Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

BAŞBAKAN'IN KONUŞMASI NE KADAR İNANDIRICI?
 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında konuşmuş:

"Yüzde 58 Türkiye aşkıyla evet derken, yüzde 42 de Türkiye aşkıyla hayır demiştir. Evet diyenler bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü ne kadar önemsiyorsa, hayır diyenler de o kadar önemsiyordur." demiş.

Bunlar güzel sözler...

Dilerim Başbakan'ın bu söylemi, iktidarın, özellikle de güvenlik güçlerinin eylemlerine yansır.

"Mahalle baskısı, gizli gündem, gizli ajan, sivil vesayet gibi AKP ile asla yan yana gelmeyecek kavramlar bugün bir kez daha gündeme getiriliyor. Isıtılıyor. Gerçek nedenler gizlenerek bir korku ve baskı aracı olarak kullanılıyor. Halk oylaması sürecinde İnegöl, Dörtyol'da sergilenen kışkırtmalar, çok daha açık net belge ve bilgiler açıklanacak. Halk oylaması ardından Tophane'de sergilenmek istendi. Lokal olayları Türkiye manzarası gibi sergileyenlerin son derece bayat bir oyun içinde olduğunu aziz milletimiz görüyor.

Bir tane kendini bilmez çıkıp işte bu 'Evetin sonucu' diyor. Derdi fatura kesmek. Bir defa bu olayları değerlendirirken samimi ve dürüst olun. Bu yapay olayları manşet, sürmanşet atarak böyle yansıtmak, ülkeyi böyleymiş gibi göstermek bunlar doğru şeyler değil. Bunların yansımaları, ne ülke içinde ne ülke dışında Türkiye'ye bir şey kazandırmaz. Dürüstseler, samimiyseler bunları yazmazlar."

demiş.

AKP'yi "mahalle baskısından", "gizli gündem" sahibi olmaktan, "gizli ajanlıktan", "sivil vesayetten" tenzih etmesi, arındırması güzel.

Dilerim bu görüşleri de AKP iktidarının bundan sonraki uygulamalarıyla örtüşür!

Fakat İnegöl, Dörtyol ve Tophane olaylarını aynı biçimde "kışkırtma" diye nitelemesini garipsedim:

Çünkü bu olayların failleri, muhatapları ve konuları çok değişik.

Şimdi burada uzun çözümlemeler yapmak istemiyorum ama bu olayların hepsini "iktidara karşı bir kışkırtma" olarak görmek bana bir hayli ters geldi.

Doğru teşhisler konamazsa, doğru çözümler üretilemez.

Ayrıca Başbakan'ın bunların yazılmasını istememesi de doğru değil.

Bir haberi şu ya da bu nedenle engellemek, demokratik değil, diktatörce bir davranıştır.

Gazetecilerle yaptığı dünkü toplantıda da bu görüşlerine benzer sözler söylemesi demokrasi adına bir kazanç olarak görülemez.

* * *

Tabii konuşma uzun.

Referandum sonuçlarını değerlendirmiş...

Muhalefete çatmış...

Medyaya çatmış...

Ve bu arada önemli bir şey daha söylemiş:

"Sivil diktatörlük diye bir kavram olur mu? Sivilin işi değildir diktatörlük. Sivil ve diktatörlük ifadesini yan yana koymak kadar büyük bir cehalet olmaz." demiş.

Başbakan'ın bu sözleri bana, hemen akla gelen ünlü diktatörlerin asker değil, sivil olduklarını anımsattı:

Hitler'in askerlikle ilgisi, Birinci Dünya Savaşı'nda Bavyera ordusunda onbaşı rütbesi ile savaşmasıdır.

Mussolini ise hayata öğretmen olarak başlamış, askerlik yapmamak için İsviçre'ye kaçmış, ülkesine döndükten sonra gazetecilik yapmıştır.

Askerlikle ilgisi Birinci Dünya Savaşı'na katılmış ve yaralanmış olmasıdır.

Portekiz diktatörü Salazar ise ekonomi profesörüdür.

Sanıyorum Başbakan'ın konuşmalarını hazırlayan ya da bizzat kendisinin hazırladığı konuşmalarda yardımcı olan danışmanları daha dikkatli olmalıdır.

* * *

Tabii son söz olarak "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz" deyişini anımsatmak isterim.

Gözaltındaki tutukluluk süreleri artık yıllarla ölçülmeye başlayan gazeteciler, aydınlar, politikacılar, rektörler hapisteyken hiçbir "demokrasi söyleminin" fazla inandırıcı olması beklenemez!


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 19 Ağustos 2019

Valid HTML 4.01 Transitional