Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

BİR DİKTATÖRLÜK ARACI OLARAK REFERANDUM
 

İnsan hakları ve demokrasi kavramlarının geliştiği Yirminci Yüzyıl'daki diktatörlerin pek çoğu hem demagog hem de diktatördürler:

Yani hem halkın duygularını okşayarak onu güzel sözlerle aldatır, hem de bu yolla baskı kurarlar.

Bunların tipik örneği Hitler'dir.

Birinci Dünya Savaşı'ndan büyük bir yenilgiyle çıkmış, haksızlığa uğradığını düşünen ve ekonomik bunalımla karşı karşıya olan Alman halkının duygularını okşayarak seçim mekanizmasını kullanmış, sonunda kanlı rejimini kurmuştur.

Tabii başka örnekler de var.

Ömrünün sonuna kadar iktidarda kalmasını referandum yoluyla onaylatan diktatörlerin bir bölümü günümüzde bile hala iktidarlarını sürdürmektedir.

Yıkılan Sovyetler Birliği'nde ise seçim mekanizması hep kullanılmış ve sonuçta yüzde doksanları aşan bir katılım ve oy ile mevcut yönetimler diktatörlüklerini sürdürmüştür.

Tarih boyunca ne seçim, ne de referandum tek başına demokrasinin güvencesi olabilmiştir.

Tam tersine her iki mekanizma da, zaman zaman demokratik bir rejimden bir diktatörlüğe geçişin aracı olarak kullanılabilmiştir.

* * *

Demokratik rejimin olmazsa olmaz bazı ön koşulları vardır.

Bunları değiştiremezsiniz.

Demokrasilerde, rejimin temellerini oluşturan ilkeleri referanduma götüremezsiniz.

Bunlar, Türkiye'deki mevcut tarihi ve toplumsal özellikler ile Anayasal gerekler dikkate alınacak olursa kısaca "demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti" ilkeleri olarak belirtilebilir.

Örneğin, aşağıdaki konuları sınırlamak ve kısıtlamak amacına dönük referandumlar yapamazsınız:

Serbest, şeffaf ve muntazam seçimler.

İnanç ve inanmama özgürlüğünü güvenceye alan, devletin bütün inançlara ve inançsızlara eşit uzaklıkta kalmasını sağlayan laiklik.

Rejimin, bireyleri hem birbirleri, hem devlet, hem de çoğunluk karşısında güvenceye alan hukuk devleti ve bunun gereği olan yargı bağımsızlığı.

Devletin vatandaşlarına karşı sorumluluklarını belirleyen sosyal devlet.

Daha geçenlerde, İsviçre'deki minare oylamasını eleştiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, inançların referanduma sunulamayacağını, bunun demokrasiyle bağdaşmayacağını söylüyordu.

* * *

Türkiye'nin Çok Partili Rejim tarihi ne yazık ki bu bakımdan yanlışlarla doludur:

Bunların en tipik örneği, artık kötü ve baskıcı bir anayasa olduğu herkes tarafından kabul edilen 12 Eylül Anayasası referandumudur.

Yüzde 92 ile kabul edilen Anayasa için yapılan referandum sırasında hem aleyhte propaganda yasa ile yasaklanmış, karşı oy vereceğini belirten Oktay Akbal yargılanıp mahkum edilerek hepse atılmış...

Hem atılan oyun rengini gösteren şeffaf zarflar kullanılmış...

Hem de Anayasa'nın kabulü ile Kenan Evren'in Cumhurbaşkanlığı onaylanmış olarak kabul edilmiştir.

Böylece demagojik bir diktatörlüğün referandumu nasıl kötüye kullanacağının en iyi örneği verilmiştir.

Hemen belirtmeliyim ki AKP döneminde yapılan Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından doğrudan seçilmesine ilişkin referandum da, Türkiye'deki demokratik rejimin Parlamenter özelliğini zedelemesi bakımından yanlıştır.

* * *

Şimdi AKP, rejimi iyice çıkmaza sokacak bir başka Anayasa değişikliğini referanduma sunmaya hazırlanıyor:

Önerilen değişiklikler, yüksek yargı organlarını siyasetin doğrudan etkisine sokacak önlemler.

Böyle bir referandumun Türkiye'de demokrasinin sonu olacağını söyleyebiliriz.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 17 Haziran 2019

Valid HTML 4.01 Transitional