Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

İSRAİLLE İLİŞKİLER VE ANTİSEMİTİZM


 

Farklı din ve mezhep mensuplarına ayrımcılık yapmamak bir uygarlık ölçüsü ve ölçütüdür.

Çünkü feodal ilişkilerin egemenliğindeki geleneksel toplumlarda, din-tarım imparatorluklarında farklı din ve mezhepler "özel muameleye" tabi tutulur.

Din, mezhep, ırk, milliyet farkları gözetilmeksizin vatandaşlar arasındaki eşitlik, Endüstri Devrimi'nden sonra ortaya çıkan ulus devlet kavramının, demokrasi ve insan hakları ekseninde evrilmesi ile gerçekleştirilmiştir.

* * *

Kozmopolit bir din-tarım imparatorluğu olan Osmanlı da, Müslüman olmayan tebaaya farklı muamele yapmış, ama imparatorluğun bir "dünya devleti" olmasının gereklerini de ihmal etmemiştir.

Yahudilerin, Ermenilerin ve Rumların uluslararası ilişkileri ve becerileri, imparatorluğun gereksinmeleri doğrultusunda işlevsel olarak kullanılmıştır.

Para ve bankerlik işleri, ticaret, dış ilişkiler hep azınlıkların fonksiyonel olarak kullanıldıkları alanlardır.

Bu imparatorluk geleneği, İstanbul'u aldıktan sonra, Doğu Akdeniz ve Bizans'taki yerleşik ticari ve ekonomik ilişkileri imparatorluğun gelişmesi için kullanmak isteyen Fatih Sultan Mehmet'in Venediklilere, Cenevizlilere ve öteki Gayrimüslimlere verdiği hakların devamıdır.

* * *

Osmanlı-Türk tarihi boyunca Müslümanlarla Yahudilerin ilişkileri hep olumlu bir düzeyde gelişmiştir.

Onbeşinci yüzyılda, İspanyadaki zulümden kaçanlara Osmanlı'nın kucak açmış olması bu ilişkilerdeki olumlu havanın temellerini atmıştır.

Daha sonra, Lozan ile Gayrimüslimlere tanınan imtiyazları, Yahudi toplumunun yeni devletin vatandaşlık haklarını yeterli bularak kullanmak istememiş olması da bu güzel ilişkinin Cumhuriyet dönemindeki devamını güçlendiren bir olaydır.

* * *

Davos'taki "One minute" krizi ile başlayan, Türkiye'deki ortak askeri tatbikatın iptali ile süren ve bence en önemlisi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Yıldız Teknik Üniversitesi'ndeki konuşmasında "Para basan" Yahudi profili çizmesi ile doruk noktasına ulaşan kriz, dış politikamız bir yana, içerde de çok tehlikeli oluşumlara yol açabilir.

Bu nedenle de derhal konunun üzerine gidilmeli ve önlem alınmalıdır diye düşünüyorum.

* * *

Konunun beni kaygılandıran üç yönü var:

Birincisi Başbakan'ın, tatbikatı iptal ederken "Halkın sesine kulak verdiğini" söylemesidir.

Bu söylem, kanımca geniş halk kitlelerinin duygularını tahrik edici nitelik taşımakta ve bu duyguları bir dış politika aracı olarak kullanmak isteğini yansıtmaktadır.

İkinci nokta ise Erdoğan'ın Yıldız Teknik Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada, Yahudi kimliğini, övdüğü mü yerdiği mi belli olmayan ama ayrımcı olduğu açıkça fark edilen bir yaklaşımla ele almış olmasıdır.

Üçüncüsü ise, Suriye ile yakınlaşma sırasında bu bunalımın çıkarılmış olması, Türkiye'nin Ortadoğu politikasında, İsrail karşıtı bir yaklaşımın mı egemen olacağı sorusunu akla getirmiş olmasıdır.

* * *

Bütün bu kaygıların temelinde, iktidardaki kadroların ve liderin aldığı dinci ve dogmatik eğitim, bu eğitimin sonucu olarak bilinçlerine ve belki de bilinçaltlarına yerleşmiş bulunması muhtemel olan bir antisemitizm kuşkusu var.

Şu anda toplum çeşitli "açılımlar" dolayısıyla zaten çok kırılgan.

Bu kırılgan yapıya bir de antisemitizm eklenirse ortaya çıkacak sonuçları kimse tahmin edemez.

Üstelik tam ABD Irak'tan çekilirken, Ortadoğu politikasında İsrail'i dışlayan bir politika değişikliği de son derece vahim sonuçlar doğurabilir.


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 24 Haziran 2019

Valid HTML 4.01 Transitional