Emre Kongar'ın Resmi* İnternet Sitesi


Kitaplar

Green Bullet Makaleler

Green Bullet Articles in English

Sürekli Yazılar

Kitap Söyleşileri

Yazılar

Emre Kongar Özgeçmiş Kısa Özgeçmiş

Emre Kongar CV Curriculum Vitae (in English)

Güncel Güncel Arşivi

www.kongar.org Ana Sayfaya Geri Dönüş


 

AYDINLANMA

 

EMRE KONGAR

 

BURJUVAZİ İSLAMCILAŞTIRILIRKEN

Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı kazandıktan sonra kafasındaki kuramsal modele göre Türkiye Cumhuriyeti'ni oluştururken, elinde Cumhuriyet'i kuracak çağdaş bir sermaye sınıfı (burjuvazi) yoktu.

Osmanlı toplumunun kılıç artığı nüfusu, esas olarak eşraf ve ayan (toprak ağaları), köylüler, asker ve sivil bürokratlar gibi sınıflardan ve ara sınıflardan oluşuyordu.

Osmanlı döneminde filizlenen sermaye sınıfının (burjuvazinin) tomurcukları ise genellikle dış kaynaklı olduğu için, yeni kurulan "milli devletin" işbirliği yapabileceği toplumsal ve siyasal güçler arasında sayılmıyor ve görülmüyordu.

Nitekim, "Devletçilik" politikası esas olarak "ulusal burjuvazi" yaratma modeli olarak düşünüldü.

Bir yandan yabancı sermayeli işletmelerin satın alınması, öte yandan devlet eliyle ekonomik yatırımların yapılması ve özel kesimin "koruyucu bir gümrük politikası" çerçevesinde krediler, vergi bağışıklıkları ve benzeri yöntemlerle desteklenmesi "milli sermaye sınıfı (burjuvazi)" yaratmaya yönelik etkinliklerdi.

Nitekim, başta Koç topluluğu olmak kaydıyla, bugün önde gelen pek çok büyük holding veya şirket bu politikanın bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Bir sermaye sınıfının (burjuvazinin) yaratılması, Türkiye Cumhuriyeti açısından vazgeçilmez hedeflerden biriydi, çünkü amaçlanan demokrasi, ancak çağdaş sınıflar olan sermaye sınıfı ve işçi sınıfının, feodal kalıntılar olan toprak ağalarının ve köylülerin yerine geçmesiyle kurulabilir ve korunabilirdi.

Tabii sermaye sınıfının gelişmesi yavaş olduğu için buna bağımlı olarak ortaya çıkan işçi sınıfının oluşması da çok zaman aldı.

Çağdaş sınıfların desteğinden ve koruyuculuğundan yoksun olan demokrasi, çok partili düzene geçildikten sonra ne yazık ki, Demokrat Parti'nin hatalarıyla "çoğunluğun diktatörlüğü"ne doğru yolundan saparken, 1960 yılında ancak askerlerin müdahalesi ile "Sosyal Refah Devleti" çizgisine oturtulabildi.

Daha sonra da demokrasimizin yaşadığı sorunlar hep bu çağdaş sınıfların yeterince güçlü olmamasından kaynaklandı.

İkibinli yılların başında, tam Türkiye Cumhuriyeti'nin "çağdaş sınıflaşması" yani endüstrileşme aşaması tamamlandı diye düşünülürken, dünya, sermaye ve işçi sınıfları yapılanmasını da aşan yeni bir döneme, "Bilişim Devrimi" aşamasına geçti.

Dünya yine Türkiye'den hızlı gelişmiş ve Türkiye tam "endüstri devrimi" aşamasında dünyayı yakalarken, insanlık yeni bir döneme sıçramıştı.

Bu arada üç aşağı beş yukarı çağdaş sınıflaşmasını tamamlayan Türkiye'de çok partili düzene geçişten beri yaşanan dinci eğitim ve kentsel yağma düzeni de etkisini gösterdi ve "referansı din olan bir parti" iktidara geldi.

Bu parti şimdi Cumhuriyet döneminde devlet eliyle ve desteğiyle geliştirilen sermaye sınıfını yine devlet eliyle (daha doğru bir deyişle hükümet ve yerel yönetimler eliyle) "İslamcılaştırmaya" soyundu.

Bir yandan "serbest rekabet" şarkıları okunurken, öte yandan "haksız rekabetin" dik alası uygulanıyor, özelleştirmeler, ihaleler, krediler, bağışıklıklar ve benzeri her türlü devlet desteği "İslamcı" özellikleri ağır basanlara veriliyor.

Bu gidiş hem "İslamcı" kesimlerin burjuvalaşmasını sağlıyor, hem de burjuvazinin "İslamcılaştırılmasına" yol açıyor.

"İslamcıların" burjuvalaşmaları hiç kuşkusuz kötü bir şey değil, ama burjuvazi "İslamcılaştırılıyorsa", bunun doğrudan doğruya bir "rejim tehdidi" oluşturduğu açık.

Çünkü bu kez sadece siyasal yapı değil, onu belirleyen ekonomik yapı da "güdümleniyor".

Bu işaret ettiğim tehlikenin ne kadar açık ve yakın olduğunu görmek için lütfen AKP iktidara geldiğinden beri ekonomide olup bitenlere yakından bakınız ve Milliyet gazetesi'nin 21 Temmuz 2005 tarihli nüshasındaki şu haberi de anımsayınız:

"Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ile Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 16 Temmuz günü yaptığı yemekli toplantıda, TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı'nın, Başbakan'a, 'Gördüğünüz gibi ekonomide icraatınızı alkışlıyoruz, ama bu din konularındaki ısrarcı davranışlarınızı yadırgıyoruz' demesi üzerine, Başbakan'ın; 'Siz de böyle konuşursanız TÜSİAD'a dinsiz derler' diye tepki gösterdiği öğrenildi."


  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 19 Ağustos 2019

Valid HTML 4.01 Transitional