Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

İRTİCAYLA MÜCADELE SUÇ MU OLDU?
 

İrtica, Arapça bir sözcük.

Dönme, geri dönme demek olan "rücû" kökünden geliyor.

Geri dönücülük, eskiye dönmeyi istemek anlamında.

* * *

Türkiye Cumhuriyeti, feodal bir din-tarım toplumuna dayalı olan Osmanlı İmparatorluğu'nun yerine, çağdaş ve laik bir devlet olarak kurulmuştu.

Devlet yapısı hukuk yoluyla çağdaşlaştırılmakla birlikte, toplum yapısını değiştirmek çok kolay değildi.

Dinci feodal yapı, aşiretler ve tarikatlar aracılığıyla topluma egemendi.

Ellerindeki en büyük güç, toprak ağalığı ve şeyhlikti.

"Şıh" denen toprak ağaları, hem toprağın ve üzerindeki her şeyin sahibi olarak hem de öbür dünyayı temsil eden kimlikle büyük bir güce sahipti.

Tabii bu düzenin sürmesi, din, mezhep, tarikat, aşiret yapılarının Cumhuriyet döneminde de devamına bağlıydı.

Zaten Kurtuluş Savaşı da büyük ölçüde bu yapıya dayalı olarak gerçekleştirilmişti.

Bu nedenle dinci feodal yapı çok partili düzenden önce Meclis'te rahatça temsil edildi.

Çok partili düzene geçtikten sonra da Doğu ve Güneydoğudaki aşiretler, bir evlatlarını CHP'ye, bir evlatlarını DP'ye vererek Meclisteki güçlerini de sürdürdü.

Sonuç olarak din duygularına dayalı siyasal istismar, Türk siyasetinde her zaman etkili oldu, gücünü sürdürdü.

Çok partili düzene geçildikten sonra, sağ gelenekten gelen partiler bu istismarın meyvelerini almak için tarikat ve cemaatlere yakın davrandılar.

Cumhuriyet hukuku, Anayasayı korumak için, devlet yapısını dini ilkelere göre etkilemek isteyenlerle mücadele konusunda pek çok önlem almıştı.

Bu önlemler, hukuksal ve siyasal açıdan "irticayla mücadele" diye nitelenirdi.

Yasaklanan tekke, zaviye ve tarikatların etkinliklerini sürdürmesi bu mücadelenin esas nedeniydi.

Bir süre sonra "cemaat" kavramı devreye girdi.

Nurcular, hukuken "tarikat" değil, "cemaat" oldukları gerekçesiyle hedef olmaktan kurtuldular, daha serbest bir örgütlenme ve eğitim olanağına kavuştular.

Nurcuların bir kolu olan Gülen cemaati bu süreç içinde güçlenmeye başladı, büyüdü, gelişti, tüm toplumu yani siyaseti, bürokrasiyi, hukuku, etkilemeye başladı.

* * *

Dinci kökenden gelen AKP iktidarı, Gülen cemaatiyle birlikte şimdi Türkiye'nin tüm düzenini biçimlendiriyor.

Siyaset, medya, bürokrasi, hukuk gibi toplumsal yaşamın bütün alanları bu biçimlendirmeden nasibini alıyor.

Geriye doğru gidişin yani açıkça, hem sözlük hem de siyaset anlamındaki "irticanın" en belirgin başarısı, Türkiye'nin düşünce düzenini, kullanılan terimleri, kavramları, yani "düşünce iklimini" veya "zihniyetini" etkilemesi oldu.

Son günlerde "darbe paranoyası" pompalamasıyla, "İrticayla Mücadele Belgesi" adı verilen bilgisayar çıktısındaki imzanın "ıslak mı, gerçek mi, taklit mi" olduğu tartışmalarıyla ve Erzincan Savcısı'nın tutuklanmasına kadar giden "tarikat soruşturmalarının cezalandırıldığı" izlenimi ile "İrticayla Mücadele" diye yeni bir suç kavramı, hukuk uygulamalarına da, zihinlere de girdi.

Oysa her demokrasi, kendini totaliter ve otoriter eğilimlere karşı korur.

Bu otoriter ve totaliter eğilimlerin başında da faşist ve şeriatçı hareketler gelir.

Türkiye Cumhuriyeti de, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini bu eğilimlere karşı korumak zorundadır.

Ordunun otoriter eğilimlerine karşı yürütülen kampanya, hem hukukta hem de zihinlerde, şeriat rejimini aklamaya dönük bir biçimde kullanılıyorsa, "İrticayla mücadele" artık bir suç sayılıyorsa, bu Türkiye'nin demokratik rejimi için çok büyük bir tehlikedir.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 19 Ağustos 2019

Valid HTML 4.01 Transitional