlüğün...
Hüznü!

* * *

Silivri'de arayış var:
Hak...
Hukuk...
Adalet...
Umut...
Ve yaşam sevinci...
Arayışı!

* * *

Çiçekler Silivri'de de açıyor...
Rengârenk...
Mis gibi.
Ama betonun yüzü soğuk...
Ama parmaklıkların rengi boğucu...
Zulüm kokuyor hücre!

* * *

Ey dışarıdaki sevgili okur:
Kendini kimle özdeşleştiriyorsun...
Kimle kuruyorsun empatiyi?
Zalimle mi...
Mazlumla mı?
Ezenlerin kibri mi seni teslim almış...
Yoksa yüreğinde ezilenlerin ızdırabı mı var?

* * *

Ey içerdeki sevgili okur:
Sakın beni yanlış anlama...
Yukardaki satırlar bir "mazlum edebiyatı" değildir.
Asla!
Bu yazı, bir bahar yazısıdır:
İyimser...
Canlı...
Renkli...
Sevgi dolu...
Dostluk dolu...
Vefa dolu...
Umut dolu...
Bir mesajdır:
Bir "Yalnız değilsin!" iletisidir!
Baharda...
Bu Pazar günü de...
Seninle birlikteyiz!

* * *

Güzel günler gelecek...
Mutlaka gelecek!
Biliyorum:
O beton duvarlar...
O demir parmaklıklar...
Baharın rengini ve kokusunu...
Solumana engel olamaz...
Umudunu yok edemez...
Seçkin kişiliğini törpüleyemez!

* * *

Evet...
Ey içerdeki sevgili okur:
Sen içerde olduğun sürece...
Hiç birimiz dışarda özgür değiliz!

* * *

İÇİMDEKİ BAHAR
Mustafa Balbay (Cumhuriyet, Silivri, 4 Haziran 2010)

Bize baharın geldiğini serçeler müjdeledi. Nisan başından beri telleri ormana çevirdiler. Gün doğumundan gün batımına dek iki konup üç kalkıyorlar. Bize de alıştılar, bazen yere bile konuyorlar.

Onlar tepemizdeki tellerde cik cik öterken, biz de havalandırmada 14 adıma 5 adım yürürken gökyüzünü ormana çeviriyorlar.

Tanrım, o bulutlara çarpıp yankılanarak bize inen o sesleri şu minicik serçeler mi çıkarıyor!

Bulunduğumuz yerin bir kilometre kadar çevresinde iğde ağaçları olmalı. Rüzgâr biraz sert estiğinde, derince bir nefes çekince iğde kokusunu alıyoruz. Ben mayısın ikinci yarısına "iğde mevsimi" derim. Bütün kış o incecik dallarıyla saklambaç oynarcasına kaybolan iğdeler baharla birlikte yeşil-beyaza bürünür, milimlik sarı çiçeklerinden metrelerce ötesine kokusu yayılır.

Silivri'de bulutlar, kuşlardan daha hızlı yer değiştirir. Bir bakarsın yağmur yüklü bulutlar, bir bakarsın pırıl pırıl gökyüzü. En çok da baharda öyle... Yağmuru indirince de iyi indirirler.

18 Mayıs gecesini anlatmalıyım. Saat 02.20. Elimde Platon'un "Devlet" kitabı vardı. Birden çoksesli bir gürültü...

Aniden yağmur gelmiş...

Pencereye koştum. Dört yağmur sesi saydım. Demir parmaklıklara vuran damlalar tok sesli, sertti. Cama vuranların sesi yayılıyordu. Tepedeki saçaktan düşenler yolda bir araya gelmiş, oluklaşmışlardı. Toroslar'da bir yaylanın çoban çeşmesini andırıyordu. Havalandırmaya düşen damlalarsa, suyun suyla buluşma sesiydi.

Öteki sesler bende kalsın!

Bahar koğuşun içine gelmez mi; gelir elbet. Bahar meyvelerinden eriğin tadını aldık. Portakalı kestikten iki hafta sonra geldi, sulu, iri erikler.

Havalandırmaya usul usul böcekler de gelmeye başladı. Geçenlerde bir uğurböceği kondu. Elimizden kolumuza bir yere konduramadık.

Baharın özü; giderek artıyor nüfusumuz...

* * *

Bir bahar daha var...

İçimizdeki bahar!

İnsan gittiği yere kendisini de götürür; iyimserliğiyle, kötümserliğiyle...

Nasıl pencerenin buğusu dışarıdan silinemezse, sadece içeriden silinebilirse... İnsanın iç dünyasına da dışarıdan kimse müdahale edemez. Kişi içindeki baharı, kışı kendisi yaratır, kendisi bitirir.

İçimdeki ormandan Botanik Parkı'ndaki ağaç dostlarıma selam olsun.

Bir arkadaşımız fazla bekletince "ağaç oldum" demez miyiz?

Biliyorum, Ankara'daki dostlarım bekler beni.

Kimse beklemese de...

Ağaçlar bekler!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 26 Ağustos 2019

Valid HTML 4.01 Transitional